Ortadoğu, Türkiye, Kürdistan halkları olarak hakkımız olan şeyleri yaşayamadık. Yaşatmadılar! Hani insan bir şeyi iliklerine kadar hisseder, bilir, anlar ama tarif edemez! Bizim mutlulukla ilişkimiz buna benziyor! "Valla ben kısa bir süre olmuştum çox güzel bi şey! Ama sonra kendiliğinden mi kayboldu, ben mi kaybettim bilemedim. Kaybettim/kaybettik işte!" gibi bir şey işte! Bireysel, toplumsal mutluluğu çok istiyoruz ve de biliyoruz ama yaşayamıyoruz. Bu kadar tevlihev durum varken bunu normal karşılamak gerek. Yani anormalliği, normal bir durum gibi yaşamak zorundayız. Bunca acı ve gerginlik içinde "Umursamaz" değil ama "İnadına" yaşamak gerekmiyor mu? Anormalliği normalleştirmek yani! Bunun da türlü araç ve yöntemleri var. Araç ve yöntemlerden bazıları, konserler, söyleşi ve paneller dahası festivaller, şenlikler vb! 

Yaz ayları geldiğinde bir "Festivaller" telaşıdır gidiyor. Kocaman adlandırmalarla yapılan festivallerin içeriği ile adı arasında derin çelişkiler olsa da "Organizatörler" durumdan memnun gözüküyor! Muradımız "Festival yapılmasın!" demek değil. Yapılsın yapılmasına da amaca hizmet eder nitelikte olsun deriz. Daha ilk festivalin afişine "Geleneksel" yazıp "Popüler sanatçı" konserleri ve popüler siyasetin popülasyonuyla donatmakla "Festival" olmuyor! 

Sadece şehirler değil, kasaba, köy, mezra, yayla, ova, dağ, yamaç demeden yaz boyunca her yerde festival! Bazı köylerimizde hiç yerleşik insan yokken, yazın bir aylığına oluşan yapay canlılık neyin arayışıdır? DBP’li belediyelerin hemen hepsi mutlaka bir festival veya benzeri organizasyon düzenliyordu. Sanırım bütçe sorunundan olacak, bazı belediyeler artık festival yapmıyor. Geçenlerde konuştuğum bir belediye eşbaşkanı "Bu yıl Rojava/Kobanê’deki durum nedeniyle festivali yapmayalım dedik. Sonra da bitişini konserle yapacağımız kültürel ağırlıklı bir program düzenlemeye karar verdik!" dedi. Ama yüz ifadesi "Festivaller bize çok yük getiriyor! Kaldıramıyoruz." Der gibiydi. Festival adı altında içi her şeyle dolu etkinlikler yapıp, bir taşla kuş sürüsü vurmaya çalışıyoruz ama asıl murat edilen şey arada kaynıyor mu ne? Tamam, festivalde eğlenmek, coşmak, halay çekmek çok güzel ve yaşamın olmasa olmaz parçalarından. Bir itirafta bulunayım; Kürdistan ve Anadolu’nun halk oyunlarının büyük bölümünü söylenceleriyle bilirim. Hele de davul zurna eşliğinde oynamanın tadı tarif edilemez! Ama uzun süredir oynamayı bıraktım! Davul, zurna iliğimi, kemiğimi titretse de inat edip oynamıyorum. Hatta sizlere garip gelecek ama geçenlerde fark ettim ki davul, zurna sesi geldiğinde coşup halay çekeceğime beni hüzünle, coşku arası tuhaf bir duygu sarıyor! 

Kanımca festival vb. organizasyonlarda, kitlesel eylem ve etkinliklerimizde köklerimizi arıyoruz. Yoksa "Nostalji" mi yaşıyoruz? Bizde bir hal var ama nedir? Ağlamakla, gülmek, hüzünle, neşe, sevgiyle, sevgisizlik arasında incecik bir çizgide yürüyoruz. Çok doğal! Son yüzyıllık tarihimizin 60 yılı katliam, baskı, suskunlukla, 40 yılı da nefes nefese bir mücadeleyle geçmiş. Normal tarih seyri içinde yüzyıllarda yaşanması gereken sosyal, kültürel, ekonomik durumu biz 40/50 yıla sığdırmaya çalışıyoruz. Çünkü geç kaldık! Nereye mi geç kaldık? İnsanca, özgürce yaşamaya, bireysel, toplumsal mutluluğa geç kaldık. 

Bir grup arkadaşla ODTÜ bilim müzesini gezmeye gitmiştik. Müzede, yontma taş devrinden, mikro teknolojiye kadar insanlık tarihinin özeti var. Kimi arkadaşlar müzedeki araç, gereçleri görmemişler. "Şu nedir? Bu nedir?" deyip duruyorlar. "Durun size anlatayım!" dedim. Baştan sona kadar neredeyse hepsini anlattım. İnanın ben de şaşırmıştım ki, bir kadın arkadaş "Hocam siz kaç yaşındasınız?" deyince kendimi beş bin yaşında sandım. Ama dayanamadım ve gülmeye başladım. Soruyu soran arkadaşa "Öyle acayip bir sordun ki, sanırsın çok yaşlıyım!" diyerek alınganlık göstermedim değil. Arkadaşımız şunu kaçırmıştı. Ben yaşlı/ihtiyar değilim de yüzyılların bir arada yaşamak zorunda kaldım. Yüzyılların sığdırdığımız yaşamımda müzedeki araçları mezramızda, evimizde, köyümüzde görmüş ve kullanmıştık. Ne diyordum ben? Müzeye nereden geldik?! 

Festival yapalım yapmasına, hatta konserler de yapalım, halaylar da çekelim. Ama festivallerin tarih, kültür, inanç vb. kısmını biraz daha dolduralım. Festivalleri popüler kültür furyasına kurban etmeyelim kurban olduklarım!..