Medyada çalışan herkes olan biteni biliyor. "Bilmezmiş" numarası yapıyor. O halde bildirelim.

AKP hükümeti ve Saray, henüz "demokratik özerk Kürdistan" haline gelmemiş olan Kürdistan’a ve o Kürdistan’ın halkına karşı, sanki Kürdistan "bağımsız bir devlet" olmuş gibi, aynen öyle, düşman bir devletmiş gibi, savaş ilan etti.

Bu gidişin dünya tarihi deneyleri açısından, eğer şu sıralar durdurulamazsa varacağı sonuç, "demokratik özerklik" bile olamaz. "Federasyon" bile olamaz, "konfederasyon" bile olamaz. "Bölünme" olur, Türkiye Sivas’ın batısında kalır, Kürdistan doğusunda…

Ve bilin ki, böyle bir şey olduğu gün, artık Türk devletini ele geçirmiş olanlar, "iç işimizdir" deme imkanını kaybeder. Şimdi yaptıklarını ya yapamaz, ya da yaptığı zaman "devletler arası savaş hukukunun" etki alanına girer. Feleğini şaşırır.  

AKP böyle bir resim mi görmek istiyor?

Kendi eliyle Kürt halkının, "kuşatma" altındaki çocukların, bir daha Türk halkıyla, ortak vatanda yaşama ufkunu kana bulayarak Türkiye’yi bölmek mi istiyor?

Ne istiyor bu adamlar?

Savaş sürüyor. Öyle basit polis operasyonları ile değil. Ağır silahlarla. Havan toplarıyla, ağır makinalı tüfeklerle, savaş helikopterleriyle, zırlı araçlarla ve tanklarla mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev, karşı karşıya, göğüs göğüse "ikisini indirdin, vur, acıma" ulumalarının telsizlerden duyulduğu bir savaş bu. Damlarda keskin nişancılar, ihtiyarmış, çocukmuş aldırmadan gördüğü her "hedefi" vuruyor.

Siz bakmayın gazetelerde "hain saldırı", "hain tuzak", "alçak mayın", laflarına, siz aldırmayın "teröristler uzun namlulu silahlarla ateş açtı, polisimiz, ordumuz hemen karşılık verdi, üç şehidimiz var, bir milyon terörist buhar oldu" türü masa başı haberlere. Bakmayın ve aldırmayın, çünkü bunları okuduğunuz zaman sanıyorsunuz ki, "AKP devleti adındaki masum, munis, ensesine vur lokmasını al" türü bir uslu çocuk var, lakin sokak çocukları buna saldırıyor. "PKK yeniden terörü tırmandırıyor"… "Sivil toplum örgütü" gibi bir şey olan "özel harekatçıların" orasını burasını çimdikliyor, burunlarını sıkıyor, enselerine şaplak atıyor… Onlar da ne yapsın, ellerindeki zırhlılarla bunları eziyor, kurşunluyor, bombalıyor…

Savaş oluyor savaş.

AKP hükümeti ve Saray 7 Haziran’dan çok önce bu savaş kararını aldı.

Bütün gücüyle bu savaş için "ateşkesten" yararlanarak hazırlık yaptı.

Amacı, Rojava’nın uluslar arası statü kazanmasını önlemek. Çünkü Amerikan ordusunun Kobanê’de DAİŞ’i bombalayıp, PYD gerillalarına havadan silah yardımı yaptığı gün, Rojava Devrimi'nin uluslar arası statü kazanacağı belli olmuştu. O günden bu yana süren ve defalarca ABD tarafından teyit edilen "Rojava meşruiyeti" Suriye sorunu çözüldüğü gün Rojava Kantonal Bölgesi'nin kuruluşunu getirecek.

AKP ve Saray, işte bu statü resmen ilan edilmeden, son bir ümitle savaşı başlattı. Şimdi "Cerablus’ta bir çakıl taşına el attılar" gibi bir bahaneyle Rojava’ya karşı DAİŞ’in beceremediğini becereceğini sanarak elindeki "zarları" bir kere daha kumar masasına fırlattı. Zarlar hala dönüyor, "hep yek" mi, "düşeş" mi gelecek diye suratları sapsarı masa etrafında bekleşiyorlar.

Kumarbazın aklı "kazanma hırsıyla" öylesine bulanıklaşır ki, bu psikolojiyi anlamak için Dostoyevski’nin "Kumarbaz" adlı romanını okumak iyi olur. "Bu defa kazanacağım" ihtirasıyla elindeki avucundaki son kuruşu bile kaybeden kumarbaz, ilk fırsatta yeniden kumar masasına oturma rüyası görür.

Rojava’yı boğmak için başlatılan bu savaş, kumarbazın bence son savaşı olacak. Çünkü bu defa şans döndü. 2002’de "ABD’nin hileli zarını" avucunda sallayarak, masaya koyduğu yüzde otuzbeşlik oyu, masadan kalkarken yüzde altmış beşe çıkarma dönemi bitti.

Rojava’yı boğayım derken, "elinde" sandığı Kuzey’i siyasi olarak kaybetti. Umarız bu kayıp, "haritanın" değişmesiyle büsbütün ölümcül hale gelmez.

 Ve Kürdistan’ın "ayrılması", "Mısır’ın Osmanlı’dan ayrılmasına" hiç benzemez. Türkiye yıkılır.

1 Kasım seçimleri, Türkiye’yi yıkımdan kurtarma seçimi olsun.