
İran'ın kendisini 'İslami bir rejim' tanımladığını belirten Uluslararası Ortadoğu Barış Araştırmaları Merkezi'nin (IMPR), esasında mezhepçi ayrımcılığın Kürtler ve Belucilere karşı uygulandığını vurguladı.
Ortadoğu'da, yeniden şekillenmeye bağlı olarak başlayan ve Kürt halkının Rojava halk devrimi ile alternatif olarak sunduğu halkların ortak yaşam modeli, üniter devlet sisteminde ısrar eden iktidarların en büyük çekincesi olmaya başladı. Kürt halkının yürüttüğü özgürlük mücadelesi Rojava'dan sonra Rojhılat'ta (Doğu Kürdistan- İran hükümranlığındaki) da etkisini gösterdiği görülüyor. Ortadoğu'da sosyolojik araştırmalar yapan Uluslararası Ortadoğu Barış Araştırmaları Merkezi'nin (IMPR) "İran Kürtlerin Türkiye'de ki Kürt Sorunu ve Çözümüne Yönelik Algısı: İran Kürtleri Saha Araştırması" isimli raporunda oldukça dikkat çekici ayrıntılara yer veriliyor. İran'da Kürt halkının Türkiye'deki Kürt sorununa bakış açısının araştırıldığı saha araştırmasında yapılan görüşmeler sonucunda ortaya çıkan raporda, akademisyen, yerel medya, yerel otorite, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri ve farklı siyasal grup ile örgütlerden temsilcilerin görüşlerine yer veriliyor. Kuzey Kürdistan sınırlarında yaşayan Kürtlerin, Türkiye'deki Kürt mücadelesinden etkilendiği ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin gündemini yakından takip ettiği değinilen raporda, Doğu Kürtlerinin genel hatlarıyla Kürt sorununu farklı şekilde ele aldıkları belirtildi. İran'ın çeşitli bölgelerinde yaşayan Kürtlerin, kendilerini "Kürt milliyetçisi" olarak tanımlayan ve siyasal eylemlerde bulunmuş görüşmecilerden önemli bir kısmının, sorunu Kürdistan'ın statüsünden kaynaklı gördüğüne işaret edilirken, toplumsal düzeyde kendisini Kürt olarak tanımlayan; ancak sınırlı düzeyde siyasal eylemlere katılmış gözlemcilerin ise sorunu insan hakları temelinde ele aldıklarına yer verildi.
Asimilasyon politikaları sürüyor!
Araştırma Merkezi yöneticilerinin isim kullanmadan yer verdiği, bir Kürt siyasetçisine göre İran Anayasası'nda Kürtlerin haklarını dikkate alan tek bir madde bulamadığı kaydedilirken, devlet başkanından Kürt bölgesindeki bir kaymakama kadar önemli kurumların hepsinin başında mutlaka bir Şii'nin bulunduğuna ve Kürtçe isimlerin dahi yasak olduğuna dikkat çekiliyor. Mahabad'daki Kürt aktivistlere göre, ekonomik açıdan İran Kürdistanı'nın bilinçli bir şekilde geri bırakıldığının altı çizilen raporda, çok sayıda Kürdün geçimini Irak - İran ya da Türkiye - İran arasında kaçak yollardan sigara ve içecek tarzı şeyler getirerek sağlamaya çalışmasına rağmen İran askerlerinin çoğu zaman onları öldürdüğüne vurgu yapılıyor. İran'da resmi düzeyde "Kürdistan" isminin kullanılmasına yönelik de önemli bir eleştiri bulunduğu, bunun doğal bir durum olduğunu belirten Mahabad bölgesindeki Kürt gruplara göre; "Kürdistan" isminin tarihsel olarak çok eski zamanlardan itibaren kullanıldığına işaret ediliyor. Valinin Tahran'dan atandığına dikkat çekilen raporda, her zaman Fars kökenli valilerin atandığı ve Kürt valilerin olmayışına işaret ediliyor. Yine genel müdürlerin, emniyet müdürlerinin, asayiş ile ilgili birimlerde çalışanların Kürt olamadıklarına işaret edilen raporda, İran rejimi tarafından uygulanan Kürtlerin kültürel, sosyal, siyasal ve ekonomik haklarını görmezden gelme ve asimilasyon politikaları sorunun temel kaynağı olduğu ifade ediliyor.
