Gece saçları gibi siyah, ay gözleri gibi parlaktı. Dışarda kar yağıyor, hava ustura gibi soğuktu, dağlara vuran ay ışığında kurtlar uluyor, uzaklarda bir ana ağlıyordu… Yakılmış köyler gibi kül için de kalbim; sızlıyor, hüzün doluyordu…
Ah hüzün, hep olmadık zamanların, densiz duygusu… Geçmişi anımsadıkça inadına kanıyor, sevginin, acının terk edilişin, zorunlulukların yaşamın kanı. Yalnızlığın yarım kalmışlığın, içimizdeki insanlığın, kültürün, dilin, müziğin sesi kolları bağlı hüzün oluyor, her yanı sarıyor, hüzün ve acı oluyordu.
„Ve acıdan dili tutulunca insanın, bir tanrı çektiğimi anlatayım diye bana dil vermiş” diyen Goethe’ye ve tanrılara inat dillerimiz tutuluyor, korkularımıza, acılarımıza, beklentilerimize kalın sınırlar çiziliyordu. Ve başka bir ses; aştık biz bütün sınırları Aden’de, Eoprates’de ve Tigris’te diyordu…
Sahiden aşmış mıydık bütün sınırları... Uygarlığın doğum sancılarını çekerek yaşadığı, insanın insan olma uğraşı verdiği, susuzluktan yarılmış topraklara inat, inanılmaz berraklığıyla, rüzgarlara türküsüyle eşlik eden bereketli ırmaklar ve bir aşkın kavuşamayan sevgilileri gibi, birbirlerine özlemle akan iki nehri. Ve iki nehir arasında Mezopotamya… Güneşler ülkesi; kendi yurdunda mülteci olan, yüreği, bilinci, dilleri tutsak insanları, sahiden aşmış mıydı bütün sınırları?
Ah! Güneşler ülkesi… Bir zamanlar yetiştirdiğin başaklar seninle yarışır, cömertliğin yürekleri umutla doldururdu. Güzelliğin dillere destandı, verimli topraklarından bereket akar, dağlarında koyunlar-kuzular meleşir, yeşil vadiler üzerinde çocuklar sevinç çığlıkları atardı… Ya şimdi; „güzelliği avuçlarımın arasına aldım acıydı” diyen Furuğ’un sesi geliyor kulaklarıma, büyülü bir doğu masalını yok etme küstahlığı köhnemiş törelerle kanatılıyor. Aşklar ekşiyor, aşkın kavga soğuyor... Mayın tarlalarında büyüyen, oyuncak bile görmeyen ceylan gözlü çocuklar, niye zalimlerin ayakları altında, ya gece saçlı, ay yüzlü, yüreklerini taş diye fırlatan çocuklar niye ölüyor sokaklarda? Ya da demir kafeslere konuyor, barış diye diye… Bedeli bu kadar ağır mı olmalıydı barışın. Çıldırtan bu karanlık hep böyle mi sürecek?
Hayır, sabah olacak, elbette sabah olacak bal rengi ışıklar girecek dünyamıza ve çözecek gecenin hüznünü, temize çekecek her şeyi…
Gecenin hüznü