• Selvi Boylum Al Yazmalım'da bir sahne var.. İlyas, Asya'yı terk etmiş, yıllarca dönmemiş, döndüğünde ise başka bir adam olmuştur artık hem İlyas hem de değil. Kadir İnanır o sahnede hiçbir şey söylemez. Bakar.

 

DURSUN KAZAN

Selvi Boylum Al Yazmalım'da bir sahne var.. İlyas, Asya'yı terk etmiş, yıllarca dönmemiş, döndüğünde ise başka bir adam olmuştur artık hem İlyas hem de değil. Kadir İnanır o sahnede hiçbir şey söylemez. Bakar. Ve o bakışta bir şey çöker, seyirci neyin çöktüğünü tam olarak söyleyemez ama hisseder. Pişmanlık mı, gurur mu, zamanın ağırlığı mı hepsini aynı anda taşıyan bir yüz. Yeşilçam'ın o dönemde böyle yüzlere ihtiyacı vardı; hem sert hem kırılgan, hem tanıdık hem yabancı. İnanır o ihtiyacı karşıladı ama bununla yetinmedi.

Bir sanatçıyı yalnızca oynadıklarıyla değerlendirmek, bir düşünürü yalnızca yazdıklarıyla değerlendirmek gibidir. Gerçek sınav sahne dışındadır; baskı altında ne yapıldığında, korku ortamında ne söylendiğinde, alkış kesildiğinde nerede durulduğunda. İnanır bu sınavda hiç tereddüt etmedi, ya da ettiyse belli etmedi.

2013'te Kürt meselesinin kısa ve kırılgan müzakere döneminde Akil İnsanlar Heyeti'ne girdi. Akdeniz Bölgesi temsilcisi olarak yer aldı, bu kararı nedeniyle siyasi aktörlerin sert eleştirilerinin hedefi haline geldi. O yıllarda "barış" kelimesini kamusal alanda söylemek, neyi kaybedeceğini bile bile bir şeyin altına imza atmaktı. İnanır imzaladı ve geri adım atmadı.

Suskunluğun da bir tercih olduğunu bilmekten kaynaklanır bu tür bir ısrar. Sessizlik masumiyet değildir, bir yerde durmaktır, bir taraf olmaktır. Camus’un isyan dediği şeyin özü budur yalnızca eserinde değil duruşunda da var olmak. Kadir İnanır bunu sezgiyle bildi ve hayatını ona göre kurdu. Süreç çöktü, şiddet döndü, pek çok ses daha güvenli bir yere konuşlandı. O susmadı ama bunu kahraman edasıyla değil, sıradan bir ısrarla yaptı. “Büyük barış mutlaka gelecek” dedi. Yıllarca aynı cümleye döndü. Gerçekleşmemiş olanı mümkün saymak, geleceğin ahlaki potansiyeline inanmak bu bir hayalperestlik değil, direnç biçimidir.

13 Mayıs 2026'da hastaneye kaldırıldı, 26 Haziran'da hayatını kaybetti. Ablası üç gün önce ölmüştü.

Ömrünü korkak yaşamayı reddetti, helal olsun dedirtecek şekilde gideceğini söyledi. Ve bu, pek az insana nasip olan bir şeydir söylediğin gibi yaşamak, yaşadığın gibi ölmek.

Sinema önemli bir oyuncu kaybetti. Ama bu topraklar daha zor telafi edilen bir şey kaybetti: sesini esirgemeyen, bedelini bilerek konuşan, susmayı tercih etmeyecek kadar vicdan sahibi bir aydın. Büyük barış hâlâ gelmedi. Ve artık o da yok.