Mêrdîn’in (Mardin) Nisêbîn (Nusaybin) ilçesinde 12 Ağustos tarihinde çıkan bir çatışmada 7 arkadaşıyla birlikte şehit düşen YPS’li Ali Aydemir (Serdem Wedat), çok sevdiği gazetecilik mesleğini yapamadı. 

Qoser’e (Kızıltepe) bağlı Xursê köyünde dünyaya gelen Aydemir, ilk ve ortaokulu bitirdikten sonra liseyi ailesinin göç etmek zorunda kaldığı İstanbul’da bitirir. Aydemir, 2000 yılında çok istediği Ege Üniversitesi Radyo ve Televizyon Bölümü’nü kazanır. Üniversite yıllarında gençlik çalışmalarına katılan Aydemir, bir yandan da annesinin kendisine hediye ettiği fotoğraf makinesiyle gazeteciliğe hazırlanır. 


Bedenini ateşe veren amca

Aydemir, geldiği Nisêbîn’de devlet güçlerinin saldırıları karşısında öz yönetim direnişinde yer alır. Direniş saflarında, ‘96 yılında Bayrampaşa Cezaevi’nde bedenini ateşe veren amcası Wedat Aydemir’in ismini alan Aydemir, kısa bir sürede almış olduğu sorumluluk ile arkadaşlarının sempatisini kazanır. Yoldaşlarına olan bağlılığı ile bilinen Aydemir, 12 Ağustos’ta çıkan bir çatışmada 7 arkadaşını kurtarmak isterken şehit düşer.


Fotoğraf makinesi kaldı

Anne Mehdiye Aydemir, “Oğlumu hep ‘Reşo’ diye çağırırdım. Hep gerçekçiydi ve hedeflediği şeyi de elde ederdi” sözleriyle başlıyor anlatmaya. Oğlunun hep bir gazeteci olup Kürdistan’da yaşananları kamuoyuna duyurmak istediğini aktaran anne Aydemir, şunları söyledi: “Fotoğraf çekmeyi çok severdi. Ben de ona üniversiteyi kazanır kazanmaz bir fotoğraf makinesi aldım. Yaklaşık 3 yıl boyunca kullandı. İzmir’deyken bir gün makinesini eve gönderdi. Nye gönderdiğini sorunca ‘Tamir olması gerek sende kalsın şimdilik’ dedi. Ben gideceğini önce anlamadım. Sonra gittiğini duyduğumuzda makinesine baktık, sağlamdı. Makinesi bana hatıra kaldı.” 

Oğlunun üniversite yıllarında polislerce defalarca tehdit edildiğini anlatan anne Aydemir, “Bir kere gözaltına alınır ve gözaltında oğluma ajanlık dayatmasında bulunurlar. Serdem’in de cevabı ‘Beni öldürseniz de onurumu ayaklar altına almam. Ne yaparsanız yapın mücadelemden geri durmam’ olmuş. Dediği gibi mücadelesinden hiçbir şekilde geri durmadı ve arkadaşlarını kurtarmak isterken kahramanca şehit oldu. Oğlumla gurur duyuyorum” diye konuştu. 


‘Her şey çocukların geleceği için’

Anne Aydemir, oğlu YPS saflarındayken beraber geçirdikleri bir anısını ise şöyle anlattı: “14 Mart’ta ilan edilen yasaktan önce Nisêbîn’e gidip oğlumu gördüm. Ona ‘Beni niye bırakıp gittin? Bak bütün yaşıtların evlendi. Hepsinin çocukları var’ dedim. O da bana ‘Anne sen benden evlenmemi mi istiyorsun? Kürdistan’ın bütün çocukları bizim çocuklarımızdır. Ben onların geleceği için savaşıyorum’ cevabını verdi. Vedalaşıp döndüm.” 


‘Savaş muhabiri olmak istiyordu’

Baba Nesih Aydemir de oğlunu şu sözlerle anıyor: “Okumuş kendini geliştirmişti ve tüm zamanını mücadeleye vermişti. Halkına çok bağlı birisiydi. Onun şahadeti tüm tanıyanları etkiledi. Oğlum hep bir savaş muhabiri olmak isterdi. Bunun için de kendini geliştiriyordu ama nasip olmadı. Daha kutsal bir şahadet yaşadı. Her daim oğlumla gurur duyacağım.” 

Kardeşini “Ben ondan 7 yaş daha büyük olmama rağmen benden daha olgun ve duyarlı davranırdı“ sözleriyle anlatan ağabeyi Rezan Aydemir ise “Hep okuyup kendini geliştiren birisiydi. Bana hep ‘İyi bir gazeteci olup devletin tüm yalan ve haksızlıklarını ortaya çıkaracağım’ derdi. Ama koşullar el vermedi. Şimdi makinesini bize bıraktı. Serdem yolumuzu aydınlatacaktır” diye konuştu. 


 DİHA/İSTANBUL