Yapımcılığını Ross Domoney ve Ozan Kamiloğlu’nun üstlendiği Gazi’den Gezi’ye (Gazi to Gezi) isimli belgesel izleyiciliği, Gezi parkındaki direnişin ana dinamiklerinden biri olarak yoksul Alevi ve Kürt mahallesi Gazi’den Gezi’ye doğru bir yolculuğa çıkarıyor izleyiciyi. Gezi Parkı hareketinin kriminalize edilmemesi adına sadece şarkı söyleyen ve dans eden insanların alternatif ana akım medyada gösterilmesinin, öte yandan polisi püskürten ve barikatlar ardında savaşan öteki çocukların kriminalize edilmesi anlamına geldiğini söyleyen belgeselin yapımcılarından Ross Domoney; ‘’Çarşı gibi futbol taraftarlarının mücadelesinin yansıtılması konusunda sanki insanlar için sorun yok fakat mesele başından beri polis ile kıyasıya mücadele eden Gazi’nin çocuklarına geldiğinde kimse onlardan söz etmiyor’’ dedi. Domoney ile Avrupa Bağımsız Film Festivali’nde en iyi bağımsız belgesel ödülüne layık görülen Gazi’den Gezi’ye belgeseli üzerine konuştuk.

 

Belgesel fikri nasıl ortaya çıktı?

O vakitler başkaldırı, şiddet ve radikal sol sokak siyasetine ilgiliydim (ve hala birçok yönden ilgi duyuyorum); o nedenle Gezi Parkı ayaklanmasının patlak verdiğini görünce, Londra’dan uçak biletimi kestim ve yanıma kamera, gaz maskesi ve yeterli sayıda giysi gibi temel gereksinimleri alıp yola çıktım. Saatlerce çalıların arkasında saklanarak Taksim’de çok zorlu bir ilk gece geçirdikten sonra, yavaş yavaş ortama uyum sağlamaya başladım. Daha sonra beni Gazi Mahallesi’ne götüren Twitter oldu. Devletin bu mahallede militarizasyonu çok sertti. Gençlik direnişi muhteşem ve sağlamdı. Türkiye’de iken yaşadığım tüm bu deneyimler boyunca aklımda planlanmış bir belgesel film çekimi fikri yoktu. Sadece gelişen olaylar boyunca  direnişin fragmanlarını görüntülüyordum.

Film fikri Londra’ya döndükten sonra gelişti. Bir barda otururken Türkiyeli solcu bir genç olan Ozan ile tanıştım. Gezi olayları patlak verdiğinde Türkiye’de bulunamadığı için üzgün görünüyordu. Çok şey konuştuk ve daha sonra çektiğim görüntüleri bir projektör üzerinde birlikte izledik. Ozan, Arkadaş Özger’den ilhamla bir şiir yazmak istediğini söyledi. Şiir yazıldı ve fikirler geliştirildi. Şiiri belgesel boyunca okuyacak birini aradık ve sonunda Londra’daki Cemevi’nde harika bir bayan olan Sarah ile tanıştık. Onun performansı, mücadeleye olan bireysel bağı ve çok kısa bir süre içerisinde senaryoyu ezberleme yeteneği bizi oldukça mutlu etti. Onun performansını çektikten sonraki post prodüksiyon sürecinde, hepimizin yapmak durumunda olduğu işleri olduğu için koşullar elverdiği süre dilimleri içerisinde çalışmalarımıza devam ettik. Mükemmel bir besteci ve muhteşem bir ses tasarım ekibinin yardımı ile nihayet Gazi’den Gezi’ye filmimizi tamamladık.

 

Neden Gazi’yi seçtiniz?

Bahsettiğim gibi Gazi’yi ben seçmedim; sadece Twitter vasıtasıyla kendimi orada buldum. Orada bulunduğumda, tamamen hayran kaldım. Kontrol noktaları, zırhlı araçlarını terk etmekten korkan polisler, akrep ve tomaları molotof yağmuruna tutup apartman blokları arasında koşuşturan çocukları hatırlıyorum.

Gazi’deki ilk gecenin ardından, bir arkadaşımla birlikte mahallenin petrol istasyonuna yakın bir barda içmeye gittik. Barın oldukça büyük pencereleri vardı. Ritüelleşmiş çatışmalar içerisinde bizden kopan Yunan bir arkadaşımızın gelmesini bekliyorduk. Aniden zırhlı polis araçlarından oluşan bir konvoy önümüzden yavaşça geçmeye başladı. Polislerden biri çelik kaplı mermi tabanca ile zırhlı aracın tepesine çıkmıştı. Araç, barın dışında durdu. Polis otomatik olarak bara doğru döndü. Ben ve arkadaşım gaz maskesi ve kaskları hızla masanın altına attık. Ardından camın parçalanmasını bekleyerek aniden sırtımı cama döndüm. Neyse ki polis ateş etmedi ve konvoy yavaşça uzaklaştı. Barı işletenler oldukça gergin görünüyorlardı.

