- Avrupa’da yapılan bir araştırma, gazlı ocak ve fırınlardan kaynaklanan yavaş sızıntıların evlerde kanserojen benzen seviyesini tehlikeli düzeylere çıkarabildiğini ortaya koydu.
İngiltere, İtalya ve Hollanda’da test edilen evlerin yaklaşık yüzde 10’unda, gazlı ocak ve fırınlardan sızan benzen miktarının güvenlik sınırlarını aşacak düzeyde olduğu belirlendi. Araştırmacılar, bu durumun özellikle iç mekân hava kirliliği ve sağlık riskleri açısından önemli bir uyarı niteliği taşıdığını belirtti.
PSE Healthy Energy Araştırma Enstitüsü’nden Drew Michanowicz, evlerdeki benzen düzeyini pasif sigara dumanına benzeterek, “Bu, bir sigara içicisiyle yaşamak gibi” değerlendirmesinde bulundu.
Benzen lösemi riskini artırabiliyor
Doğal gaz, metanın yanı sıra uçucu organik bileşikler de içerebiliyor. Bunlar arasında benzen, toluen, etilbenzen, ksilen ve hekzan gibi insan sağlığı açısından zararlı maddeler bulunuyor. En büyük kaygıyı ise benzen oluşturuyor.
Benzenin özellikle lösemi başta olmak üzere bazı kanser türlerini tetikleyebildiği, bağışıklık sistemini baskılayabildiği, kansızlığa ve aşırı kanamaya yol açabildiği belirtiliyor.
Araştırma kapsamında İngiltere, Hollanda ve İtalya’da 72 evdeki gazlı ocaklardan örnekler alındı. Ölçümlerde, benzen yoğunluğunun ABD’deki seviyelere kıyasla İtalya’da 9 kat, İngiltere’de 37 kat, Hollanda’da ise 66 kat daha yüksek olduğu görüldü.
Evlerin yüzde 9’unda sınır aşıldı
Araştırmacılar, 35 evde mutfakları yalıtarak gaz sızıntılarını ölçtü. Elde edilen verilere göre bu evlerin yüzde 9’unda benzen düzeyi İngiltere ve Avrupa Birliği güvenlik sınırlarını aşabilecek seviyeye ulaştı.
Michanowicz, ölçümlerin yalnızca gaz sızıntısından kaynaklanan benzeni kapsadığını, evlerde başka benzen kaynaklarının da bulunabileceğini belirtti. Bu nedenle gerçek maruziyet düzeyinin daha yüksek olabileceği ifade edildi.
Uzmanlar, evlerdeki havalandırma koşulları, kullanım alışkanlıkları ve diğer kirlilik kaynaklarının benzen seviyesini etkileyebileceğine dikkat çekti.
Sızıntıların çoğu kokuyla fark edilmiyor
Araştırmaya göre sızıntıların büyük bölümü, teorik olarak kokuyla algılanabilecek seviyenin altında kaldı. Uzmanlar, gazdaki koku verici maddelerin artırılmasının bazı sızıntıları fark etmeyi kolaylaştırabileceğini ancak bunun tüm sızıntıları tespit etmeye yetmeyeceğini belirtti.
Michanowicz, insanların koku alma duyusunun kişiden kişiye büyük farklılık gösterdiğini ve bu nedenle kokuyla tespitin güvenilir bir yöntem olmadığını söyledi.
Araştırmacılar, iyi havalandırmanın iç mekân hava kalitesini iyileştirebileceğini ancak enerji verimliliği için yapılan bazı uygulamaların havalandırmayı azaltabildiğini vurguladı. Bu nedenle bina standartlarının yalnızca enerji tasarrufuna değil, havalandırma ve iç mekân kirliliği kaynaklarına da odaklanması gerektiği belirtildi.