İstanbul 3’üncü Havalimanı’nda çalışma koşullarının düzeltilmesi için eylem yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınan işçilerden bazıları dün adliyele çıkarıldı. Savcı, 28 işçi için tutuklama istedi. Şantiyede devlet güçleri, dışarıda ise medya eliyle işçilerin direnişinin sindirilmeye çalışıldığını ifade eden İYİ-SEN Genel Başkanı Ali Öztutan, “Karşımızda yargısıyla, kolluk kuvvetleriyle örgütlü bir yapı var. İnşaat işçilerinin de karşılığında kendi örgütlü yapısını koyması lazım” dedi.
İnşaat İş Sendikası, kötü çalışma koşullarına karşı başlattıkları direniş ve yaşanan gözaltıların ardından 3. Havalimanı şantiyesinde hala çalışmakta olan işçilerden aldıkları bilgileri aktarmaya devam ediyor. Sendika’nın içerideki duruma dair fotoğraf istediğinde bir işçiden gelen yanıt “Fotoğraf çekerken gerçekten çok zorlanıyoruz. Bir de artık telefonlarımıza da bakıyorlar” şeklinde. Şantiyedeki işçiler, yüzlerce arkadaşı gözaltına alındığı, karakollarda dayak atıldığı bilgisi geldiği için eylem yapmaya da çekindiklerini anlatıyor.
İşçi kılığında sivil polisler
İşçilerin dile getirdiği bir diğer sorun ise işçi gibi görünen sivil polislerin “Bu eylemi provokatörler başlattı, havalimanının içi terörist dolu” gibi söylentileri yaymaları. İnşaat İş’e bilgi veren bir işçi durumu şöyle anlatıyor: “Bazı arkadaşlar bu söylentilere o kadar inanıyorlar ki çektikleri eziyet umurlarında değil. Açıkçası ırkçılığın bu kadar aşılanmış olduğunu görünce kimliğim gereğince korkmaya başlıyorum.”
Aynı işçi, sanki kimse onların seslerini duymuyormuş gibi hissettiğini de şu sözlerle ifade ediyor: “Sanki bütün dünyayla bağlantı sağlayacak bir havalimanı değil de, bütün dünyadan uzaklaştırılmış, bağımsız bir yer gibi…”
Sürekli polis takibi
Eylemlerin başlamasından önce de şantiye alanında işçi görünümlü sivil polislerin olduğunu, onları gözaltındayken polis kimlikleriyle gördüğünü anlatan işçi, o polislerin şantiyeden ayrılan işçileri de takip ettiğini aktardı. Şantiyede çalışmakta olan başka bir işçiden gelen bilgiye göre ise önceki gece saat 03.00 sıralarında işçilerin koğuşlarına baskın yapıldı.
Bir başka işçi ise İnşaat İş’e yolladığı mesajda sanki bir firavun için piramit yaptıklarını anlatıyor: “Sanki bir firavun için piramit yapıyoruz. Bu piramidi yaparken hayatını kaybeden insanlar hiçe sayılıyor, ne yazık ki dışarıdaki halkın bile burada olup bitenlerden yeterince haberi yok. Bu algı değişmeli. İnsanlar bunu kabullenmiş durumda, bu bir hastalık olmuş, aşılanmış durumda. Ne olursa olsun insanlar hakkını aramamın suç olmadığını ve buradaki işçilerin yaptığı tek şeyin haklarını aramak olduğunu anlamalı.”
İGA’da işçilere işkence
Maslak İl Jandarma Karakolu ve Arnavutköy İlçe Jandarma Karakolu’nda tutulan işçilerin bazıları ile dün akşam saatlerinde avukatlar görüşebildi. Avukatlarla görüşmelerinde işçiler, askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra İstanbul Grand Airport (İGA) güvenlik biriminde askerler tarafından kaba dayağa maruz kaldıklarını iletti. Bazı işçilerin üç ayrı kelepçe ile kelepçelendiğini aktaran işçiler, İGA’da bazı işçilerin çok ağır bir şekilde işkenceye uğradığını “vatan haini misiniz” şeklinde hakaretlere maruz kaldıklarını avukatlara aktardı. İşçiler, hastaneye de İGA’nın servis araçları ile götürülüp getirildiğini aktardı.
