Fransa devleti, Avrupa Konseyi’nin “yerel ve azınlık dillerinin tanınması, kamu alanında kullanılması ve geliştirilmesi” yasasını onaylamak için anayasa değişikliğine gidiyor. Elysée Sarayından gelen bilgilere göre, cumhurbaşkanının talimatıyla hem Adalet Bakanı, hem de Kanun Komisiyon Başkanı hazırlıklara başladı. Daha önce, Ocak 2014’te bu konu hakkındaki anayasa değişikliğinı öngören kanun teklifi Meclis’te oy çoğunluğuyla kabul edilmişti. 

Liberation gazetesinde Laure Equy’in haberine göre, Senato ve Meclis üyelerinin birlikte yer alacağı ve ancak önemli durumlarda cumhurbaşkanın çağrısıyla toplanabilen Versailles Kongresi’nin toplanması için hazırlıklara başlandı. Le Télégramme gazetesi ise Hollande’ın Parlamentodaki Kanun Komisyoun Başkanı ve Socialiste Parti Milletvekili Jean-Jacques Urvoas’a bu konuyla ilgili yazdığı mektubu yayınladı. Aynı gazetede geçen ilgili haberde, Cumhurbaşkanının anayasa değişikliğini öngören kanun projesi için Adalet Bakanı Christiane Taubira’ya talimat verdiği belirtildi. Böylece Jakoben sistemin ana prensipleriyle çelişen bu önemli sorunu referanduma götürülmeden kabul edilmenin yolu açılmış oldu.

Fakat bu yol çok da kolay alınacağa benzemiyor. “Üniter Devletin çatırdaması” olarak da yorumlanabilen bu anayasa değişikliği için kongrenin önümüzdeki sonbahar aylarında mı toplanacağı, yoksa bölgesel seçimlerden sonraya mı sarkacağı ise bilinmiyor. Yalnız bilinen tek şey, geçen yılın Eylül ayından beri Senato çoğunluğunun merkez sağ partiye geçmesidir. Bu durumda oylamada kaç senatörün anayasa değişikliğinin lehinde oy kullanacağı ise merak konusu. Versailles Kongresi’nde toplam 925 üye yer alıyor. Bunlardan 491’i sol partilerden gelen üyeler olurken, anayasa değişikliği için daha 120 başka üyenin oyuna ihtiyaç duyuluyor. 

François Hollande’ın seçim vaadlerinin içinde yer alan ‘yerel ve azınlık dillerin tanımı’ için anayasa değişikliği aslında tam 23 yıldır bekletiliyor. 1992’de diğer üye devletlerle birlikte, Fransa da Avrupa Konseyi’nin bu şartını imzaladı. Fakat bu yasa yürülüğe girmedi ve yıldırım hızıyla anayasa mahkemesinden geri döndü. Mahkeme kararında, “Anayasanın 2. maddesine göre cumhurriyetin resmi dili Fransızca’dır. Fransızca’dan başka dillerin kullanılması devletin bölünmez bütünlüğü ve Fransız halkının birliği prensibiyle çelişiyor...” gibi ifadeler yer aldı.  Bu durumu gerekçelendirmek için, Fransız tarihinde çeşitli örnekler verildi ve yorumlar yapıldı.  

Deniz aşırı sömürgelerinde olduğu kadar, Fransa ulusal toprakları içinde de yerel dillerin kamusal alanda kullanılması ve geliştirmesi yönünde talepler giderek artıyor. Hatta Breton, Alsace gibi bölgelerde bu durum doğrudan politikaya yön veriyor. Bu bölgelerden seçilen vekillerin ajandaların başında ‘yerel dil’ konusu geliyor. Kendi bölgesinin dilinin tanınması için açlık grevine giren seçilmişler bile var. 

Geçtiğimiz yıllarda Avrupa Konseyi yaynınları arasında ‘yerel dillerle’ ile ilgili çok önemli bir kitap çıktı. (İngilizce baskısı: The European Charter for Regional or Minority Languages: a critical analysis-ISBN 92-871-5572-0, Fransizca baskısı: La charte Européenne des langues Régionales ou minoritaires) Benzer konularda Kürtlerle ilgili çalışma yapanların okuması gereken önemli bir eserdir. Kitabın önsözü Avrupa Konseyi’nin yerel ve bölgesel demokrasi direktörü Phlip Blair tarafından yazılmıştır. Kitabın yazarı da konusu kadar ilgi çekicidir. Jean-Marie Woelhrling hem İdari Mahkeme Başkanı, hem de Alsacien-Mosellan yerel hakları Enstitüsü Başkanı. Woelhrling’in görüşleri dünyadaki bütün yerel ve azınlık diller için çok önemli ve elbette ayrı bir çalışma konusudur.

Üniter Devlet sisteminde, zaman zaman Türk devletiyle benzer ruh halini yaşayan Fransa’da ‘yerel ve azınlık dillerinin tanınması’ çok kolay görünmüyor. Sadece Merkez sağ partisinde değil, Hollande’ın kendi partisinde de buna karşı çıkanlar olacaktır. Nitekim geçmiş yıllarda Sosyalist Parti içinde benzer durumlar yaşandı. 2000 yılında Jospin hükmetinde İçişleri Bakanı olan Jean-Pierre Chevènement, Korsika için çıkartılan bir kanuna karşı çıkarak istifa etmişti. Bu anayasa değişikliğiyle ilgili bir tepki de sol cepheden geldi. Jean-Luc Mélenchon “yerel ve azınlık dillerinin tanınması Cumhurriyet prensiplerine aykırı olduğunu ve Hollande’ın bunu Referanduma götürmesi gerektiğini” savundu.

Üniter devletin kurucusu olan Fransa, bugün bu sistemi nasıl aşacağının tartışmasına girmiş bulunuyor. Versailles Kongresi’nde ‘yerel ve azınlık dillerin tanınması’ bunun ilk adımı olacaktır.