Mecliste olup bitenleri Susam Sokağı izler gibi hep birlikte izliyoruz. Pespayeliğin, haysiyetsizliğin her türlü temsili orada mevcut. Bu milletin aynasına bakmak isteyenler, gözlerini oraya çevirse yeter. Ellerinde “köpek giremez” pankartı tutanların yüzlerinden akan, yanaklarına yürüyen şey var ya; işte o Türkün zehirli kanıdır. Irkçıdır, milliyetçidir, ümmetçidir. Yolunda köpek oldukları muktedirin eteğine tutunarak, köpekleşmenin kitabını yazabilecek tıynettedirler. O yüzdendir ki; başkanlarına yaranmak için oylarını araladıkları perdelerden gösterip puan almaya, başlarını okşatmaya, önlerine atılan kemiklere razı olmaya meyyaldirler. Kuyrukları ancak sahiplerini görünce sallanır, o kuyruklar bacaklarının arasına ancak azar işittiklerinde saklanır.
Bu tablo elbette utanç tablosudur. HDP’li milletvekillerinin temsiliyet hakkını gasp eden, onları zindana atan zihniyet demokrasi oyunu oynayarak rejim değişikliğine adım adım ilerlemekte, aynı zihniyetin boy vermişleri olarak tek tipleşen CHP’liler bu tablo içinde gıklarını çıkarmadan o kürsüyü işgal etmeyi içlerine sindirmişlerdir. İşte tam da böyle bir ortamda bir Ermeni milletvekili çıkıp ne demiş, gelin bakalım:
“Anayasanın ilk yazıcıları 109 kişi; 69’u Müslüman, 40’ı Hıristiyanlardan oluşuyor. Aynı Osmanlı toplumu gibi. Bugün biz 1000’de 1’iz. O zaman ne güzel bir çoğunluk ve temsiliyet var. Anayasayı yazanlardan birisi Krikor Otyam. Çoğulcu bir anayasa, herkes kendini o Anayasa’nın içinde buluyor. Abdülhamit o Meclis’i ikdas edeceği iddiasıyla padişah oldu ama 1 yıl sonra Osmanlı – Rus savaşını bahane edip Meclisi feshetti. Sonra 30 yıllık istibdat dönemi.”
HDP’li Garo Paylan’ın işaret ettiği istibdat döneminin içindeyiz. Kürtlerin kapı dışarı edildiği, Ermeni vekilin meclisten atılmasına oy birliğiyle karar verildiği, bu arada anayasa maddelerinin teker teker değiştirildiği, hangi madde değişikliklerinin başımıza neler açacağının zinhar bilinmediği, duyurulmadığı, eğer meraklı biri değilseniz o maddelerin neleri kapsadığı ve hangi yönde toplumsal ve siyasi hayatımıza birebir etki yaptığını anlayamayacağımız, yeni bir “Türk anayasası” görüşülüyor. İçinde zerre kadar “yabancı” barındırmayan, yok etmeye, ayıklamaya müsait bir anayasa... Garo’nun yüzde 40’tan binde bire düştük dediği, soykırım geleneği mecliste de yüzünü gösteriyor.
Garo’yu atmak, cezalandırmak için işbirliği yapanlar arasında MHP kadar CHP’nin devletçi zihniyeti de var. Şaşırdık mı, hayır. Peki bu şartlar altında CHP’nin hayırlı bir iş yapacağına inanan var mı? Siyasette inanç da dahil her şeyin çok kullanışlı ve konjonktürel olduğunda hemfikiriz ama yine de ilkesel düzeyde net bir tavır beklemek gibi bir safdillik içindeyim, elimde değil! Sözgelimi Garo oradan atılırken, en azından her mazlumun yanında olmaya gayret gösteren, tutuklu vekilleri yalnız bırakmamak için samimiyetle oraya buraya koşturan CHP’li Sezgin Tanrıkulu’ndan bekliyordum bir şeyler. Ama kendisi, Voltaire’den atıfla Garo’ya dair bir twit attı, çekilde kenara: Düşüncelerine katılmayabilirim ama... bla bla! Ne kadar net değil mi, hadi git yıka ellerini yat şimdi. Görev tamamlandı, Garo meclisten kapı dışarı edilirken kılını kıpırdatmadın ama yine de “boş geçmedin” afferin sana.
AKP-MHP ittifakının ilmek ilmek atıldığı, o ipin HDP başta olmak üzere Kürtlerin boğazına dolandığı böyle bir ortamda CHP’den kendi ulusal çizgisini aşacak, hizayı bozacak bir tutum beklemek yanlış belki ama yine de Garo gibilerin, HDP geleneğini perçinleyecek direnci ve sözünün erliğini gösterecek daha geniş meydanlarda boy göstermesine ihtiyacımız olduğu açık. O meydan, meclis kürsüsü olmadığına göre, yeni alanlara, siyaseten zihin açıklığına, seçmenin bir an önce yüzünü döneceği ve elinin boş dönmeyeceği yeni formüllere de ihtiyacımız var. Sanal alemde Hayır’lı cumalar demekle olmayacak, burası kesin. İtirazımızı acilen her mecrada göstermeli, Köpek giremez diyenleri kendi kulübelerine bir an önce kapatmalıyız!