
Mali istihbarat paylaşımı
Söz konusu anlaşma; iki ülke kurumları arasında daha yakın işbirliği, mali konularda bilgi paylaşımı ve finansal istihbarat değişimini öngörüyor. Türkiye’nin bu anlaşma ile Almanya’daki Kürt işverenler ile kurumları üzerinde baskı oluşturmayı ve yasal mali faaliyetlerini engellenmeyi hedeflediği belirtiliyor.
Yakında yürürlüğe girecek
Almanya ile Türkiye arasında imzalanan mutabakat muhtırasının, gelecek haftalarda her iki ülkedeki onay süreçlerinin tamamlanması ardından yürürlüğe girmesi bekleniyor. Anlaşmanın yürürlüğe girmesinin ardından MASAK ve FIU, “PKK’nin finansal desteğini kesmek” iddiasıyla kişi ve kurumları mercek altına alacak ve bilgi değişimi hususunda işbirliği yapacak. Taraflar, iletişim için hazırlanmış özel teknik araçları kullanarak, kendiliğinden veya talep üzerine yazılı olarak bilgi değişiminde bulunacak.
Hedef aslında Kürtler
Yüzbinlerce Kürt’ün yaşadığı Almanya’da bu anlaşma sonrası Federal Emniyet Teşkilatı (BKA) bünyesinde faaliyet gösteren Alman Mali İstihbarat Birimi (FIU) eliyle yasal olarak faaliyet yürüten Kürt dernekleri, sivil toplum kuruluşları ile işverenler ‘terörle mücadele’ adı altında yakın takibe alınabilir, fişlenebilir hatta mal varlıklarına el konulabilir.
Gasp Almanya’ya taşınıyor
Bir nevi anlaşmayla Türkiye’deki “ekonomik soykırım” operasyonları Almanya’ya taşınıyor. Benzer bir çalışma Fransa’da da yapılıyor. Türkiye ile Fransa arasında imzalanan Güvenlik İşbirliği Anlaşması, Kürtlerin ve Komünist Parti’nin tepkisi üzerine Meclis Dışilişkiler Komisyonu’nun gündemine alınamamıştı. Anlaşma, Fransa ve Türkiye’ye ortak polisiye operasyon yapma imkanı sağlamayı ve 18 alanda işbirliği ile tarafların bilgi paylaşımını daha da sistemli ve etkin hale getirmeyni öngörüyor. Ancak bu anlaşma ileriki günlerde yeniden Fransa Meclisi’nin gündemine gelecek gibi görünüyor. Zira Türk devleti ile Avrupa devletleri ticari anlaşmalarının yanısıra etkin istihbarat paylaşımını ve ortak operasyon yapmayı olanaklı kılan mutabatları peş peşe imzalıyor.
Türkiye’deki yasa yürürlükte
AKP Hükümeti, Kürt işverenlere yönelik operasyonlara zemin hazırlamak için ‘Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nı hazırlayarak Meclis Başkanlığı’na sunmuştu. BDP’nin muhalefeti üzerine yasa bir süre ertelenmiş ancak geçtimiz ay Meclis Genel Kurulu’nda oylamaya sunulmuştu. BDP’nin “Anlaşılan Kürt işadamlarına yönelik liste hazırlanmış ve hükümetin çekmecesinde bekletiliyor. 90’lı yıllardaki gibi öldürmeyecekler; ama ekonomik olarak çökertmeyi öngörüyorlar. Tasarı ile Kürt işadamlarına ekonomik soykırım ayağı tamamlanmak isteniyor” diyerek itiraz ettiği tasarı, 8 Şubat 2013’te Türkiye Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşmıştı.
MASAK nedir?
