Gaia Dergi kendini; ırkçılığa, cinsiyet ayrımcılığına, türcülüğe ve betonlaşmaya karşı, doğadan ve doğaldan yana yaşamı savunan alternatif bir platform olarak tanımlar. Ekoloji, sürdürülebilir yaşam, yeşil felsefe, kadın hakları, LGBTİ+ hakları, insan hakları, hayvan hakları, kültür-sanat, dünya kültürleri ve bilim & teknoloji alanında haberler ve röportajlar yapan görsel ve yazılı bir haber kaynağı olan Gaia Dergi savaşa, şiddet eylemlerine, empati kuramayanlara, siyasi partilere, vaatlere, reklam kokan samimi olmayan davranışlara, yalanlara ve riyalara özellikle de riyakarlara mesafelidir. Her ne olursa olsun derin ekoloji çizgisinden taviz vermeyecek olan Gaia Dergi bugün itibarıyla iki hafta bir sizlerle düşlerini, umutlarını, acılarını ve bazen de mutluklarını, kendi penceresinden gördüğü kadarıyla dünyada olup bitenleri paylaşacak sizlerle.

Çok çeşitli dertlerimiz var bizim. Öyle bir yerdeyiz ki, nefes alan herkes acı çekiyor bu memlekette. Öyle bir yer ki bombalar patlıyor insanların içinde, rantlar kovalanıyor yeşilin en yeşilinde. Bir rant ki, iklim değişikliğine rağmen gözetiliyor hala, siyasiler ve büyüdükçü küçülenlerce gözümüzde. Bir siyasetçi düşünün ki iklim değişikliğinden bile büyük sanıyor kendini, gerçeklerden bihaber, gerçeklerden kaçak, gerçeklere kör. Bir rant ki bizi acıdan acıya, bir öfkeden diğerine sürüklüyor. Bağırıyoruz duymuyorlar, duyuyorlar uygulamıyorlar. Bizi göz göre göre öldürüyorlar. Bizi sinir ediyorlar. Artvin’den Antalya’ya, İstanbul’dan Erzurum’a, Amed’den Ankara’ya her yer kıyım, her yer zulüm, her yer hayatı bir şekilde direnmek olmuş insanlar. 

Zamana karşı yarışıyoruz

Gaia Dergi inanıyor ki, mücadele etmek hayatın ta kendisidir. Herkesin bir mücadele şekli ve elinden gelenler ile gelmeyenler listesi var. Bu listede zaman zaman kendimize galip gelirken zaman zaman gerilere düşebiliriz. Ancak umutsuzluğa yer olmamalı içimizde. Koşacak çok yol, mani olunacak çok rant ve kavga edecek çok hırslı lider var önümüzde. Zamana karşı yarışıyoruz Dünya ısınıyor, Dünya yeşil kaybediyor, Dünya vicdan kaybediyor. Zamana karşı yarışıyoruz canlarımız gidiyor. Anma takvimimiz yılın her gününe işaret ediyor, anarken canımız yanıyor, kırmızı karanfiller, o kırmızı karanfiller...

İşte bu yüzden biz artık içimizde minik parçalara bölünmeyi bırakıp kucaklaşma gayretindeyiz. Kayıtsız şartsız değil elbet, bazı minik şartlarımız var. Hayatı sevmek en başında geliyor bu şartların. Hayata bir defa geldiğimizin, sen, ben, kurbağa ve ulu çınar ağacı hepimiz aynı oksijeni çekerken içimize birimizden gasp edilmeye çalışılan o havayı muhafaza etmeliyiz. Birimiz bile yemesi gerekeni yiyemiyorsa, önüne gelen her şeyi gerçek ve mecazi anlamda yemeye çalışanlar nedeniyle, orada bir hata olduğunu biliyoruz ve orayı kurcalıyoruz. Bu kurcalamalarımız bizi başka güzelliklerle tanıştırıyor. Evren tüm kar için yaşayan rant için yaşamımıza kast edenlere rağmen, dünyadaki tüm kötülere ve kötülüklere rağmen bizi güzelliklerle tanıştırıyor. 

Bu güzelliklerden biri olan Yeni Özgür Politika’ya ve okurlarına selam olsun!

Hak odaklı bir ideoloji:  Derin ekoloji

Sizlerle tanışma yazımız aynı zamanda herkesin tanıması gereken derin ekoloji konusuyla başlasın istedik. Doğa anayı sevmenin ataerkin anasını sevmesinden bir farkı olduğunu, bu sevgide ezmenin, tahakkümün ve insan büyüklüğünün yer almadığı hakkında biraz konuşmak istedik.

Derin ekoloji; insanın insan dışı hayvanlara ve doğaya tahakkümünü kesin bir şekilde reddeder. Derin ekoloji doğayı korumayı savunmaz, doğayı korumamayı savunur. Çünkü doğanın korunmaya ihtiyacı yoktur. Doğa da doğal olanda biz insanlardan çok daha büyüktür, çok daha güçlüdür. Bu yüzden derin ekoloji, kaldırıma çöp atmamak, refüjdeki ağacı savunmaktan çok öte bir hareket. 

Derin ekoloji ilk defa, 1973 yılında Norveçli bir filozof olan Arne Næss’in kaleme aldığı bir makalede yer aldı. Næss’e göre „sığ çevre felsefesi“ başlığı altında toplanabilecek düsünceler; kirliliğin, doğal kaynakların tahribinin ancak kısa vadede önlenmesini ve gelişmiş ülkelerin kendi vatandaşlarının daha uzun süre doğayı sömürmelerinin meşru kılınmasından ibarettir.

