MEHMET ZAHİT EKİNCİ/FRANKFURT

Bazı insanlar için kullanılan bir deyim vardır, “İç güzelliği yüzüne yansımış" diye. Gazetemizin mutfağında çalışan Heval Zahide de öyle biri. Aslen Mereş’in Pazarcix nüfusuna kayıtlı olan Zahide Başpenir evli ve üç çocuk annesi. 1995’ten bu yana gazete mutfağında çalışan Başpenir'in hikayesi de acılarla örülü nice Kürt kadının hayatına benziyor. 

30 senedir gurbet elde yaşayan Zahide Başpenir, hayatın zorluklarını anlatırken zaman zaman hüzünleniyor: "1967 yılında Pazarcix’a bağlı Roviyan (Tilkiler) köyünde dünyaya gelmişim. 19 yaşına, yani evlenene kadar da köyde kalıyordum. Köyde üzüm bağlarımız, fıstık ağaçlarımız vardı. Uysal ve yardımsever bir çocuktum ben. Herkese yardım etmek istiyordum. Herkesin benden daha fazla mutlu olmasını istiyordum. Hatırlıyorum bir öğretmenimiz vardı, çok yoksullardı. Evden aldığım eşyaları gizlice onlara götürüyordum. Her işi severek yapmama rağmen fıstık ağaçlarında çalışmak istemiyordum. Fıstık ağaçları köyün dışında olduğu ve yılanlardan korktuğum için gitmek istemiyordum. Bunu dedeme söyleyince bir daha beni fıstık işine göndermedi."


Eşi görme yetisini kaybetti

Zahide Başpenir, 19 yaşına geldiğinde amcasının oğluyla evlendirilir. "Aramızda büyük bir tutku olmasa da babamı kırmamak için evlendim" diyerek duygularını dile getiriyor: 

"Amcamın oğlu Hasan çok iyi bir insandı. Babam da bu işe aracı olunca ben de sorun çıkarmadım. Gözlerinde problem vardı, halk arasında ‘tavuk karası’ denilen bir hastalığa yakalanmıştı. Evlendikten sonra ise hastalığı ilerledi. 2000 yılında ikinci çocuğuma hamileyken görme yetisini hepten kaybetti. Doktor hastalığın tedavisinin mümkün olmadığını söylüyordu. Bunu duyduktan sonra günlerce ağladığımı hatırlıyorum. Eşim gün be gün gözlerimin önünde karanlık bir dünyaya doğru yol almıştı."


'Hayat karşısında asla yılmadım'

O yıldan sonra bir yandan ailesini geçindirmek için çalıştığını  yanı sıra da eşinin durumuyla ilgilendiğini ifade ediyor: "Hasan'ın durumu beni üzse de hayata karşı asla yılmadım. O çocuklarımın babasından ziyade benim can yoldaşımdı. Her konuda kendisine yardımcı olmam gerekiyordu. 1996 yılında emekli olduktan sonra gazetede dışarıdan gelen telefonlara bakıyordu. Görme duyusunu yitirene kadar da bu işe devam etti. Bundan sonra benim adeta dördüncü çocuğum olmuştu. Her türlü ihtiyacını karşılıyordum."


'Burası ikinci yuvamız'

Zahide Başpenir, 1995'ten beridir gazetenin mutfağında çalıştığını ve bu işi severek yaptığını söylüyor: "Yoldaşlarıma yemek yapmak benim için inanılmaz bir zevk. Bu işi asla para kazanayım mantığıyla yapmıyorum. Buraya geldiğim zaman çoğu zaman eşimi de beraber getiriyorum. Ben de, eşim de burada mutlu oluyoruz. Eşim buraya gelirken geçmişe ait şeyleri hatırlıyor ve mutlu olduğunu belirtiyor. Yanımda olduğu için benim de gözüm arkada kalmıyor. Günümüzün çoğu burada geçiyor. Ben yoldaşlarıma yemek hazırlarken eşim Hasan'da (gülerek) arkadaşların tansiyonunun ölçüyor ve onlara sağlık konusunda tavsiyelerde bulunuyor. Hastalığını kabullendiği için fazla sorun yaşamadı. Birçok insan böylesi hastalıklardan dolayı bunalıma girerken, eşim çok güçlü bir şekilde hayata asıldı ve bize moral kaynağı oldu. Arkadaşlar da sağolsunlar, kendisine moral veriyorlar. Tabii ki bu ortam ve yoldaşlarımızın sevgisi olmasaydı, durumumuz daha farklı olabilirdi. Burası ikinci yuvamız. Burada kendimizi çok huzurlu hissediyoruz."