İşçilere sorgularında, “HDP ve CHP’li milletvekilleri ile neden görüştünüz?”, “PKK’li misiniz?”, “Jandarmaya neden taş attınız?” şeklinde sorular soruldu. Gözaltına alınan işçilere, bazı işçilerin fotoğrafları gösterilip, “Bunları tanıyor musunuz?” denildi. Yine işçilere, “Yaşar Usta” kullanıcı isimli başta olmak üzere, bazı Twitter hesaplarından yapılan paylaşımlar da soruldu. İşçilere yöneltilen suçlamalar ise “Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ve 2911 sayılı kanuna muhalefet”, “Çalışma hürriyetinin ihlali”, “Kamu malına zarar vermek”, “Halkı kin, nefret, düşmanlığa tahrik etmek”, “Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması” ve “Görevi yaptırmamak için direnmek” oldu.
28 için tutuklama istemi
İşçilerden dün Gaziosmanpaşa Adliyesi’ne getirilenlerin savcılık işlemleri sona erdi. Savcı, 15 işçinin adli kontrol ile serbest bırakılmasını isterken, 28 işçinin tutuklanmasını talep etti.
Karşılarında örgütlü yapı olmalı
İnşaat ve Yapı İşçileri Sendikası (İYİ-SEN) Genel Başkanı Ali Öztutan ve İnşaat İşçileri Sendikası (İnşaat-İş) Yönetim Kurulu Üyesi Tezcan Acu, MA’ya olanları değerlendirdi.
Hakkını aramak isteyen işçilere anında müdahale edildiğini belirten İYİ-SEN Genel Başkanı Ali Öztutan, gözaltı ve baskıyla gözdağı verilmeye çalışıldığını söyledi. Gözaltıların hiçbir hukuki dayanağının olmadığına dikkat çeken Öztutan, “Bu çok net siyasi bir karar. ‘Ben sana hakkını verirsem tüm inşaat işçileri bu kötü çalışma koşullarına tepki gösterir’ deniliyor. Bu nedenle gözaltı ve baskılar oluyor. Şu anda şantiyede işçiler çalışırken polisler devriye atıyor. ‘Ya çalışmak zorundasın ya da işten atılacaksın’ diye tehdit ediliyorlar. Kendi aralarında konuşmalarına bile izin verilmiyor. İçerdeki kolluk kuvvetleri baskılarla, dışarıda ise medya eliyle işçilerin meşru mücadelesi sindirilmek isteniyor” dedi.
Kendi göbek bağını kesecek
Çalışanların büyük çoğunluğunun farklı kentlerden gelen insanlar olduğunu kaydeden Öztutan, “Ekmeğini kazanmak için gelen işçiler işten atılma ve içerdeki alacaklarını alamama korkusu yaşıyorlar. Fakat istenilen talepler yerine getirilmediği, yaşamsal gerekçeleri karşılanmadığı sürece tepki göstermek zorundalar. Tepki göstermediğinde ya arkadaşının tabutunu taşıyacak ya da kendi yaşamını yitirme riski ile çalışacak. İşçiler bunun bilincinde” şeklinde konuştu.
İşçilerin taleplerinin yerine getirilmesinin en büyük şartının örgütlü bir iradeyle hareket etmesi olduğunun altını çizen Öztutan, şöyle devam etti: “İnşaat işçilerinin kendi göbek bağının kendilerini keseceğine dair bir inancımız var. Yani bu işçiler içerde kendileri güçlü bir hale gelmediği, eylemlerinin sürekli hale getirmediği sürece haklarını alma şansı yoktur. Kazanmasının tek yolu örgütlü hareket etmesidir. Karşımızda yargısıyla, kolluk kuvvetleriyle örgütlü bir yapı var. İnşaat işçilerinin de karşılığında kendi örgütlü yapısını koyması lazım. Biz ancak bu şekilde bunları yenebiliriz. Biz de sendika olarak üzerimize düşen sorumlulukları yerine getireceğiz.”