Etnik ayrımcılık
Kürtler içinde Şiiliği benimsemiş kesimler olmasına karşın nüfus yoğunluğu olarak Sünniler Kürt toplumu içinde önemli bir ağırlığa sahip. Araştırma Merkezi'nin gerçekleştirdiği görüşmelerde, Şah döneminde yaşananlardan farklı olarak 1979 sonrası dönemde İran Kürtlerinin mezhepsel ayrımcılığa uğradıkları yönünde güçlü bir algının oluştuğu gözlemi dikkat çekiyor. Eğitim, ekonomik ve sosyal konularda da Kürtlerin ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığı belirtildi.
Özellikle Sünni ve Alevi Kürtlerinin merkezi yönetimin baskısını daha şiddetli hissettiği belirtildi. Raporda, Türkiye'de Öcalan ile başlayan görüşme ve müzakere sürecinin İran'a etkisinin olacağını ifade eden İran Kürtlerinin önemli bir kısmının, İran rejiminin demokratik hakların verilmesine karşı çıkması durumunda, Kürtlerin askeri yöntemlere başvuracağını vurgusuna dikkat çekiliyor. İranlı Kürt gruplarının mevcut gelişmeler karşısındaki sessizliğinin geçici olduğu ifade edilen rapora göre, İran rejiminin her ne kadar İslami bir rejim olarak kendisini adlandırdığı vurgulanmışsa da esasında mezhepçi ayrımcılığın Kürtler ve Belucilere karşı uygulandığı ifade edildi. İran'da kendilerini "Feyli"olarak tanımlayan Kürtlerin ise mezhepçilik vurgusu yapmak yerine etnik düzeyde ayrımcılık vurgusuna yöneldikleri belirtiliyor.
İran'ı da etkileyecek
Silahlı mücadeleye katılmış 2 kişi ile yapılan görmelere yer verilen raporda, İlam ve Kirmanşah'ta Şiileşen Kürtler üzerinde istenilen örgütlenmenin sağlanamadığı ifade ediliyor. "Milliyetçi Kürt" olarak kendisini tanımlayanların ise mezhepçilik üzerinde fazla durmadıkları dikkat çekilen raporun devamında, Şii Kürtlerin silahlı mücadele içinde yer aldıkları İran Kürtlerinin Şii-Sünni farkı gözetmeksizin mücadele ettikleri vurgulanıyor. Türkiye'de yaşanan sürecin olumlu veya olumsuz sonuçlanmasının doğrudan İran Kürtlerini de etkileyeceğine dair yüksek bir beklentinin olduğuna işaret edilen raporda, İran Kürt partileri ile gerçekleşen görüşmelerde katılımcıların yaklaşık yüzde 50'sinin Kürt sorununun Suriye'de askeri, Türkiye'de ise barışçıl yöntemlerle çözülmesi durumunda İran'ın da ya çatışmaları ya da barışçıl girişimleri kabul etmek zorunda kalacağına dair bir beklenti bulunduğuna vurgu yapılıyor. İran Kürtlerinin önemli bir kısmının, İran devletinin bölgede yaşananlardan dolayı Kürt sorunu konusunda adım atmak zorunda kalacağına işaret ediliyor.
İran 'güvenlik' perspektifinde
Farklı tarihlerde İran içinde ve dışında doğrudan İran Kürtleri ile gerçekleştirilen görüşmelerde Kürt sorununun birbirinden bağımsız olmadığı ve İran Kürtlerinde de bir beklentinin ortaya çıktığı gözlemlendiğine dikkat çekilen raporda, Kürt sorunu ve çözümü yönünde atılan tüm adımların salt Türkiye'nin demokratikleşmesiyle ilişkili olmadığı ve doğrudan bölgeye etki edeceği görüşüne yer veriliyor. Önemli bir Kürt nüfusuna sahip olmasına karşın, İran rejiminin Kürt sorunu konusunu güvenlik perspektifinden değerlendirdiği birçok görüşmeci tarafından dile getirildi. Ulusal bilinç ve Kürtlerin birlikteliği konularında İran Kürtlerinin kendilerine önemli bir rol verdiğine değinildi. Türkiye'de başlayan görüşmeler ve müzakere sürecinin İran'a etkisinin olacağını ifade eden İran Kürtlerinin önemli bir kısmının İran rejiminin demokratik hakların verilmesine karşı çıkması durumunda Kürtlerin askeri yöntemlere başvuracağını dile getirilirken, Kürt siyasal hareketleri içinde önemli konuma sahip 3 görüşmecinin İran'daki sessizliğin geçici olduğu vurgusu yapıldı.
İSMAİL ESKİN / DİHA/HABER MERKEZİ