Tanınmış İranlı gazeteci, tarihçi ve yazar Mesut Behnood, Furuğ ile son anıları ve onun trajik ölümünün ardından 46 yıl önce yazdığı haber üzerine konuşacak. Şiir dinletisinin de yapılacağı gecede, Oxford Üniversitesi Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nde Fars dili ve Ortaçağ Fars edebiyatı dersleri veren Dr. Dominic Parviz Brookshaw, Füruğ’un şiirsel vizyonunun farklı boyutlarını ele alacak.

Ayrıca, bu etkinliğe ek olarak, Füruğ’un hayatı ve çalışmalarına yeni bir ışık tutacak yeni belgeseller de gösterilecek.
İngilizce altyazı ile verilecek belgesellerden Nasser Saffarian’ın yönettiği 2003 yapımı ‘Sarde Sabz’ (Yeşil Soğuk), şairin arkadaşları ve ailesi ile görüşmelerden meydana geliyor. Saffarian belgeselde, Füruğ‘un derin kişisel tablosunu ortaya koyuyor. Öyle ki, Füruğ’un kişisel bakış açısı ve onun çalışmalarında belirgin değerlerine yön veren formatif etkiler anlatılırken, aynı zamanda bazı çocukluk, aile hayatı ve romantik ilişkilerinin izi sürülüyor. Hamidreza Zeinali’nin yönettiği ve ismini Furuğ Ferruhzad’ın aynı isimli şiirinden alan 2012 yapımı ‘The Bird Was Just A Bird’ (Kuş Sadece Bir Kuştu) belgeseli, Füruğ‘un örnek teşkil eden  eserlerinin devam eden etkisi ve önemi üzerine.


Furuğ Ferruhzad (1934-1967). XX. yüzyıl İran şiirinin en önemli temsilcilerinden biri. 1934 yılında Tahran’da doğdu. Sinema ve tiyatro alanında oyuncu ve yönetmen olarak çalıştı. 1962 yılında yaptığı “Bir Ateş” adlı belgesel filmi İtalya’da “Belgesel Filmler Festivali”inde birincilik ödülü aldı. 1963 yılında yaptığı “Kara Ev” filmi, “Oberhausen Film Festivali”nde en iyi film ödülü aldı. “Duvar, Esir ve İsyan” adlı kitaplarının haricinde Nima’nın etkisinde kaldığı “Yeniden Doğuş” adlı eseri, onun en büyük eseri olarak edebiyat tarihine geçti.
33 yaşında 1967 yılında bir trafik kazasında yaşamını yitirdi.

Güneş Doğuyor

Bak nasıl içimde gözlerimin
Eriyor damla damla keder

Karanlık ve isyancı gölgem nasıl
Tutsağı oluyor güneşin

Bak
Yok oluyor tüm varlığım ve beni
İçine alıyor bir kıvılcım

Fırlatıyor taa doruklara
Bak nasıl
Sayısız yıldızla

Doluyor gökyüzüm benim
Uzaklardan geldin sen ve uzaklardan

Ve kokular ve ışıklar ülkesinden
Şimdi bir teknedeyim seninle birlikte

Fildişi, bulut ve kristal
Götür beni ey yüreğimi okşayan
umudum

Götür şiirlerin ve coşkuların kentine
Yıldızlarla dolu bir yol beni götürdüğün

Çıkardığın yer yıldızlardan daha yüksek

Bak
Nasıl yandım ben bu yıldızlarla
Ateşli yıldızlarla doldum ağzıma kadar

Durgun sularından gecenin
saf ve kırmızı balıklar gibi

Yıldızlar topladım
Eskiden ne kadar uzaktı toprak

Gökyüzünün mor köşelerine
Yeniden duyuyorum şimdi

Senin sesini
Karlı kanatlı sesini meleklerin
Bak nerelere ulaştım sonunda ben
Samanyoluna, ölümsüzlüğe,
bir sonsuzluğa
Birlikte çıktığımız doruklarda şimdi
Yıka beni dalgaların şarabıyla
İpeğine sar beni öpüşlerinin

İşte beni yeniden bitmeyen gecelerde
Bırakma artık beni

Beni yıldızlardan ayırma
Bak tam karşımızda gecenin mumu

Damla damla nasıl eriyor
Nasıl doluyor ağzına kadar
uyku şarabıyla

Gözlerimin simsiyah kadehi
 Senin ninnilerini dinlerken

Ve bak nasıl
Şiirlerimin beşiğine
Sen doğuyorsun, güneş doğuyor


SUNA ALAN/LONDRA