Devlet ile sermaye ortaktır
İstanbul 3. Havalimanı’nda yaşananların devlet ve sermaye ortaklığı olduğuna dikkat çeken İnşaat-İş Yönetim Kurulu Üyesi Tezcan Acu da “Şantiyede alınmayan tedbirler ve bütün bu olaylara sebep olan eksikliklerin sorumluluğu her ne kadar sermayedar olsa da bu eksikleri takip etmeyen ve göz yuman Çalışma Bakanlığı asıl sorumlu merciidir. İşçilerin taleplerini karşılaması gereken yönetim, devletin kolluk kuvvetlerini arkasına alarak işçilerin direnişini kırmaya çalışıyor” diye konuştu.
Terörize edilmeye çalışılıyor
İşçilerin isyanının terörize edilmeye çalışıldığının altını çizen Acu, “Bu söylemler yalan ve akıl dışı şeyler. Talepler ortadadır. İşçiler onuruyla ekmeğini kazanmak, insan gibi yaşamak istiyorlar. Bunların terörle bağdaşır bir yanı yoktur. İşçiler taleplerinin yerine getirilmesi için en doğal hakları olan grev hakkını kullanıyor. Bu evrensel bir haktır” dedi.
Nazi kampını andıran platform
İşçilerin direnişinin tarihsel süreçte önemli bir rol oynadığına vurgu yapan Acu şunları dile getirdi: “Havalimanı şantiyesi şehre çok uzak, etrafı bariyerlerle, tel örgülerle çevrilmiş. İşçilerin yattığı yerde tahtakuruları ve pireler var. İşe gitmek, yemek yemek için saatlerce kuyrukta bekliyor. Nazi kampını andıran bir platform. İnşaat işçisi, kendine hak görülen bu kötü koşulları kabul etmeyeceğini söyledi. İnsanca yaşamak ve insanca çalışmak istiyor. Neticede bu koca devasa projeler işçinin elinden çıkıyor. Her ne kadar başında bir mühendisi olsa bile bunu yapan ortaya koyan işçidir. İşçi olmadan hiçbir şey yapamazlar. Bu anlamda işçilerin direnişi önemlidir. İşçilerin taleplerine kulak verilmesi gerekiyor.”
Polis copuyla devriyeler
Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut da “Köle kampı” diyerek, şunları ekledi: “Şantiye 10 kilometre öteden bariyerlerle kapatılmış. İçeriden işçi arkadaşlarımızdan aldığımız bilgilere göre içerisi jandarma kaynıyor. Devriyeler geziyor. İşçiler, polis ve polis copu gölgesinde devriyelere, zorla çalışma sahalarına götürülüyor. İşçiler için ‘provokasyona geldi’ diye tanımlamalar yapılıyor. Eğer buna ‘provokasyon’ diyorlarsa bu provokasyonu yapan oradaki servis sayılarını azaltan kişilerdir. Bu talepleri istemek provokasyonsa başka bir şey demiyoruz. Talepleri söylerken bile utanıyoruz. Verilmiş haklar var ve işçiler bu haklarını istiyor. Gazete köşelerinde işçilere iftira atanlar, Fatih Altaylı gibi gazeteciler buraya gelip bu şantiyede bir gün çalışıp sonra konuşsunlar. Başka bir iddia da şu: İşçiler hakkında ‘para aldıkları için böyle bir eylem yaptılar’ diyorlar. Ortada ne bu işçilere eylem yapsınlar diye para verebilecek bir kurum var ne de bunu yapabilecek bir işçi var. Biraz da işçiyi dinlesinler.”
İstanbul Barosu:Yasa ihlal ediliyor
İstanbul Barosu, havalimanında olanlarla ilgili yazılı açıklama yaptı. Baro “Havaalanı işçileri için sürdürülen soruşturmada yasa hükmü uygulanmamaktadır” dedi.
