- Yoksul ve mağdur bir insan, ceylan gibi ürkek ve tedirgindir. Tek başına ayakta kalması zordur. Gazelle filmi, insanın bir toplum, bir dayanışma ağı içerisinde bütünlenebileceğini anlatır.
BÜLENT TEKİN
Bianet’te 25 Ekim 2025’te Nural Sümbültepe’nin anlattığı bir film dikkatimi çekti. Gözden epeyce kaçırmışım, geç fark ettim. Filmin adı ‘Gazelle’, yani ‘Ceylan’. Film, New York’ta bir camide başlar ve burada, imam cemaate halk edebiyatında bilinen ceylanın kıssasını anlatır.
Anlatının filmde akışı şöyledir: Hamile bir ceylan doğum yapmak üzeredir hani, alt metinde onun hikâyesi akıyor. Ceylan bir nehir kenarında güvenli gördüğü bir yere gelir. Tam doğum sancıları başlarken ormana yıldırım düşer ve yangın çıkar. Solunda yayı gerilmiş bir avcı vardır. Sağında aç bir aslan beklemektedir. Önünde yangın, arkasında nehir… Ceylan ürkek ve tedirgin, bir çıkış yolu arar fakat nafile. Sonunda kaçmayı bırakır ve yalnızca doğuma odaklanır. O sırada avcının yakınına bir yıldırım daha düşer. Avcı irkilir, oku yön değiştirip aslana saplanır. Yağmur başlar ve yangın söner. Bütün bunlar olurken ceylan nur topu gibi bir yavru dünyaya getirir.”
Sümbültepe’nin filmle ilgili bir bölüm değerlendirmesi şöyledir: “Gazelle, bir Türk sığınmacının kişisel öyküsünü canlı bir şekilde aktarırken, bir trajediden kaçanların varışlarında başka acılarla yüzleştiği sert gerçekleri de etkileyici biçimde tasvir ediyor. Bununla birlikte film, seyirciyi, mültecilerin ve göçmenlerin hayatlarını zorlaştıran ve dünyadaki daha otoriter ve daha muhafazakâr hükümetlere doğru giden siyasi değişimler üzerinde düşünmeye de sevk ediyor. Mülteci ve göçmenlere yönelik algıların sıklıkla ırkçı söylemlerle biçimlendiği günümüzde Gazelle filmi, bu insanların yalnızca iş ve güvenliğe değil, aynı zamanda aileye, sevgiye ve onura duydukları insani ihtiyaçları ve haklarını bize hatırlatıyor.”
Bana göre bu kıssa, Şia inancında İmam Rıza’nın anlattığı bir kıssadan esinlenmiştir. Anlatı şöyledir: Ceylanın kefili, yani 'Zamin’i Ahu', Ehl-i Beyt dostlarının İmam Rıza’ya atfettikleri unvanlardan biridir. Çocukluktan itibaren Şiiler için imam Rıza’nın kefillik unvanının hikâyesi şöyledi: Çölde bir avcı, ceylanı avlamak ister, uzun bir mesafe kadar kovalar ve ceylan sonunda kendisini yakınlarda bulunan İmam Rıza’nın eteğine atar. Avcı, imam Rıza’nın yasağı ile karşılaşır, ancak ceylanı kendisinin bulduğu, bu nedenle kendi malı ve hakkı olarak gördüğü için iade etmesi için ısrar eder. İmam, avcının ceylanı serbest bırakması karşısında fiyatından daha fazlasını ödemeyi kabul eder, ancak avcı ceylanı istemekte ısrar eder.
Ceylanın, işaret yoluyla imama, çocuklarının süt içmesini beklediğini söylediği rivayet edilir. İmam Rıza da bir şartla ceylanı avcıya teslim eder ve şöyle der: “Ceylanın çocukları annelerinin dönmesini beklemekteler. Müsaade et gidip çocuklarını emzirdikten sonra geri gelsin, sen de o zaman rahatlıkla avla.”
Avcı, ceylanın giderse bir daha geri gelmeyeceğini söyleyince imam Rıza, ceylan dönene kadar kendisini rehine olarak tutmasını önerir. Ceylan gider yavrularına süt verdikten sonra hızla geri döner ve kendini avcıya teslim eder.
Anlaşmanın bu şekilde yerine getirildiğini gören avcının kalbi yumuşar ve sonra rehinenin imam Rıza olduğunu anlar. Avcı, ceylanı hemen salıverip kendini Peygamber’in torunu imam Rıza’nın ellerine ve ayaklarına atarak özür diler. İmam Rıza da ona hatırı sayılır miktarda para verir ve kıyamet gününde dedesine şefaat edeceğine dair taahhütte bulunur ve avcıyı razı ederek gönderir.
Film, insanın bir toplum, bir dayanışma ağı içerisinde bütünlenebileceğini anlatır. Yoksul ve mağdur bir insan ceylan gibi ürkek ve tedirgindir. Onun tek başına ayakta kalması zor. Bir destek almazsa ezilip sürünebilir ve hatta avlanılabilir. Onun bir sosyalite içinde, toplumsal bir dayanışma içerisinde olması, geleceği açısından umut verici olabilir. İnsan için önemli olan, doğruyu seçmek, doğru tarafta olmak ve mücadele etmektir. Onun sorumluluğu bu kadardır…