Futbolu diğer spor alanlarından ayırıp başka bir kenara koymak gerekiyor. Zira, hangi görüşten, hangi ırktan olursa olsun, birçok insanı bir araya getiriyor, toplumsal bir enerji yaratıyor. Futbolu sevmiyorum diyen çıksa da, köşeden bucaktan bir şekilde takip etmek zorunda kalıyor. Fakat futbol her zaman bu kadar masumane değil.
Çünkü futbol sadece iki takım arasında oynanan bir oyundan ziyade, günümüzde büyük paraların döndüğü, egemenler tarafından insanların beynine hükmedebilmenin bir aracı olarak kullanılıyor. Artık futbol kitlelerin boş zamanlarının dışında, hayatlarının taa içine nüfus eden bir alan haline gelmiş durumda. Öyle ki insanlar artık plan ve programlarını futbol müsabakalarına göre ayarlıyor. Karşı takımın yenmesi halinde korkunç şiddet olayları yaşanabiliyor. Tamamen endüstrileşmiş bu alan, kitleleri etkisi altına alarak, kültürel yozlaşmayı da dayatıyor.
Buradan hareketle bir Dünya Kupası karşılaşmalarını daha geride bıraktık. Ev sahipliğini Brezilya’nın yaptığı 12 Haziran ile 13 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşen 2014 Dünya Kupası sona erdi. Almanya’nın zaferiyle sonuçlanan karşılaşmalar öncesinde ve sonrasında çok ilginç görüntüler yaşandı. Toplumsal bir muhalefete de sahne olan Dünya Kupası ‘hazırlık süreci’ Brezilya açısından epey sancılıydı. Nitekim Brezilya’nın milyarlarca Euro harcadığı çevre düzenlemeleri ve stadyumlar, kitleler tarafından protesto edildi. On binlerce insan, stadyumlara bu kadar masraf harcanmasına tepki gösterdi ve bu paraların okul, hastane, yol gibi günlük yaşamı rahatlatacak alanlara aktarılması gerektiğini savundu. Kimi gösterilerde şiddet de yaşandı. Sadece 11 stadyumun yapımı için milyarlarca Euro para harcanırken, son final maçının yapıldığı Maracana Stadyumuna 360 milyon Euro para harcandı, ki harcamaların bu rakamların çok çok üstünde olduğu düşünülüyor.
Resmi verilere göre genel harcamalar ise 8,5 milyar Euro civarında. Buradaki handikaplardan bir tanesi de adeta uzay üssünü andıran bu stadyumların kupa maçlarından sonra bir daha kullanılmayacak olması. Ne kadar üzücü değil mi? Bir taraftan açlık sınırında milyonlarca insan, diğer tarafta milyarlar harcanan, fakat bir kerelik kullanılacak yapılar.
İşte zengin ve fakir uçurumunun çok derin yaşandığı ülkelerden biri olan Brezilya’da halk, umarsızca yapılan bu harcamalara büyük tepki gösterdi, tepkiler karşılaşmalar sırasında da devam etti. Brezilya için başka bir kayıp da, bu kadar şaşaalı altyapı hazırlığının ardından, ki dünyanın en pahalı stadyumlarının ülkesi olarak kabul edebiliriz, Almanya’ya 7-1 yenilerek yeni bir rekora imza atması. Hem öyle böyle değil, ilk yarıda 5 gol yiyerek. Maç sonrasında gözyaşları sel olup aktı. Halka rağmen bu kadar masraf ve hazırlığın yanında böyle bir son, insanı ağlatmasın da ne yapsın?
Öte taraftan 2014 Dünya Kupası’nın galibi Almanya 1954, 1974 ve 1990’dan sonra dördüncü kez şampiyon oldu. Uzatmalarda Götze tarafından olağanüstü teknikte atılan gol Almanya’ya uzun bir aradan sonra tekrar zafer getirdi. Arjantin karşısında 1-0 galibiyet kazanan Almanya’nın maçını Merkel ve Gauck’ta büyük bir heyecanla takip etti. Zaferin ardından Almanya’nın birçok kentinde sokaklar doldu taştı, sabahlara kadar kutlamalar yapıldı.
Zaten bir ay boyunca Dünya Kupası karşılaşmalarına kilitlenen Almanya’da kafeler, barlar karşılaşmalar nedeniyle dolup taşıyordu. İnsanları bir araya getiren, paylaşımlar başlatan bu eğlencenin yanında, müsabakalar sırasında tartışılan konulardan birini de kısaca hatırlatmak isterim. Çünkü yazımızın girişini desteklemek açısından önemli. Uluslararası karşılaşmalarda daha önce de gündeme gelen ve kabaran milliyetçi duygularla bazen hararetli hararetli tartışılan bir konu da;
Alman milli takımında oynayan yabancıların futbol karşılaşmaları öncesi okunan Almanların milli marşını neden söylemediği. Tartışmaların merkezinde olan Futbolculardan biri de Türkiyeli futbolcu Mesut Özil’di. Her fırsatta Türklerin böbürlenerek sahiplendikleri, fakat bir türlü Türkiye’de oynatamadıkları Özil, Almanya’daki milli duygular tartışmasının da merkezindeydi. Bir kısım bunun önemli olmadığını, önemli olanın iyi oynamak olduğunu söylese de, diğer kısım, en azından dudaklarını oynatmaları gerektiğini savunuyordu. Bir nevi milli duyguların kabardığı arenaya dönüşen futbolun günümüzde artık sadece insanları eğlendiren ve rahatlatan bir uğraş olduğunu söylemek mümkün değil görüldüğü gibi.
***
Yıllardır yaşam ünitesine bağlı olarak yaşayan Hatice Ana, Köln’de yaşama gözlerini yumdu. Kızı Xezal yıllardır annesine, en mükemmel şekilde bakmaya çalıştı. Analar emekleriyle, sevgileriyle Kürt mücadelesinin yapıtaşlarından biridir. Onların şevkati, fedakarlığı, en çok ta biz genç nesillere bırakılan ender bir miras. Bu anlamda Hatice (Altun) Ana’nın kaybı tüm Kürtlerin kaybıdır, tüm Kürt halkının başı sağolsun.
Futbol, fakirler ve milli duygular
Almanya Gündemi