• “Arkadaşlarımızı ve çocuklarımızı alçak bir "şenlik ateşi"yle yakmışlardı. 33 cenaze gelecekti, kaldırılacaktı. Bu, bizlerin o güne kadar da o günden sonra da hiç yaşamadığı bir cehennemdi. Şeriat provasıydı. Bir toplu öldürümdü.”

 

BARIŞ BALSEÇER

Sivas'ta Madımak Oteli'nde 2 Temmuz 1993'te, 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanının yaşamını yitirdiği katliamın üzerinden 33 yıl geçti. Aradan geçen yıllara rağmen Madımak, yalnızca Türkiye tarihinin en karanlık insanlık suçlarından biri olarak değil, aynı zamanda toplumsal vicdanın en derin yaralarından biri olarak varlığını sürdürüyor. Katliamın 33. yılında şair Şükrü Erbaş, o günün tanıklığını, Madımak’ta katledilen Asaf Koçak, Behçet Aysan'ı ve diğer canları andığı “Kimse Temizim Demesin” şiirinin doğuşunu ve sanatın bu insanlık suçunu unutturmamadaki sorumluluğunu anlattı.

Sivas Katliamı’nda siz de dostlarınızı kaybettiniz. O gün neler yaşadınız?

Ben, biz, Edebiyatçılar Derneği'nin Yürütme Kurulu toplantısından çıkmıştık ki bu korkunç haberi aldık. Hepimiz bir yere koşturduk. Pir Sultan Abdal Derneği'nin yönetim yerine, Behçet Aysan'ın ve Metin Altıok'un evine, Mülkiyeliler Birliği'nin bahçesine, Ali Balkız'ın Kardelen'ine... Herkes, doğru haberi alabilmek için ulaşabildiği herkese ulaşmaya çalışıyordu. Ne hissedeceksiniz ki; bu tam anlamıyla bir cinnet hâliydi. Arkadaşlarımızı ve çocuklarımızı alçak bir "şenlik ateşi"yle yakmışlardı. 33 cenaze gelecekti, kaldırılacaktı. Bu, bizlerin o güne kadar da o günden sonra da hiç yaşamadığı bir cehennemdi. Şeriat provasıydı. Bir toplu öldürümdü. Cumhuriyet ve demokrasiden intikam alma operasyonuydu.

O gün yaşadığınız duygular “Kimse Temizim Demesin” şiirine nasıl yansıdı? Sizce Madımak Katliamı, Türkiye'nin toplumsal hafızasında hak ettiği kadar yer bulabildi mi?

Bu dehşet, sadece bunu yapanların hafızasından silinmiş olabilir. Ona da silinme denmez; daha derine gömülme denebilir. Gövdesinde bir can taşıyan kimsenin belleğinden silineceğine inanmam ben. Azıcık insan bilgisi taşıyan her insan, öldürülenin kendi varlığı olduğunu bir iç sızısıyla bilecektir. Ancak bizler, ne yazık ki acıyla yaşama konusunda kötü şöhreti olan bir toplumuz. Acıdan kaçarız. Çünkü merhamet duygusu ve vicdan bizi yorar, yaralar. Yine de insanın aklı unutsa da eti kemiği unutmaz.

"Bütün bir ülke odun taşıdı Behçet'in yangınına" dizesiyle bir sorumluluğa işaret ediyorsunuz. Madımak'la yüzleşiledi mi?

Devlet, insan gibi vicdanı olan bir yapılanma değil. Utanma duygusunu pek çok "yüce" gerekçeyle toprağın en derinlerine gömerek kötülüğünü sürdürebilir çünkü. Bu konuda da ne yazık ki bu tutumu sergilemiştir. Bu toplu öldürümün zaman aşımı olabilir mi hiç? Ne yazık ki ölü taklidi yaparak ölenleri, daha doğrusu öldürdüklerini bir kez daha öldürmüştür. Ancak tarih ve bellek unutmayacaktır. İyi insanlar unutmayacaktır.

Madımak aynı zamanda özgür düşünceye, birlikte yaşama umuduna bir saldırı mıydı? Bu kırılma şiirlerinize nasıl yansıdı?

Ben, bir insanın ve bir toplumun inançları, etnik kökeni, kültürü, dili, sınıfsal konumu ya da cinsel kimliği nedeniyle bir başka insan, grup ya da devlet tarafından ezilmesini, yok sayılmasını, öldürülmesini ya da şiddete uğramasını hayatım boyunca anlayamadım, anlamam, kabul edemem, bağışlamam. Bütün gücümle karşı koyarım bu alçaklığa. Şiirlerimin en temel sorunlarından ya da dayanaklarından birisi bu tutumdur.

Edebiyat ve şiir, Madımak'ı unutturmamak konusunda ne kadar etkili oldu?

Toplumsal bellek dediğimiz şey, bireylerin ölümlerinden sonra da yaşayanların hayatlarına yön verecek bir olgudur. Utanç müzesi gibi girişimler bunu sağlamanın, onu ete kemiğe büründürmenin en güçlü yollarından biridir. Bireysel bir fanteziden söz etmiyoruz. Sanat bunun en etkili araçlarından biridir. Biz hep birlikte yaşama hizmet edecek olanaklar yaratmaya çalışıyoruz.

*** 

Kimse Temizim Demesin

Sonra onlar çılgınlık bitip

Sürü dağılınca, yapayalnız gecelerde

Durgun ve dilsiz, yastıklara çivili

Bir mızıka sesiyle uyanmazlar mı

Asaf'ın ateşlere karşı çaldığı?..

 

Bir otel odasında gencecik çocuklar

Çırpındıkça bir yudum soluk için

Üzerine benzin döküp oynayanlar

Onlar birgün öpmeye eğilince çocuklarını

Dudaklarında duman ve yanık et kokusu

Boğum boğum tıkamaz mı soluklarını?..

 

Sevgisiz bir Tanrının kinle büyüttüğü

Ölüme tapınan o siyah adamlar

Onlar birgün yağmurlardan sonra

Güneş salkım salkım dallarda yanarken

Rüzgârdan utanıp sudan korkmazlar mı?..

 

Ayrılık herkesin kapısını çalar birgün

Dağlar kararırken ya da günün eşiğinde

Onlar, saz kırıp şiir yakanlar

İçlerinde gezinen kederi bir türküyle

Bastırmak isterlerse derinden ve sessiz

Çalmazlar mı duvarlara kirli bedenlerini?..

 

Kimse temizim demesin, kimse

Bütün bir ülke odun taşıdı Behçet'in yangınına...

Onlar, secdesi küf kıblesi korku olanlar

Onlar birgün ölüm menevişlenince içlerinde

Tütmez mi kirpiklerinde "dumanı lekesiz biri"?..