Bu yasayla Mali Suçları Araştırma Kurulu’na (MASAK), Türk devletinin ‘terörist’ olarak tanımladığı kişi ve kurumların yurt içindeki ve yurtdışındaki para hareketlerini izleme yetkisi verilmişti. Muhalifler ve özellikle de Kürtlere yönelik ekonomik soykırımı hedefleyen yasayla Türk devletinin ‘terörist’ saydığı kişi ya da örgütlere fon sağlayanlara 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verilmesinin önü açılmıştı. Ceza verilebilmesi için fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı da aranmıyor. Kanuna göre, ‘suçların’ kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde ise verilecek ceza yarı oranında artırılacak. Malvarlığının dondurulmasıyla ilgili alınan kararın gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirmekte ihmal veya gecikme gösteren kişilere 6 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası verilecek.
Belediyeler de kapsama alanında
Kanunun kapsamına göre, eğer devletin ‘terör örgütü’ olarak nitelediği bir örgüte ya da işleyişe tabi biri herhangi sosyal yardımlaşma derneği içerisinde dahi faaliyet yürütürse, derneğin de ‘terörist faaliyet yürüttüğü’ kabul edilerek, çok sayıda kişi hedef alınabilecek. Örneğin bir belediyede işe alınan personelin de yine devlete göre ‘terörist’ sayılan çevrelerle ilişkisi saptanırsa, belediye de ‘terörizme finansal destek sağlamak’ ile suçlanabilecek. Kanunun işleyişindeki önemli bir ayrıntı da, karar vericiler üzerinden dikkat çekiyor.
Bürokratlar karar verici
Malvarlığını kamulaştırma-mal varlığına el koyma gibi hususlarda ise kararı yargıç niteliği taşıyan kişiler değil; hükümetin belirlediği bürokratlardan oluşacak heyet verecek. Malvarlığına el konulmasında yetki MASAK’ın başkanlığında oluşturulan Malvarlığının Dondurulmasını Değerlendirme Komisyonu’na tanındı. Komisyonda; Başbakanlık, MİT, Hazine, Maliye, İçişişleri, Dışişleri ve Adalet bakanlıklarından yetkililer yer alıyor. Yasayla aynı zamanda Türkiye, yabancı devletlerden ‘şüpheli’ bulduğu kişi veya kurumların yurtdışında bulunan malvarlıklarının dondurulmasını ve para trafiğinin izlenmesini de talep edebilecek.
Gizli zirvede karar alınmıştı
Yasa Meclis’ten geçirilmeden önce İstanbul’da 26 Ocak’ta gizli bir zirve yapılmıştı. Terörle Mücadele Yüksek Kurulu güdümünde yapılan toplantıda, Kürt işverenlere operasyon kararı alınmış, yönelecek isimlerin listesi hazırlanmıştı. 60 kişilik listede BDP’li belediyelere iş yapan, hem Güney Kürdistan hem de Kuzey Kürdistan’da yatırımları olan işverenlerin bulunduğu belirtiliyor. Kürtlerin mal varlıklarını gasp etmenin yollarının ele alındığı zirveden Kürt işveren çevresi ile sivil toplum örgütleri ve BDP’li belediyelere de operasyon kararı çıkmıştı.
Van’da ilk dava açılmıştı
Bu yasa yürürlüğe girer girmez geçtimiz hafta Van’da 10 sivil toplum örgütü ve derneğe “PKK’yle bağlantılı faaliyetler” yürüttükleri iddiasıyla kapatma davası açıldı. Sözkonusu dernekler arasında kadın ve çocuklara yardım eden Van Kadın Derneği ile göçzedelerle ilgilenen Göç ve Yardımlaşma Derneği, Kürtçe çalışmalarıyla bilinen KÜRDİ-DER ve kayıp yakınlarını temsil eden MEYA-DER ile cezaevindeki tutsakların ailelerinin örgütlendiği TUYAD-DER de bulunuyordu.
HABER MERKEZİ
YEK-KOM: Kınıyoruz
YEK-KOM, Türkiye ile anlaşma yapan Alman devletini kınayarak, “Savaşı değil barışı teşvik edin” çağrısı yaptı.
