
Ancak hiçkimse midyecilerin hikayesini yazmadı. İngiliz foto muhabiri Emma Marshall, Tarlabaşı‘da bir hafta geçirdi, fotoğraflarıyla midyecilerin hikayesini yazdı. Fotoğrafçı ve foto muhabiri Emma Marshall ile Tarlabaşı izlenimleri ve midyecilerin yaşadıkları zorluklar üzerine konuştuk.
Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz? Ne zamandan beri foto muhabirliği yapıyorsunuz?
Çok uzun zamandan beridir fotoğraf çekiyorum. Üniversiteyi fotoğrafçılık üzerine bitirdikten sonra gazetecilik üzerine master yaptım. Avustralya’nın Sidney şehrinde bir kaç sene gazetecilik yaptım. Sidney’den sonra Londra’ya geri döndüm. Birçok kuruluş için gönüllü çalışmalar içerisinde bulundum. Şu an bir insan hakları kuruluşu için fotoğrafçılık yapıyorum ama sosyal meseleler ilişkin ileride daha fazla foto muhabirliği yapmak istiyorum.
Web sitenize baktığımda dünyanın birçok yerinde çekilmiş fotoğraflar görüyorum. Guatemala’ya bile gitmişsiniz...
Sosyal konulara ve insan hakları meselelerine çok duyarlıyım. Bunun için birçok örgüt içerisinde çalıştım. İnsan haklarını gözlemlemek için gönüllü olarak Guatemala’ya gidip orada bir sene yaşadım. Çok güvenli bir yer olduğunu söyleyemem ama bir sürü fotoğrafla geri geldim. Sosyal gerçekleri en iyi yansıtmanın yolu fotoğraf.
Gelelim senin bir haftalık Tarlabaşı hikayene. Nereden çıktı bu fikir?
2010’da foto muhabirlik üzerine bir atölye çalışması için İstanbul’a gidiyordum. İstanbul’u iyi anlatan bir hikaye bulmam gerekiyordu. Londra’daki Kürt dernekleriyle görüşüp fikir alışverişinde bulundum. Kürt insan hakları ihlalleri üzerine çalıştığım projelerden ötürü Kürtlere ilişkin bilgiye sahiptim. Görüştüğüm Kürt arkadaşlarımdan midyecilik üzerine bir öneri gelince, neden olmasın dedim. Atölyedeki arkadaşlar sokak sanatı ve dövmecilik gibi meseleler üzerine eğilirken, ben bir haftamı Tarlabaşı’nda geçirdim. Midyecilerin dünyasına daha yakın olmak ve onları daha iyi anlamak için.
Bir haftalık süre içerisinde hemen hemen hep yanındaydım ama yine de sormak gerekirse midye işiyle uğraşmak için kimlerle hangi kuruluşlarla bağlantıya geçtin?
BDP İstanbul Şubesi ve Göç-Der’in çok yardımları oldu. Bu projeyi oluşturmak o kadar da kolay olmadı. Benim orada olduğum zamanlarda Türkiye AB Kriterleri gereği sağlık koşullarına uygun olmadığı gerekçesiyle midyeyi tamamen yasaklamak istiyordu. Bu yüzden de insanlar fotoğraflarının çekilmesinden korkuyorlardı. Sanırım benden önce bir gazeteci gelip onlarla görüşmüş ve fotoğrafları her yere dağılmış. Resmen onlara ihanet etmişler. Midyecilik sonuçta İstanbul’a göç etmiş Kürt ailelerin tek geçim kaynağı. Bu kaynağı kaybetmekten çok korkuyorlar. Bu proje boyunca öğrendiğim en iyi şey, hiçbir şeyi çok aceleye getirmemek gerektiği oldu. O insanların güvenini kazanmak zaman alır. Çünkü sonuçta zorla göçe tabii tutulmuş, toplumdan dışlanmış bir getto hayatı yaşıyorlar. Benim devlet için çalışan bir ajan olduğumu bile düşünebilirlerdi, ki bu çok normal. Son gün bana tamamen güvendiklerini ve tüm dünyalarını ban açmaya hazır olduklarını fark ettim. Keşke daha fazla zamanım olsaydı.