Sınırlı deneyim ve bilgilerim ölçüsünde diyebilirim ki, Türkiye’nin diğer varoşlarında olduğu gibi Gazi halkının tarihi, devlet katliamlarına maruz kaldığı ve bir baskı hafızasının kendini sürdürdüğüdür. İnsan hayatı devlet bakış açısı ile değersizleştirilmektedir ve bunun karşılığındaki direniş de şiddet şeklinde olur. Gençler, ebeveynleri ve onların çocukluk arkadaşlarından mahallenin coğrafik bilgisi ile birlikte hikayelerini dinliyorlar. Muhteşem ve cesur bir direniş ile onların bıraktığı yeri dolduruyorlar. Bu nasırlı elleriyle mahalle halkı, daha sonra Gezi parkında direnen her kesimden coşku dolu insanların içine karışıyor. Kemalistler, Kürtler, Aleviler, futbol taraftarları, liberaller vb tümü Gezi parkında birlikte direniş sergiledi. Bu kitlelerin çoğu daha önce hiç bir direnişte yer almamıştı. Varoşların çetin, güzel insanlarının kendilerine ait hafızaları ve deneyimleri vardı. O nedenle denebilir ki mücadele kenar köşe mahallelerden merkeze doğru taşınmıştır.

 

Gezi Parkı direnişi çerçevesinde Gazi’nin bu bahsettiğiniz yönüyle ana akım medyada yeterince yansıtıldığını düşünüyor musunuz?

Gazi’den Gezi’ye, aynı zamanda Gezi’ye yönelik ana akım anlayışa karşı bir belgesel filmi. Gezi genel olarak nasıl şiddetsiz olduğu ve nasıl farklı renklerden ve sınıflardan insanların bir arada bulunduğu üzerine övgüler aldı. Fakat garip bir şekilde kimse molotoflar, sapanlar, havai fişekler vb hakkında konuşmuyor, göstermiyor bile. Öyle görünüyor ki Gezi mirasını hükümet saldırılarından ve hareketin kriminalize edilmesinden korumak istiyorlar. Fakat sadece şarkı söyleyen ve dans eden insanları göstererek, öte yandan polisi püskürten ve barikatlar ardında savaşan öteki çocukları kriminalize ediyorlar. Çarşı gibi futbol taraftarlarının mücadelesinin yansıtılması konusunda sanki insanlar için sorun yok fakat mesele başından beri polis ile kıyasıya mücadele eden Gazi’nin çocuklarına geldiğinde kimse onlardan söz etmiyor. İnsanlar, Çarşı‘ya yönelik polis operasyonlarından haberdar; takip ediyorlar fakat söz konusu Gazi’nin çocukları olunca ana akım alternatif medyada görünür olduklarını sanmıyorum. Bu nedenle, polisi geri püskürtenlerin gerçekte beyaz yakalılar olduğunu düşünenlerin bazılarının filmden rahatsız olabilmeleri normaldir. 

 

‘’Taş’’ın ağzından anlatılan belgeselinizdegtaş neyin sembolü? belgeselin bundan sonraki gösterimleriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Taş bir metafordur. Türkiye’nin her bir yanında yığılan taşlar ile kurulan barikatları temsil ediyor. Görüntüler ve şiir dışında direkt bir mesaj yok. Devlet şiddeti ile dövülmüş bir mahalle, bir şehir ayaklanması, çok fazla gaz, direnen insanlar, her çeşit insan... Ve gettolar, azınlıklar... Kamera ve sinemanın kendine ait sırları vardır; kelimelere kapalı olan kapıları açmaya giden bir yoldur.

Filmin bir sonraki Londra gösterimi Kürt Film Festivali’nde olacak. Filmin tamamı online olarak mevcuttur ve gösterimini yapmak isteyen herkese açığız, minnettar da oluruz.


Protestolara yoğunlaşan bir sinemacı

1988 doğumlu Ross Domoney serbest sinemacı ve Londra’da yaşıyor. Belgesel çalışmaları toplumsal / insan hakkı sorunları, kentsel coğrafya, karakter araştırmaları ve politik protestonun şehirler, otoriteler ve yeraltı hareketleri üzerindeki etkisine odaklanıyor. Belgeselleri,  Short Cuts ve Primecuts film festivallerinde en iyi film ödülü ve Selanik Film Festivali’nde izleyici ödülü; yine Avrupa Bağımsız Film Festivali’nde en iyi belgesel ödülü dahil bir çok ödüller kazandı. 


SUNA ALAN/LONDRA