Grev bir zamanların büyülü sözcüğüydü. Son bir kaç on yıldır gözden düştü, düşürüldü. Şu kısa makalede uzun öyküsüne girmeyelim. Fakat nesnel ve öznel olumsuzluklara rağmen Fransa işçileri ve gençleri neredeyse 5 yılda bir ülkeyi sarsan genel grev ve yürüyüşlerle Avrupa işçi sınıfına genel grevi hatırlatıyor.
SP Hükmeti’nin bakan El-Koumri adıyla da dile getirilen İş Yasası şirketlerin işçi ve çalışanlarını işten çıkarmasını ve işten atılanlara yapılan ödemelerin azalmasını kolaylaştırıyor. Ve haftalık 35 saatlik çalışmayı uzatmayı amaçlıyor. Neoliberal kapitalist saldırının önemli bir parçası. Dünya tekelleri ve emperyalist devletleri çok propaganda ettikleri "robot çağı"ndan "ilkel birikim çağı"na geri dönerek, azami karı güvencelemeye çalışıyorlar.
9 Mart'ta 500 binin üzerinde işçi-emekçi Fransa genelinde alanlara çıktı. 31 Mart'ta 1 milyonun üzerinde. Paris'te yaklaşık 100 insan aşırı yağışa rağmen saatlerce yürümekten vazgeçmedi. Üniversite ve liseler boykot ve işgale gitti. "Gece ayakta" eylemleriyle kentin alanlarında toplantı, tartışma, kültürel gösteriler düzenleniyor. Hareketin nasıl geliştirileceği üzerine tartışmalar yapılıyor ve meclislerle örgütlenme geliştirilmeye çalışılıyor. 31 Mart eylemlerinde kimi yerlerde liseli gençler polisin gazlı saldırısına karşı militanca çatıştılar.
Öfkeliler Hareketi (İspanya), Gezi-Haziran ayaklanması (Türkiye), ve CPE yasasına karşı harekete (Fransa) benziyor.
Hükümet, eylemler sonrası gençlik temsilcileriyle görüşerek, 500 milyon Euroyu gençliğe sosyal yardım eki yaparak hareketi sönümlendirmeyi denedi. Fakat gençlik, geleceğini kapitalizmin "ilkel birikim çağı"na dönüştürcü bu saldırıya karşı mücadeleyi sürdürmeyi seçiyor.
Genel Grev ve dönemsel eylemler elbette kapitalizmi yıkmak için tek hamlede iktidarı işçi sınıfının eline vermeyecek. Ancak hergün kapitalist ideo-kültürün değişik versiyonlarıyla şartlandırılan işçi, gençlik, kadın yığınlarını, yalnızca seferber edildikleri ve katıldıkları mücadele eğitecek, bilinç değişimi bu mücadeleler içinde gerçekleşecektir.
Devrimciliğin ölçüsü, kitleleri mücadeleye çekme ve örgütleyebilmeyle belirlenir.
Yazının amacı Fransa'daki genel grev ve genel direnişi analiz etmek değil. Başlıkta vurguladığım gibi işçi sınıfı ve gençlik alanlarda mücadele ederken göçmenler nerede kışkırtıcı sorusunu sormak. Dahası göçmen işçi ve gençliğin de ancak bu ve benzeri mücadeleler içinde daha genişçe kazanılabileceğini, bilinç değişimine elverişli hale gelebileceğini hatırlatmak.
31 Mart Paris yürüyüşünde Arap ülkeleri göçmen işçi-gençlik az ölçüde vardı, Türkiye ve Kuzey Kürdistan göçmeni işçi-gençlik hemen hemen yok gibiydi. Avegkon-ACTİD korteji 15 civarındaydı. HDK'den (KÖH'den) 3 kişi katılmıştı yarım saat sonra terkettiler. Diğer bazı örgütlerden 1'er kişi katılmıştı.
ACTİD dahil Türkiye ve Kürdistan kökenli devrimci dernekler, ancak Fransa'daki işçi-gençlik mücadeleleri içinde, antikapitlist ve antifaşist güncel mücadeleler içinde hitap ettikleri kitlenin genç kuşaklarını daha genişçe mücadeleye kazanabilirler. Diğer bir ifadeyle Avrupa'da şekillenen genç işçi-öğrenci kuşaklarını, kapitalist bireyciliğe, küçük burjuva patronluğa, çeteleşmeye, politik İslamcılığa ve milliyetçiliğe terketmemiş olurlar.
Aynı zamanda Avrupa ülkeleri işçi-gençlik kitlesiyle mücadele yoldaşlığı içinde Türkiye ve Kürdistan kökenli göçmen işçi-gençlik kitlesinin kaynaşmasını ilerletebilirler.
Devrimci ve umutsuz her iki kutuptaki kendiliğindenciliğe yolaçan, Türkiye ve Kürdistan mücadele gündemine yoğunlaşmakla sınırlanmak ve Avrupa'da işçilerin devrimci mücadeleye katılmayacağı örtük düşüncesiydi.
Neoliberal saldırılar altında yoksullaşmaya devam eden ama güçlü mücadeleleri savunma barikatı olarak kuramadığı için moral zayıflığına da düşen Avrupa ülkeleri işçi sınıfı, Fransa'daki bölüğüyle ve gençleri yanına alarak genel direnişle barikatı güçlendiriyor. Genel grev ve genel direnişler arası yıllarda mücadele zayıflığı, öfkesini göçmenlere yönelten Le Pen'ci faşistlerin kuyruğuna daha çok kitlenin takılmasına yolaçtı. Şimdi genel-grev genel direnişle ve sonrası süreçte günlük mücadele ve örgütlenmeyle Fransa işçi-gençlik kitlesinin antifaşist ve antikapitalist bayraklar altında toplanma imkanını değerlendirme zamanı. IŞİD ve El Kaide'ye çok sayıda militan veren ve yaptığı katliamlarla faşist harekete katılımı kışkırtan akımlara müslüman göçmen halkların gençliğinin gidişini engelleme imkanı da ancak bu yoldan değerlendirebilir.
İşçi ve gençlik kitleleri Fransa eylemleriyle kapitalist neoliberal saldırganlığa karşı hamle yapıyor. Bu hamle göçmen işçi ve gençliğe, onlara hitap eden dernek ve kitle örgütlerine, uzun vadeli görevini kararlılık ve dirençle yeniden hatırlatıyor.