Türkiye ve Almanya arasında imzalanan anlaşmaya Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM) tepki gösterdi. Almanya Büyükelçisi Eberhard Pohl’un anlaşmaya ilişkin açıklamalarına atıfta bulunan YEK-KOM, “Büyükelçi açıklamasında ‘Kürt sorununa barışçıl bir çözüm zorunluluğunu ve ekomomik kalkınma için de bunun desteklenmesi gerektiğini’ belirtiyor. Ancak Büyükelçi diğer taraftan imzalanan mutakabatı öne çıkararak, barışçıl çözüme olan talebini boşa çıkarıyor. Bu anlaşma ne yazık ki, Türkiyenin AB üyeliğine de fazla bir katkı sağlamayacaktır. Almanya’da yaşayan Kürtlerin bir kurumu olarak böyle bir anlaşmayı toplumsal ve siyasal huzura bir müdahele olarak değerlendiriyoruz. Bu anlamda bunu bir talihsizlik olarak görüyor ve kınıyoruz” dedi.
Almanya barışı teşvik etmeli
Kürt sorununun barışçıl çözümü için Türkiye’de iyimser bir havanın ortaya çıktığına işaret eden YEK-KOM, Almanya’nın bu süreci geriye götürecek adımlarda ısrar ettiğini ve bunun kabul edilemeyeceğini vurguladı. İmralı sürecine atıfta bulunan YEK-KOM, “Taraflar arasında diyalog süreci başlamış ve toplumda oluşan olumlu bir hava varken, Almanya’nın bunun tersi bir adımda ısrar etmesini kesinlikle kabul etmiyoruz. Başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa devletlerinden bu süreçte beklenilen, Kürt sorununun çözümüne katkıda bulunmaları ve AB’ye aday konumundaki Türkiye’yi bu anlamda cesaretlendirmelidir. Ama ne yazık ki tam tersine sorunu daha da bir çıkmaza sokma arayışlarına başvurulmaktadır” ifadesini kullandı.
Baskı fiilen yürürlükte
Bu mutabakattan önce de Alman devletinin Kürtlere çeşitli baskılar uyguladığına dikkat çeken YEK-KOM, “Almanya’da Kürtlere ait dernekler, kurumlar ve işyerleri sürekli basılıp, aranmaktadır. Kendi kimliklerine sahip çıktıkları için Kürtler sürekli siyasi takibata maruz kalmaktadırlar. Yine sözde terörle mücadele adı altında, Kürt halkının meşru demokratik hak mücadelesi her seferinde hedef alınmaktadır. Kürtlere ait kurum ve kuruluşlara siyasi yasaklar getirildi” dedi.
Savaşa destek vermeyin
“Bu uygulamalarla Türk devletinin Kürtler karşı yürüttüğü imha ve inkar politikalarına sınırsız destek verildi” diyen YEK-KOM, “Bunun sonucunda 30 yılı aşan bir savaşta onbinlerce Kürt katledildi ve milyonlarcası da yurtlarından edilerek sürüldüler. Bu nedenle hiç kimseye bir faydası dokunmayan bu yasakçı uygulamalara ve benzerini teşvik eden mutakabatlara fazla rağbet edilmemelidir. Bunun yerine tüm coğrafyadaki toplumsal barışın bir ayağı oluşturacak olan Kürt sorununun ebedi çözümünden yana politikaları teşvik etmek ve bunun takipçisi olamak gerekir” tespitini yaptı.
Almanya devletine çağrı
YEK-KOM’un yazılı açıklamasında Alman devletinden artık zamanın ruhuna aykırı davranmaktan vazgeçmesi, barışın biran önce gerçekleşmesi için motor güç olarak rolünü oynaması istendi. Almanya’nın böylesi bir rolü oynaması durumunda ise bütün taraflarların kazanacağı bir tablonun ortaya çıkacağı dile getirildi.