Beş yıl önceydi, düşünmeden ölü bir hayvanla fotoğraf çektirdiğimde, o fotoğrafı gören Avazê Çiya üyelerinden bir arkadaş “böyle fotoğraf çektirmek iyi değil” demişti. Bu uyarıda, özrün farkına vardıran derin bir hissiyat vardı.
Bir arabanın çarpıp öldürdüğü kurdun yanı başına oturup fotoğraf çekmekte ne sakınca vardı denilebilir? O kurdu ben öldürmemiş olsam bile ölü bir hayvandı! Ve hayvanın ölüsüne de saygı gösterilmeliydi. Acıma hissiyle yanı başına oturmuş olmak bile, fotoğraf karesinin “avcı” görüntüsünü andırması farklı yorumlar için yeterliydi.
Masum bir hareket bile sorgulamaya değerdi. Dünyaya böyle bakılamaz, “avcı-sömürgeci” ile benzeşen hiçbir yan kabul edilemezdi.
Başka fotoğraf karelerinde insanları boğazlayıp başında zafer edasıyla duranlar da vardı bu dünyada…
Avcıların internet sayfalarına bakmak bile istemez insan. Bir de Kürt Halk Önderliğinin “Ortadoğu’nun JİTEM’i” diye tanımladığı DAİŞ’in fotoğrafları var. Dehşet saçmayı amaçladıkları açık ama sadece bu değil; oluşturdukları tablo, tüm dünya güçlerine “Ortadoğu’ya müdahale için davetiye çıkarmak” anlamına geliyordu, öyle de oldu.
Fotoğrafların taşıdığı birçok anlam vardır. Bazen hatıra denilen bir karede bir yaşam felsefesi okunur. Bazen bir sırrı ifşa eder. Susurluk hatıraları veya Ogün Samast’lı polis fotoğrafları gibi…
Şimdi bu eski geleneği büyük bir aymazlıkla uygulayan AKP Bakanları gündemdedir.
İç İşleri Bakanı, Ankara’da Sayın Aysel Tuğluk’un annesinin cenaze töreninin saldırganıyla; Dış İşleri Bakanı ise Amerika’da Kürtlerin saldırganıyla pozlar veriyor. Biri Ankara’da, biri Amerika’da; iç ve dış Bakanlık görevlerine uygun yerlerde rollerini oynuyorlar. Böylece Ogün Samastları yetiştiren zihniyet bir kez daha hortluyor.
“Vatandaş fotoğraf çektirmek istiyorsa bunda ne var” diyerekten geçiştiremeyecekleri kadar suçüstü yakalanmışlardır. “İçiyle-dışıyla” tehlikeli bir suç örgütü şu anda Türkiye’yi yönetiyor. Hiç kimse güvende değil. Bu fotoğrafların kanıtladığı gerçek budur.
Öte yandan bu fotoğrafların anlattığı daha derin bir gerçek vardır ki bu da, soykırıma uğrayan halkların hafızasından asla silinmeyecek psikolojik boyuttur. Fakat bu tek yanlı okunacak bir psikoloji değil bir de sömürgecinin psikolojisini yansıtması bakımından bu fotoğraflar önem taşıyor.
Dersim soykırımından kalan “hatıra” fotoğraflarına bakın avcı-sömürgecinin üstünlük taslayan vahşi ve insanlık dışı ruh halini, daha doğrusu patolojisini okursunuz.
Katil sürülerini teşvik etmek için onlarla fotoğraf çektirmek, AKP gibi faşist bir partinin Bakanlarına normal gelebilir; hatta bir özel savaş uygulaması olarak çok bilinçli tarzda bu tavırlarını sürdürebilirler. Önemli olan o fotoğraf karelerine karşı direniş karelerini oluşturmaktır.
Direnişe aşina bir büyük toplumsal kültür coğrafyasında yaşıyoruz. Karadeniz’den Ege’ye, Antalya’dan İstanbul’a, Anadolu’dan Kürdistan’a nereye bakılsa direnişle pişmiş bir toplumsal kültürle karşılaşılır. Direniş karelerinin oluşması için yeterli bir zemin var.
Faşizmin fotoğraf kareleri direnişe çağrıdır!
Çok deşifre olduklarında yerlerine başkalarını da geçirebilirler. AKP ve Erdoğan diktası için bu tür bakanlar-kişiler “tek kullanımlık” mendil gibidir. Kendilerini bir şey sandıklarına bakmayın. Tek Adam rejiminde birer piyon olmaktan öteye geçemezler. “Kullanım süreleri” dolduğunda tedavülden kaldırılacaklarını bilecek kadar sistemi tanıyorlar. Bu nedenle kırk kez bu bakanları değiştirip kırk kez zemzem suyuyla kendilerini yıkadıklarını iddia etseler bile sömürgeci-soykırımcı zihniyetlerini değiştirmedikleri için daha kötü fotoğraflar görmeye devam edeceğiz.
Faşizmin fotoğraf karelerinde halkların kanı vardır. O karelerde yer alanların insanlık mahkemesindeki suçları sabittir.
Şimdi adaleti kendi ellerimizle uygulama zamanıdır.
Şimdi faşizmin fotoğraf karelerini yırtıp özgürlük karelerini yaratma zamanıdır.
Faşist AKP çöküştedir. Sadece Belediye Başkanları, Bakanları değil bir bütün olarak çöküş sürecini yaşamaktadırlar.
Analarımızın cenazesine saldıranlardan, cenazelerimizi haftalarca yerde bırakanlara, mezarlıklarımızı bile yıkacak kadar gözü dönmüş olanlara karşı elbette halklarımızın vereceği tarihi cevap büyük olacaktır.
Sayın Tuğluk’un üzgün fotoğrafı ise tüm siyasi yorumların ötesinde bir acıyı ifade ediyordu. Bir kez daha başsağlığı diliyor, zindandaki onurlu direnişini selamlıyor, cenazemize bile tahammül etmeyen bu sisteme karşı en büyük intikam demokratik, özgür bir ülke yaratmak olacaktır diyoruz.