Avrupa devletleri her fırsatta, önüne kim çıkarsa ona/onlara demokrasi dersi vermekten, tavsiyelerde bulunmaktan geri kalmamaktadırlar. Hiçbir kimse de bu devletlere “neden böyle yapıyorsunuz diye” de herhangi bir serzenişte bulunmaktadır. Bunu yadırgamamakta gerekmektedir. 

Aslında tüm devletler, kurum ve kuruluşlar, uluslararası güçler demokrasiye duyarlı hale gelebilmelidirler. Gerçek olan yada olması gereken de bu olmalıdır. Ancak bu gerçekliğe rağmen, bunun böyle olduğunu söylemekte mümkün değildir. Başkasına söylenen ve ondan yerine getirmesi beklenen bir çok konu üzerine söz söyleyenler, bunların yerine getirilmesi konusunda kendilerini sorumsuz ve azade olarak görebilmektedirler.

Demokrasi sorunu, demokratik hakların kullanılması ve sorumluluklar da bunlar arasında yerini almaktadır. Öyle ki, demokrasiden en fazla bahsedenler, herkese bunun gereklerinin yerine getirilmesi gerektiğini söyleyenler, uyarılarda bulunanlar, herkesten daha fazla demokrasi ihlalinde bulunmaktadırlar. O nedenledir ki, söyledikleri konusunda düşüncelerinin samimiyeti kuşkuyla karşılandığı gibi, sürekli bir sorgulama konusu olabilmektedir.

Avrupa devletlerinin demokrasi ve demokratik hakların kullanılması konusunda belirtikleri bunlar arasında yerini almaktadır. Mesela Almanya’da Kürtleri sembolize eden amblemlere, posterlere yasak getirilebilmektedir. Fransa devleti, Kürtlerin en demokratik hakkı olan düşüncelerini belirtme özgürlüğünü engellemek için harekete geçebilmektedir. Bir Fransız şirketi olan Eutelsat’ın, Erdoğan- Bahçeli faşist diktatörlüğünün talimatı üzerine, Avrupa’da yayın yapan Sterk, Ronahi ve News Channel’ın yayını durmak için harekete geçmiş olmasını da böyle bir gerçekliğin somut bir dışa vurumu olmaktadır.

Oysa, Avrupa devletleri bundan çok kısa bir süre önce Erdoğan- Bahçeli faşist diktatörlüğünü basın-yayın özgürlüğünü rafa kaldırdığı, gazetecileri tutukladığı basın-yayın organlarını kapattığı için eleştiren, kınayan kararlar almıştı. Hatta uluslararası alanda TC devletini basın-yayın özgürlüğünün olmadığı ülkeler arasında ilk sıralarda sayan kararlar almışlardı.

Erdoğan- Bahçeli diktatörlüğü hakkında böyle kararlar alan Avrupa devletleri arasında yer alan Fransa devleti, şimdi Eutelsat’ın; Sterk, Ronahi ve News Channel’ın yayınlarını durdurması için harekete geçmesine onay verebilmiştir. Bununla da tam bir çifte start içerisine girdiği gibi, kendini o kadar eleştirdiği, uyardığı, kınadığı Erdoğan- Bahçeli diktatörlüğünün suç ortağı konumuna getirebilmiştir.

Fransa devleti, televizyonların yayınını durması yönünde bir karar alması halinde bunun neye hizmet edeceği ve ne gibi sonuçlara neden olabileceğini herkesten daha iyi bilmektedir. Bir süre önce alınan benzeri kararlarla ve bunun neden olduğu ağır sonuçlarla karşılaşılmıştır.