İstanbul Valisi Vasip Şahin’in işçilerin durumuna dair yaptığı açıklamanın hatırlatıldığı açıklamada, şunlar kaydedildi: “Bizzat Valilik açıklaması, ülkemizde yaşanan en büyük toplu gözaltı ile karşı karşıya olduğumuzu anlatmaktadır. Diğer taraftan ‘çözülmeye muhtaç’ sorunlar bulunduğunun kamu gücü tarafından açıklanması da çalışma koşullarının anlaşılması bakımından önemlidir. İşçilerle ilgili gözaltı işlemlerinin yapılmasını takiben, onların müdafii konumunda bulunan avukatların, Arnavutköy, Hasdal ve Maslak’taki jandarma birimlerine giderek şüphelilerle görüşmek istedikleri, ancak buna izin verilmediği görülmüştür. Ceza Muhakemesi Kanununun 149/3. Maddesi; ‘Soruşturma ve Kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz’ hükmünü içermektedir. Bu açık yasa hükmüne rağmen, avukatların şüphelilerle görüştürülmemesi, onların savunma hakkı, adalete erişimi, adil yargılanma hakkı, hak arama özgürlükleri gibi, evrensel hukukun genel kabule ulaştırdığı pek çok ilkenin ihlali anlamını taşıyacaktır.”
Son derece umursamaz
Açıklamada, bu durumun “yasa hükmünün ihlali” niteliğini taşıdığı belirtilerek, soruşturmanın etkin yapılmamasının sakatlanma sonucunu doğuracağı vurgulandı. Açıklamada, “Gözaltı süresinin en çok 4 gün olabileceği nazara alındığında, bugün itibariyle 3. gün yaşanmakta olup, başlanan ifade sürecinde de avukatların bulunmaması, bir başka soruşturma zafiyeti olacaktır. Açık deyişle, soruşturmanın her aşamasında ‘görüşme’ olanağı sağlanmadığı gibi, şimdi ifade sürecinde de ‘yanında olma’ hakkı verilmemiştir. İstanbul Barosu olarak, ilgili makamlara yaptığımız başvurulara rağmen, herhangi bir gelişme de sağlanmış değildir. Ülkemizde yaşanan genel tablo, kamunun hukuku ihlal niteliğindeki uygulamalar konusunda son derece de umursamaz bir tavır sergilediği yönündedir. Yurttaşların yüzde 30’una bile ulaşamayan yargıya güven duygusunun, giderek daha da aşağılara düşmesine neden olabilecek bu türden umursamazlıklar, halkın hukuk güvenliğini tehdit eden bir noktaya kadar varmıştır. Savunma hakkı, avukat tarafından kendisi için öngörülen bir hak değildir. Yurttaşlardan bu hakkın esirgenmesi, adalete ulaşmayı olanaksız kılan bir sonuç doğuracaktır. İstanbul Barosu olarak, isnat edilen suçun niteliğinden bağımsız olarak, özellikle de savunma hakkının esirgenmesi boyutuyla, soruşturma ve kovuşturma safhalarını ‘özel bir ilgi’ ile takip edeceğimizi ve CMK 149/3 hükmünün açık ihlalini her aşamada gündeme getirerek, mesleğimize sahip çıkacağımızı kamuoyuna duyururuz” ifadelerine yer verildi.
Amed’de 50 şirket iflas ettiEkonomik kriz nedeniyle Amed’de farklı sektörlerdeki 50’nin üzerinde şirket, borçlarını ödeyemez hale gelince konkordato başvurusu yaptı. DSMMMO Başkanı Mustafa Vural, bu sayının yakın zamanda hızla artacağını ifade etti.
Döviz kurlarındaki artış sonucu Türk Lirası’nın değer kaybetmesine birlikte günden günde derinleşen ekonomik kriz, Amed’deki iş hayatını da vurmaya başladı. Kentte temizlik, gıda ve inşaat gibi farklı sektörlerde yer alan bazı şirketler, borçlarını ödeyemez hale gelince Asliye Hukuk Mahkemesi’ne konkordato (borç yapılandırması) başvurusu yaptı.
Konkordato, batık şirketlerin borçlarını ödeyebilmek için alacaklılarla anlaşma yoluna gitmesi anlamına geliyor.
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) yetkililerinden alınan bilgilere göre, konkordato yoluna başvurarak çıkış yolu arayan şirket ve işletmelerin sayısı 50’den fazla.
