ZABEL MİRKAN
Gece, Melek ve Bizim Çocuklar, Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini üstlendiği, 1993 yapımı Türkiye sineması tarihinde önemli bir yeri olan film. Filmin senaristi ise Yıldırım Türker.
Filmde LGBTİ+’ların ve seks işçilerinin yanı sıra toplum tarafından ötekileştirilmiş insanların sosyal yaşantısı ele alınır. Mekân ise eski Beyoğlu’dur. Filmde klasik Yeşilçam Sineması teması olan bir aşk üçgeni etrafında dönen yoksulluk, getto yaşamı, uyuşturucu satıcılarından eşcinsellere dek geniş bir yelpazedeki bütün Beyoğlu’nun dışına atılmaya çalışılan insanların hikâyesi anlatılır.
Atıf Yılmaz önceki filmlerinin aksine bu filminde realist bir gözlemle toplumsal sorunları irdeler. Deniz Türkali’nin ”Melek” rolünde olduğu filmin sanat yönetmenliğini şarkı sözü yazarı Mete Özgencil gerçekleştirmiştir. Başrol oyuncularından ve aynı sene içerisinde geçirdiği bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybeden Uzay Heparı’nın rol aldığı ilk ve son sinema filmi olan Gece, Melek ve Bizim Çocuklar’ın bir diğer başrol oyuncusu 2003 yılında genç yaşında kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Derya Arbaş.
Sansüre uğradı
Dönemin televizyon kanallarından Kanal 6’nın da katkı sağladığı filmde LGBTİ+ topluluğu arasında konuşulan “Lubunca” terimlere sık yer verilmesi dönem açısından hayli ilginç bir detaydır. Filmde yine LGBTİ+’lara yönelik polis şiddeti de derinlemesine incelenmiştir. Bir dönem filmi olarak tarihte önemli bir yeri olan film; oyuncu kadrosu, müzikleri ve film ekibiyle birlikte Türkiye sinemasındaki kült filmlerden biri olarak yerini almıştır. Film, Kültür Bakanlığı desteğini alsa da Türkiye’de gösterildiği televizyon kanallarında yayın sırasında sansüre ve müdahalelere uğramıştır.
Türker: Biz o günlerde Diyarbakır’a giremiyorduk
Kasım 2018’den beri Ankara Valiliği tüm LGBTİ+ etkinliklerini süresiz olarak yasakladığı için, Pembe Hayat LGBTİ+ Derneği, her yıl düzenlediği film festivalini bu yıl İstanbul’da düzenledi. 26 Ocak Cumartesi günü ise Fransız Kültür Merkezi’nde, festival kapsamında filmin gösterimi yapıldı.130 kişi ile başlayan etkinlik, filmin senaristi Yıldırım Türker ve Melek rolündeki Deniz Türkali’yle yapılan söyleşi esnasında 170 kişiye ulaştı.
Yıldırım Türker salondakilerin sorularından önce kendisinin ne hissettiğini anlattı. “Film bana çok eski geldi, her manada eski” diyen Türker, 80’lerin sonu, 90’ların başında örgütlü bir mücadeleye evrilen LGBTİ+ mücadelesinden ve dönemin yasaklarından bahsetti.
Daha sonra sözü alan Deniz Türkali, filmin çekildiği dönemdeki sansür uygulamasından bahsetti. ”Senaryo sansürü denilen bu uygulamada, senarist senaryoyu önce bu kurula göndermek zorundaydı”, diyen Türkali ekledi: “Film çekilmeden kısa bir zaman önce vazgeçilmişti bu uygulamadan, sanırım öyle çekilebildi.”
Atıf Yılmaz’ın filmdeki başarısı ise iki isim tarafından da takdir edilirken söyleşideki konuşmacılardan bir diğeri olan Metin Akdemir, Yılmaz’ın “queer”in ne demek olduğunu bilen bir yönetmen olduğunu ve tüm filmlerinde ötekiler, dışarıda kalanlar için alternatif bir aile kurduğunu ekledi.
Soru-cevap kısmında ise filmin nasıl Kültür Bakanlığı’ndan destek alabildiği konusundan yola çıkılıp, 90’ların bu günlere göre daha rahat mı olduğu soruldu. Yıldırım Türker soruya şöyle yanıt verdi: “Kötüler arasında seçim yapmak istemiyorum; ama şunu söyleyebilirim. Yoğun bir savaş ortamı hâkimdi ve biz o günlerde Diyarbakır’a giremiyorduk.”
Türker’den sonra sözü alan Deniz Türkali de aynı şekilde tiyatro oyunları için gittikleri zaman dahi Diyarbakır’a güçlükle girebildiklerini ekledi.