MAXIME AZADÎ


Macron’un galibiyeti ile Avrupa’da liberallerin ve sermayenin yüzü güldü. Emekçileri ise derin bir endişe sardı. Sendikalar, dernekler ve sol partiler şimdiden sokaklara yönünü döndü. 

Seçim sonuçları her iki aday açısından birçok ders ve yenilik içeriyor. Le Pen, umduğu yüzde 40’ın altında kalmasına rağmen, ilk kez oylarını 10 milyonun üzerine çıkardı. Boş oy veya geçersiz oy kullananların oranı da ilk kez yüzde 9 olarak kayda geçti. Sandık başına gitmeyenlerin oranı ise yüzde 25.44 ile 1969’dan bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Bu sonuçlar, Macron’a oy veren seçmenlerin yüzde 43’ünün Le Pen’i barajlamak için sandık başına gittiğini gösteriyor. 

Seçmenler bu kez, “Ne Le Pen ne de Macron” diyerek tepkisini daha güçlü ortaya koymaya çalıştı ancak oluşan geleneksel “Faşizme Hayır” bloğu ile birlikte, mücadele bir sonraki seçimlere devredildi.   

Seçeneksiz bırakılan seçmen

İktidardaki Sosyalist Parti’nin solunda yer alan Benoit Hamon ve “Boyun eğmeyen Fransa” kampanyası ile daha radikal cephede yer alan Jean Luc-Melanchon’un oy oranlarının toplamı birinci turu kazanmak için yeterli bir çoğunluğa sahipken, ittifak kurulamadı. Bu tarihi sorumsuzluk, tabandaki derin rahatsızlığı, liberalizm ve faşizmi temsil eden adaylarla baş başa bıraktı. 

Tüm bunlara rağmen ortaya çıkan sonuçların hem iyi hem de kötü yanları var.  İyi haber, demagog, yabancı düşmanı ve sistem karşıtlığı altındaki faşist anlayışın yenilgisi oldu.  Avusturya ve Hollanda’dan sonra aşırı sağın Avrupa’da iktidarı ele geçirmesinin önüne geçildi. Kötü haber ise Le Pen’in 10 milyon oy sınırını aşması oldu.

İlgisizler yeni eğilim

Sağ, sol, aşırı sağ seçmenlere bu kez, tüm partilerden rahatsızlık duyanlar ve ilgisizler eklendi. Toplum adeta Balkanlaştı. Le Monde gazetesi bu durumu “demokratik yorgunluğun” ötesinde, birlikte hareket etmeyi sağlayan uzlaşıları artık kabul etmeme yönünde artan bir rahatsızlık olarak yorumladı. Komünist Humanité gazetesine göre “En kötüsünden kaçınıldı, ama en ağırı başlıyor”. 

Seçimlerden geleneksel iki parti olan Sosyalist Parti ve sağcı Cumhuriyetçiler, adeta yere serildi. Siyasi partiler için Haziran ayındaki genel seçimler bu açıdan hayati önem taşıyor. 

Türkiye ile ilişkiler

İçeride liberal politikaların sosyal gerilemeyi daha da derinleştirmesinden endişe edilirken, dışarıda Hollande politikalarının devamı bekleniyor. Macron Türkiye konusunda, mevcut durumda AB’ye üyeliğin mümkün olmadığını söylemişti. Seçim kampanyası sırasındaki açıklamalarında, Türkiye’de Erdoğan’a muhalefet eden demokratları desteklemek için elinden geleni yapacağını ifade etmişti. Macron, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye ile yaptığı mülteci anlaşmasını  için de “çok kötü” demiş ve tek taraflı olduğu eleştirisinde bulunmuştu. 

Pragmatizm kazanacak!

Suudi Arabistan ve Katar’ın Fransa siyasetçileri üzerindeki etkisi de ciddi bir rahatsızlık konusu. Macron, Katar’ın Fransa’daki yatırımlarını teşvik edilmesini engelleyeceğini söylüyor. Yapabilir mi ya da yapacak mı? Macron’un patronların adayı olarak da gösterilmesi, bu alanda da ciddi şüphelere yol açıyor. 

Suriye konusunda, Başar El Esad’ı programında bir öncelik olarak ortaya koymadı. Macron bir söyleşide “Bizim düşmanımız DAİŞ’tir, Suriye halkının düşmanı Esad’dır” demişti. 

Fransa’nın Türkiye ile birlikte, “muhalefet” olarak öne sürülen savaş suçlarına bulaşmış gruplara desteğini çekip çekmeyeceği, muğlaklığını koruyor. Suriye’de sadece İran ve Rusya ile çözümün mümkün olmadığını savunan Makron, bununla birlikte Rusya ile yapıcı ilişkilerden yana olduğunu da belirtiyor. 

Trump ile ilişkiler

Dış siyasette en önemli konulardan biri de Fransa’nın ABD ile olan ilişkileri olarak önem kazanıyor. Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’dan bu yana Fransa dış siyasette ABD çizgisine yattı. ABD Başkanı Donald Trump, Macron ile çalışmayı sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Macron daha önceki bir açıklamasında ABD ile çalışmaya devam etmek gerektiğini, ABD’nin çekildiği çatışmalı alanlarda, onun yerini doldurmak istediğini ifade etmişti. 

Özetle liberalizmin müdahaleciliğinin Macron ile devam etmesi bekleniyor.  Askeri harcamaları kademeli olarak arttırmayı planlayan Macron ile dış siyasette bir devrim olmayacak. Kısaca pragmatizm temel politika olacak.

İç siyasette zorlu dönem

Peki iç siyasette ne olacak?  Macron Cumhurbaşkanı oldu ancak henüz Meclis’te bir çoğunluğu yok. Haziran’daki seçimlere o da hazırlanıyor. Anketler, Macron’un seçimlerde başarılı olabileceğini gösteriyor. Ancak kolay bir dönem olmayacak. Liberal politikalar zaten sosyal alanda ciddi yıkımlara yol açtı. Macron, Hollanda döneminde Ekonomi Bakanı iken, bir yıl önce çıkardığı çalışma yasası sokakların büyük öfkesine yol açmıştı. Solcular ve emek çevreleri, liberal karşı-devrim olarak ifade ettiği Macron ile birlikte kemer sıkma politikalarının ağırlaşmasını bekliyor. Hedefte 35 saatlik çalışma süresinin arttırılması, memur sayısının azaltılması, sosyal yardımların kesilmesi ve çalışma kanunun parçalanması da var. Bu yüzden sendikalar ve dernekler şimdiden karşı hamleye hazırlanıyor. Sokakların örgütlenmesi için çağrılar yapılmaya başlandı. Solda da yeniden inşa tartışmaları var.  Sol, eğer bu kez de başaramazsa, daha ağır sorunlarla karşı karşıya kalması kaçınılmaz olacak.