Diyarbakır Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (DSMMMO) Başkanı Mustafa Vural da konkordato başvurusunda bulunan şirketlerin resmen olmasa da aslında iflas durumuna geldiğini ifade etti. Konkordato yani iflas ertelemenin ‘ben iflas ettim, bana bir şans verilirse şirketi kurtarabilirim’ demek anlamına geldiğini ifade eden Vural, “Bir şirket, borçları alacaklarından fazla ve finansal verileri bozulmuş ise iflasını istemekle yükümlüdür. Şirketin kendi iflasını istememiş olması, icra ve iflas yasasına göre suçtur ve bundan sorumlu olanlar hapis cezası ile cezalandırırlar. Yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle şirketlerin iflasının ilan edilmesi öncesinde başvuracakları hukuksal yoldur” dedi.
Daha kötü günler bekliyor
Vural, kurdaki dalgalanmanın devam etmesi halinde şirket batışlarının kaçınılmaz olduğunu da vurguladı. Vural, “Dövizli borçlanmalarda işletmeleri bekleyen ciddi tehlikeler var. Eğer kazancınız döviz ise, döviz ile borçlanabilirsiniz problem yok. Ancak ürettiğiniz mal veya hizmet satışı TL ise ve bunun karşılığında döviz ile borçlanmışsanız sizin batışınız kaçınılmazdır. Krizler hemen etkilerini göstermezler. İşletmelere doğrudan yansıması birkaç aydan sonra netleşir. 3-6 ay aralığında gerçek tablolar ortaya çıkacak. Bundan dolayı 50 değil belki 5 yüz belki de bin 5 yüz sayıları ile karşı karşıya kalma ihtimalimiz yüksek. Bizi daha kötü günler bekliyor” diye konuştu.
Özellikle ekonomin lokomotifi konumunda olan inşaat sektöründe derin bir kriz yaşandığını ifade eden Vural, ancak demir çelik fiyatlarına yüzde 50 oranında zam yapılmasının sektörü çok kötü vurduğunu belirtti. Vural, “Ekonominin lokomotifi inşaat sektörü alarm veriyor. Sektörde ödeme ve tahsilatlarda, vadelerin uzadığı görülüyor. Yapılan konutlara talebin gerilemesi ise sektörü bunalttı. Ülkenin temel sorunlarını iyileştirmeden ekonomik krizi iyileştirme gibi bir şansınız yok. Bu sorunun ne olduğu da herkes tarafından çok iyi biliniyor” dedi.
Herkes nasibini alacak
DSMMMO Başkanı Vural, devamında şunları söyledi: “Yurttaşlar TL yerine dolara güveniyor. Bunu dış kaynaklara bağlamak ne kadar gerçekçi! Yürürlüğe konulan bedelli askerlik, imar affı gibi yasalar bir nebze kaynak yaratma arayışı idi. Bunun da ne kadar rahatlama getireceği şüpheli. Bir ülkede bir şeyler doğru gitmiyorsa vatandaşın siyasal anlamda bir tercihi var. Ben doğru bir tercih mi yaptım? Yanlış mı yaptım? Vatandaşın kendini sorgulamak gibi bir mecburiyeti var. Onun dışında vatandaş ekonomik krizin önünde engel olabilir mi? Hayır. Herkes bir şekilde bu krizden nasibini alacak.”
73 gündür oturma eylemindelerAydın Büyükşehir Belediyesi şirketi olan İmar A.Ş.’nin halk otobüslerinde şoförlük yaparken işten atılan 9 işçi oturma eylemlerine devam ediyor. 73 gündür oturma eylemlerini sürdüren işçiler, gerekirse açlık grevine gireceklerini belirtti.
Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İmar Anonim Şirketi’ndeki halk otobüslerinde şoförlük yapan 9 işçi, Türk-İş’e bağlı Belediye İş Sendikası yerine DİSK’e bağlı Sosyal-İş Sendikası’na üye oldukları gerekçesiyle 8 Temmuz’da işten çıkarıldı. 73 gündür Aydın Büyükşehir Belediyesi önündeki Kent Meydanı’nda bağlı oldukları sendika temsilcileri ile beraber oturma eylemi gerçekleştiren işçiler, yurttaşları bilgilendirerek yaşadıklarını anlatıyor.
