Tarihsel önemde günlerden geçiyoruz, bazı dönemler tarihin tekeri hızlanır; neredeyse bir yüzyılda kat edilen yollar, bir kaç güne sığar!
Şimdi de hem bölgesel manada hem de yaşadığımız siyasal coğrafyada böylesine önemli bir dönemden geçiyoruz.
Önümüzdeki bir kaç ayda belki bundan sonraki on yıllarımızı belirleyecek önemde gelişmelere şahit olacağız!
Yaşadığımız günlerin önemini, aslında bütün taraflar ya doğrudan ya da endirekt itiraf da ediyorlar. Hükümet ve MHP cephesi aslında ne ile muhatap olduğumuzu; yaşanan şeyin basit bir iktidar değişimi veya paylaşımı olmadığını biliyorlar, ama gelecek tepkileri aza indirmek için bunu mümkün olduğunca kamuoyundan gizlemeye çalışıyorlar.
Türkiye sadece dar anlamda parlamenter demokrasiden; (içeriğini konuşmuyorum bile; onu ayrıca tartışma konusu etmek lazım!) Başkanlık Sistemine geçiş sürecini yaşamıyor.
AKP/MHP ortaklığı bunu çok çok aşan bir içeriğe sahip; burada Türk/İslamcılığın yeni ve çalışması yapılmış çok kapsamlı bir saldırı hazırlığı ile karşı karşıyayız!
Sorunu sadece ‘Başkanlık rejimi’ tartışmalarına indirgersek meselenin çok önemli bir kısmını gözden kaçırmış oluruz ve kendimizi bundan sonra olacaklara yeterince hazırlayamayız!
Muhattabı olduğumuz durum; ‘Başkanlık rejimi’ tartışmalarını çok aşıyor!
Yüz yıl sonra yeniden; „Kürtler, Türkler, Aleviler, Sünniler, Ermeniler, Araplar, işçiler, kadınlar, erkekler olarak nasıl bir arada duracağımız” veya belki de duramayacaksak nasıl ayrılacağımız sorusunun muhatabı olduk!
Yirminci yüzyıl boyunca; Sünnilik ve Türklük dışındaki bütün kimlikler daha önceki Kemalist muktedirler tarafından yok sayılmaya; hatta katliamlarla yok edilmeye çalışıldı!
Başlangıçta AKP sanki kendisinin de bu anlayışla hesabı varmış gibi davranarak; toplumun Kemalistler tarafından mağdur edilmiş bütün kesimlerinin; kimi zaman açık, kimi zaman ise zımni desteği ile iktidar oldu.
Aslında bizler bir yüzyıl sonra Türk egemen sınıfları tarafından yeniden insanların aptal yerine konması ve tarihin tekerrür ettirilmesi sürecine şahitlik etmekteyiz!
İttihatçılar da Osmanlı tebasına Abdulhamit’in baskıcı rejimini yıkıp yerine; herkesin özgür katılımını esas alan bir Anayasa vaadi ile iktidara gelmişlerdi.
Ancak daha sonra İttihatçılar; Türk tarihinin en karanlık adamlarına dönüştüler; tıpkı şimdilerin AKP’lileri gibi!
HDP Milletvekili Garo Paylan aslında geçen gün TBMM’de yaptığı konuşmada sadece geçmişten bahsetmiyordu.
Orada söz konusu olan sadece geçmiş değildi; altı özenle çizilen şey „on yıl gibi insanlık tarihi açısından çok kısa sayılabilecek bir sürede nasıl da; „Ermeniler, Rumlar, Süryaniler ve Yahudiler Anadolu topraklarından sökülüp atılabildikleriydi!”
Türkiye Cumhuriyeti gerek Ortadoğu’da gerekse de dünyada oluşan güç boşluğunu; Türkiye’de yeniden Türk ve Sünni olmayanları tasfiye etmek için değerlendirmek istiyor.
AKP/ MHP ortaklığını bu zamana kadar bir türlü işletilemeyen „Parlementer Demokrasinden,” işleyemeyeceği daha şimdiden belli olan „Cumhurbaşkanlığı Sistemine” geçiş olarak görmemek lazım.
Devlet tıpkı bu yüzyılın başındaki gibi kuvvetli bir saldırı dalgası için güç topluyor!
Biz de her zamankinden çok daha kuvvetli ve dirayetli olmalıyız!