Aslında bu düşünceleri oldukça yakından tanıyoruz. Bu sığ düşünce geçmişte bilmemezlikten ileri gelse de günümüzde rant ve kar odaklı kişilerin kendi çıkarlarına göre yönettikleri sürecin bir parçasıdır. Bunun son komik örneklerinden biri ise çevreyi yeşillendirme adı altında yapılan, bizleri aptal yerine koyan şu uygulamadır: 

İşte göz boyamak denilen davranış ve eski kafa çevrecilik. Size komik gelebilir belki, evet, tüm eski kafa çevreciler bu kadar umarsızca güldürtmüyor kendine, ama bir yerde hepsi aynı kafaya çıkıyor bu tip doğayı koruma çabalarının. Siyasi eğilim fark etmeksizin doğaya kast edenlerle mücadele edeceğiz. Derin ekoloji yeni dünyanın şart olan ideolojisi. 

Derin ekoloji kayıtsız şartsız yaşama hakkını savunur. İnsan odaklı olmayışıyla, kökü eskilere dayansa da yeni bir harekettir, insanların anlaması zaman almış bir düşünce biçimidir. Bir koyunu yerken bir köpeğin hakkını savunuyor olmanın ne kadar yanlış, çiğ ve çelişkili olduğunu öğretirken bize, biz refüjlerdeki yeşilliklerle ilgilenirken dünyamızın kökünün deşildiği gerçeğini hatırlatır. Bu gerçekler çerçevesinde kimseyi yargılamadan ama herkese yılmadan anlatarak yeni bir akımın sevdalıları olmak bu dünya için yapılacak en manalı davranıştır.

Topyekûn özgürlük 

Biz derin ekolojiden, bir koyunun, kurbağanın, köpeğin, çimenin ve çınarın yaşama hakkından bahsederken Türkiye’de kadınlar her gün eziliyor, katlediliyor ve aşağılanıyor. Son olarak Cumhurbaşkanlığı makamında oturan Recep Tayyip Erdoğan “Bir adam gibi ölmek var, bir de madam gibi ölmek var. Ölelim ama adam gibi ölelim” diyerek yeniden bir halk nasıl sinir edilir, gösterdi. 

Ataerkil sistemin ilerleyen çağlar ve yüzyıllara rağmen herhangi bir gelişme gösteremediği adeta kanserli bir hücra gibi yayıldığı bu günlerde biz kadın mücadelesinin ne kadar kıymetli ve gerekli olduğunu biliyoruz ve tekrarlıyoruz: Bir kadın daha kaybetmeyeceğiz! Adam gibi olmayacağız, adam gibi yapılanların da karşısında duracağız. Çünkü görüyoruz ki adam gibi yaptıklarınızın hepsi bizi can evimizden vuran, canlarımızı alan, yaşam alanlarımızı perişan eden uygulamalardan ileri gitmiyor. Hep daha ileri gidiyor ama bu adamlar. Öldürmekten, katletmekten ve yalan söylemekten asla utanmıyorlar. 

Çocuklarımız cezaevlerinde, çocuklarımız sokaklarda, çocuklarımız savaşın ortasında...

Hak savunan canlarımızın içinde bombalar patlıyor, canlarımız birer beyaz güvercin olup uçuyor uçsuz bucaksız gökyüzüne...

Yurdun dört yanını sarmış aklını para ve düşüncesi ele geçirmiş bu insanların yaptıklarını yıkacağız. Bu fikir öldürme operasyonundan hep birlikte mücadele ederek, asla öldürmeyerek, öldüreni sevmeyerek ve gerekirse ölerek yine hep birlikte çıkacağız.

Utanmayanlara karşı ve utanmayanlara rağmen, doğayı ve doğaldan olanı savunacağız. Bir merhaba ve dertleşmenin ardından, iki hafta sonra tekrar görüşmek üzere hoşçakalın, doğayla ve doğal olanla yaşayın. 

Bütün -izm’leri bir kenara koyup, geçmişteki başarılarını saygıyla anıp yeni dünyayı kurtarmanın yolunun ekolojizm olduğunu anlamak ümidiyle...


Evrensel Gazetesinden Özer Akdeniz’in kaleme aldığı haber uğraştığımız “büyük adamların” ne denli utanmaz olduğunun bir kanıtıdır: “İzmir Narlıdere’de edebiyatımızın çınarı Yaşar Kemal’in adının verildiği rekreasyon alanının çevresindeki yamaçlar yeşile boyandı. Yanlış okumadınız, yeşillendirilmedi, yeşil renge boyandı! İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Narlıdere Belediyesi’nin ortaklaşa yaptığı alanın önümüzdeki günlerde yapılması planlanan açılış töreni öncesi alanın çevresinde kazılmış olan yamaçlar yeşile boyanarak ‘çirkin’ görüntüye makyaj yapıldı.

Alanın inşaatı sürecinde eğimli arazideki tepede yapılan kazıma ve teraslama sonrası ortaya çıkan manzara birileri tarafından hoş karşılanmamış olacak ki, kel kalmış yamaçlar açılış töreni öncesi yeşile boyanarak bu ‘çirkinlik’ örtülmeye çalışıldı.

Her iki belediye tarafından „Prestij projesi“ olarak tanıtılan ve toplam 7 milyon TL’ye mal olması beklenen Yaşar Kemal Kültür ve Sanat Vadisi, adının verildiği doğa aşığı yazar Yaşar Kemal’in kemiklerini sızlatır bir şekilde, bitki ve ağaçlarla yeşillendirilmek yerine, yeşil boya ile makyajlanarak açılış törenine hazırlanıyor. Akmayan tutkal boya ile yapıldığı söylenen bu uygulama aynı zamanda „göz boyamak“ deyiminin de canlı bir örneği olacak.”