3 yıl görev yaptıktan sonra işten çıkarılan 2 çocuk babası Yunus Cengiz, “Savunmasız ve tutanaksız hiç bir resmiyete dökülmeden işimize son verildi. 70 günü aşkındır burada direnişimiz devam ediyoruz. Mahkeme sürecimiz devam ediyor. Mahkemeyi bekliyoruz. Bu iş sonuçlanana kadar da mücadelemizi kazanana kadar da buradan ayrılmayacağız. Herkes bize karşı sonuna kadar kapıları kapattı” dedi.
Her gün sabah 08.00’den akşam 18.00’e kadar Kent Meydanı’nda oturduklarını dile getiren Cengiz, belediye tarafından grevlerinin engellenmek istediğini belirtti. Cengiz, “Park bahçelerin kamyonları önümüze getiriliyor. Bugüne kadar hiçbir şekilde sulanmayan alan gece sulanarak sabaha kadar çamur içinde bırakılıyor. Buna karşı sessiz kalmadık. Tepki gösterince kamyonlarını geri çektiler. Yeni doğan bir bebeğim var, evimiz kira. Çocukların tüm okul masraflar ikiye katlandı. Eğer herhangi bir sonuç alamasak Ankara’ya yürüyeceğiz. Genel merkez önünde de eylem yapacağız. Gerekirse açlık grevine gireceğiz” şeklinde konuştu.
Hotiç’ten sonra Yeşil Kundura daAyakkabı sektörünün en büyüklerinden Hotiç’in ardından Yeşil Kundura da konkordato ilan etti. Firmayı hacizlere karşı korumaya alan mahkeme, iki kişilik konkordato komiser heyeti atadı.
Türkiye’nin en eski ayakkabı markalarından Yeşil Kundura Sanayi A.Ş., yaşadığı mali sorunları aşamadığı gerekçesiyle mahkemeye başvurdu. Mahkeme, şirkete yönelik yeni haciz yapılmasını yasaklayarak, 3 ay geçici süre verdi. Şirket faaliyetlerinin denetimi ve onayı için de 2 kişilik konkordato komiseri atandı.
Yeşil Kundura Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kızanlıklı, mahkemeye yaptıkları başvurunun gerekçesine ilişkin şunları söyledi: “Son dönemde, ülkemizde yaşanan; yüksek faizlerin uzun vadeli yatırımlara imkan vermemesi, TL’de yaşanan değer kaybı neticesinde satışların giderek azalması, ithal girdilerin kurdaki dalgalanmalardan etkilenmesi ve bunun gibi birçok olumsuz ekonomik gelişme nedeni ile, kısa vadeli ödemelerimizde yaşanan güçlükleri bertaraf etmek, ticari faaliyetlerimizi korumak, müşterilerimizin, tedarikçilerimizin, bayilerimizin ve diğer iş ortaklarımızın bu zorlu süreçten daha da olumsuz etkilenmesini önlemek amacı ile Avukat Ertuğrul Kılınç konkordato başvurusu yapma kararı almış bulunmaktayız.”
Çeşitli illerde 13 franchise mağazası bulunan Yeşil Kundura’nın temelleri 1948 yılında Yeşil Kardeşler tarafından atılmıştı.
TL’ye faiz yükseldi Merkez Bankası, TL zorunlu karşılıklara ödenen faizi yüzde 7’den yüzde 13’e çıkardıMerkez Bankası, TL zorunlu karşılıklara ödenen faizi yüzde 7’den yüzde 13’e çıkardı. Kararla zorunlu karşılıkların TL olarak tutulmasının teşvik edilmesinin amaçlandığı aktarıldı. Yeni faiz oranının 21 Eylül’den itibaren uygulanacağı bildirildi.
Zorunlu karşılıklar, mevduat kabul eden bankaların bu mevduatlara karşılık olarak, merkez bankasında tutmaları gereken mevduatlarının kanunen saptanmış oranı anlamına geliyor.
İSTANBUL