Avrupa devletlerinin almış oldukları bu tür kararlar yeni olmadığı gibi, neden olacağı sonuçlar da çok iyi bilinmektedir. Avrupa devletleri de herkesten daha çok bunun farkındadırlar. O nedenle, bunun bilincinde olmadıklarını ve bu kararlar ticaret şirketlerinin tasarrufuyla alakalı olmadığı gibi, tamamen belirlenen tercihler doğrultusunda alınan siyasal kararlar olma özelliğine sahiptirler. Yaşanan örneklerinden de anlaşılacağı üzerine geçmişte de böyle olmuştur.

Kürtlerin ilk defa böyle bir kararla karşılaşmadığını herkes bilmektedir. Daha önce de Med, Medya, Roj, Nuçe, Newroz vb. adlarla yayın yapan Kürt televizyonları kapatılmışlardı. Hatta Bakuré Kürdistan’da ve Türkiye’de Kürtlerle ilgili yayın yapan ve onların yaşadıkları sorunları dile getiren başta gazete, Televizyon ve radyolar olmak üzere onlarca basın-yayın organı, kurum ve kuruluş kapatılmıştı. Ve bu kapatmaların, yasaklanmaların ardından da Kürtler, sömürgeci-faşist TC devletinin çok ağır saldırılarının hedefi haline getirilmişti. O nedenle de Kürtler alınan bu kararların ne anlama geldiği ve ardından nelerin yaşanabileceğini herkesten iyi görmektedirler.

Eutlesat’ın; Sterk, Ronahi ve News Channel’ın yayınını durdurmak için harekete geçmeden önce alınan, hala hafızlardaki canlılığını koruyan Nuçe, Newroz vb. kanalların kapatılması sürecinde yaşananlar da bu konuda yeterince fikir vermektedir.

Televizyonların kapatılması ile Bakuré Kürdistan’da “Diz çöktürme planı” ile birlikte, Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğü tarafından; fiziki ve kültürel sömürgeci soykırım saldırılarının da yoğunlaştırılması gündemi getirilmişti. Bu anlamda Nuçe, Newroz vb. gibi TV’lerin kapatılması bu tür saldırıların bir parçası olarak anlam kazanmıştı. 16 Nisan referandumu da böylesi bir süreçte gerçekleşmişti. Şimdi de  Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğü “Üç Hilal” adını verdikleri yeni bir soykırım saldırı planını devreye koymuşlardır. Bakuré Kürdistan, Rojava ve Başuré Kürdistan ile Şengal bu saldırı planın kapsamı içerisinde temel hedefler olarak belirlenmişlerdir. Tam da böylesi bir plan uygulamaya konulmak istendiği bir süreçte  Eutelsat tarafından Sterk, Ronahi ve News Chanel’ın yayınının durdurulması doğrultusunda harekete geçilmiştir.

 O nedenle de bunun bir tesadüf ve sadece ticari amaçlar doğrultusunda alınan bir karar olduğunu hiçbir kimse iddia edemez. Aynı zamanda Fransa devletinin Eutelsat’ın böyle bir kararın uygulanması için harekete geçmiş olmasına izin vermiş olmasını, Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün “Üç Hilal” adını verdiği sömürgeci soykırım planının bir parçası ve onların suç ortağı haline getirmiş olacağı anlamına geldiğini de inkar edemez. 

Başta Fransa olmak üzere Avrupa devletlerinin söz konusu Kürtler olunca, TC devleti ile ilişkilerinde içerisine girdikleri ve takındıkları tutumu da böyle bir gerçeklikten ayrı olarak düşünmek ele almak mümkün olmamaktadır. Özellikle de televizyonların yayınlarını durdurmak için Eutelsat’ın harekete geçmesine verdikleri onayda da görüldüğü gibi, demokrasi ve demokratik hakların, basın- yayın özgürlüğünün kullanılması konusunda bunu söylemek mümkündür. Tamamen kendilerine göre, kendileri için, nasıl anlıyorsa sömürgeci soykırım saldırıları karşısında, ona onay veren  “üç maymunu” oynayan bir “basın-yayın özgürlüğünden”den yana olduklarını göstermişlerdir.