Tarlabaşı sürekli güvenli bir yer olmadığı gerçeği ile gündem de sıkça yer alıyor. Sen de elinde kamerayla sokak sokak dolaştın. Şimdi düşünüyorum da aslında bu orada yaşayanların pek de hoşuna gitmemiştir...
Sonuçta gazeteciler ya da fotoğrafçılar, oranın kötü yüzünü göstermek için gitmişler. Halbuki ben çok daha başka bir şeyin peşindeydim. Sokaklara sinmiş estetiği görebiliyordum ve bunun fotoğrafını çekmek istiyordum. Mesela bir gün duvardaki graffitilerin fotoğraflarını çekerken, kahvenin birinden bir adam fırlayıp bana neden kötü şeylerin resimlerini çektiğimi söyleyip, ‘git Nişantaşı’nda fotoğraf çek’ dedi. Halbuki bana göre Tarlabaşı’nın sahici bir karakteri vardı ve sokaklara baktığımda sadece tarihi ve geçmişi görüyordum. Tabii insanları ve verdikleri tepkileri de anlayabiliyorum.
Hatırlıyorum da birlikte evleri ziyaret ettiğimizde herkes çok sıcak kanlıydı, hemen ikramlarda bulunuyorlar ancak midyelerle fotoğraflarını çekmek istediğimizde hemen tepki gösteriyorlardı...
Dediğim gibi korkuyorlar. Sokakta satanlar her an korku içindeler. Bir polis baskını olduğunda hemen tepsi ya da seyyar arabalarıyla ortadan kayboluyorlar. İstiklal Caddesi’nde fotoğraflarını çektiklerimin bazıları rahatsız olmazken bazıları da izin vermedi. Yine aynı şeklide İstiklal Caddesi’nde midye satan biri beni evine davet etti, midyeyi hazırlayan kız kardeşiyle bile tanıştırdı. Böylesi hassas bir konu üzerine proje yapmak için sabır ve zaman şart. Zaten bir sürü politik sorunlar boğuşuyorlar bu insanlar. Ancak düşünülenin aksine kendimi Tarlabaşı’nda güvende hissettim. Guatemala gibi değil. Guatemala gerçekten de tehlikeli bir yer. Benim en çok dikkatimi çeken şey, İstiklal gibi oldukça modern, pahalı ve steril bir yere bir kaç dakika mesafede olan bir yerin bu kadar bakımsız bırakılması. Acayip bir zıtlık söz konusu. Ben devletin Tarlabaşı’nı bilerek sahipsiz bıraktığını düşünüyorum. Hiçbir yatırım ve hizmet olmadığından ötürü binalar dökülüyor, sokaklar çöp dolu. İnsanların oradan gitmesini istiyorlar. Böylelikle, orası yeniden inşa edilip dünya kadar paraya satılacak.
Çoğunluğu 1990’larda köylerinin yakılması ve boşaltılması sonucu zorla göce tabii tutulmuş Kürtler...
Aslında halen de gelmeye devam ediyorlar. İnsanlar, yaşamak için bir kaynak bulmak zorunda. Bu onların suçu değil. İnsanların yüzüne baktığımda o baskıyı ve ezikliği görebiliyordum. Fotoğraflarını çektiğim kişileri tekrar ziyarete gidip, fotoğraflarını onlara verdim. Gerçekten de çok sevindiler. Böyle sevinmeleri beni hem çok şaşırttı hem de çok sevindirdi.
Bu arada fotoğraflar nerede sergilenecek ve şimdilerde ne gibi projelerle meşgulsünüz?
Londra’da bazı kafe ve mekanlarda sergilenmesini istiyorum. Bu yönlü görüşmelerim devam ediyor. İstanbul’un çok başka bir yüzünü temsil ediyor bu fotoğraflar. Mutlaka görülmeli diye düşünüyorum. Gelecek projelerim arasında da şimdilerde Londra’nın kuzeyine yerleşen kişilere dair bir portre çalışması yapmayı planlıyorum. Proje daha çok Stoke Newington ve Hackney bölgelerine son dönemlerde yerleşen kişilerin portrelerini kapsayacak. Bunun dışında daha somutlaşmayan bir sürü proje tasarılarım var. Herhangi yeni bir proje fikrine de açık olduğumu buradan duyurmak istiyorum.
ÖZLEM GALİP/LONDRA