Yakın zamanda bir Cumhurbaşkanı seçimi geçirdik! Ağır koşullarda gerçekleşen bu seçimde ülke genelinde sevindirici bir başarıya ulaşılmasına karşın, ülke dışında, Avrupa’da başarısızlıktan öte utanılacak bir sonuç aldık. Ülkedeki seçim başarısına Avrupa’dan katkı sunamadık. Zira ülke dışında yarım milyona yakın bir seçmen potansiyelimiz olmasına rağmen kullandığımız oy 28 bin civarında kalmakta. Bu genel seçmen sayısının yüzde 16’sına tekabül eder ki utanacağımız bir noktadır. Bu sonuç, başarısız çalışmamızın da koca bir resmidir.
Elbette yurt içinde olduğu gibi yurtdışında da büyük zorluklar vardı. Oy kullanmayı internet üzerinden randevu ile gerçekleştirmenin birinci kuşak insanımız için çıkaracağı zorulukları anlaşılır ama ikinci kuşağın hele hele üçüncü kuşağın bu konudaki mazeretini kabul etmek mümkün değil. Her ailede olmasa bile yakın ailelerde sistemin bu seçim cambazlığını boşa çıkaracak internet kurdu genç beyinlerin olduğu da bir gerçek. Bunlardan yararlanılabilirdi.
Bu olumsuz sonuçta başta kurumlarımız olmak üzere her birimizin hatası/eksikliği olduğu bir gerçek! Ancak o başarısızlık nedenlerine uzun yer vermek bizi yeni başarısızlıklara ve yeni utançlara mahkum eder. Zaten bir kısım kurumlarımızın ve önemli derecede sorumluluk taşıyan insanlarımızın bu olumsuz tabloyu masaya yatırdıklarını biliyoruz.
Şimdi önümüzde yine bir seçim var. Üstelik bu öyle sıradan bir seçim de değildir. Yüzyıllık cebellezi sistemin beton duvarlı/barajlı sandık oyunudur. Diğer yandan bunu yıkmaya kararlı/inançlı bir direniş/demokrasi cephesi var! Ülkede bununla ilgili çalışmaları okuyoruz, TV’lerde izliyoruz. Ancak seçime çok az zaman kalmasına rağmen ülke dışında, genelde Avrupa’da ve özelde Almanya’da çok ciddi çalışmaların başlatıldığını göremiyoruz! ‘’Seçime hazırız’’ sinyalleri verilmesine karşın, bu satırların yazıldığı şu ana kadar ciddi bir hazırlığın emareleri yok denilecek kadar azdır. Tv’lerdeki değerlendirmeler, makaleler, yorumlar ve gazetelere serpilmiş uzun söyleşilerin etkili/başarılı olup seçim kazandıramayacağını geçmiş deneyimlerimizden bilmekteyiz.
Seçim birkaç günde halledilecek bir organizasyon değildir. İstiflenmiş ayakkabı kutuları ve hesap makineleri olanlar ve devlet hazinesinden pay alanlar için kolaydır! Hele bir de hesabı sorulmayan örtülü paralar/ödenekler olursa seçim çantada keklik sayılır! Ancak bu olanaklardan hiç birine sahip olmayan ve önüne kalın setler çekilen HDP için durum çok farklıdır. Gönüllülerden oluşan bir seçim militan ordusuna ihtiyaç var ve bunu yaratmak mümkün. Kaldı ki bu seçimde Kürt halkı yalnız da değildir. HDP bir Türkiyelileşme hareketidir. Hak gasbına uğratılan tüm ezilenlerin kendini bulduğu bir tabanı vardır. Elbette böylesi bir tabanın olması, tümünün oylarının sandığa akacağı anlamına gelmez. Bu, kararını vermemiş Kürtler için de böyledir. Bunun için oyların ciddiye alınarak kanalize edilmesi gerekir. Herkesi uyaracak bir deprem dalgası gibi kitlelerde seçim heyecanı yaratılmalıdır.
Bu bakımdan geçen bir yazımda da işaret ettiğim gibi halk kitlelerinin olduğu alanlara serpilmiş seçim komiteleri zaman kaybetmeden faaliyete geçirilmelidir. Başta HDP’yi oluşturan demokrasi güçleri olmak üzere toplumun tüm kesimlerinden gönüllülerin yer alacağı bu komiteler bir merkezden ve bir plan/program dahilinde çalışmalar yürütmelidir. Son ana dek tercihini yapmamış az sayılmayacak seçmen kitlesi başta olmak üzere çalınmayan kapı kalmamalı! Hasta ve hastane ziyaretleri unutulmamalıdır. Ayrıca merkezi bir komite koordinasyonu üstlenerek seçimin işleyişinde genel/yasal/siyasal bilgilendirmeyi sağlamalıdır.
Alevi geleneğine göre her yerde hazır olan Xızır Cemleri kaçırılmamalıdır. Darda ve zorda olanlara yardımıyla bilinen Xızır’ın sevenleri, başta pirler/dedeler/rayver ve talipler olmak üzere Xızır yoldaşlığı harekete geçirilmelidir. Pir ve talip ziyareti karşılıklı sıklaştırılmalı. Talipler pirlerini/dedelerini/rayverlerini önlerine alarak kapı kapı dolaşmalıdır. Alevi ozanlar sazları ve sözleriyle yola düşmelidir. Klasik söylemleri bir yana bırakarak Kerbela’dan günümüze devam eden seri katliamların hesabını günümüz Yezidlerinden/AKP’den sormalı, ona unutamayacağı bir sandık/baraj dersi verme çabası gösterilmelidir.
Ezilen kesim olan devrimciler, sosyalistler, emekçiler, inançlar, kimlikler Gezi’den Kobanê’ye direniş ruhunu taçlandırmalıdır. HDP bir rekorla inkarcı/imhacı sistemin karşısına çıkmalıdır. Meclise girmiş güçlü bir HDP, AKP’yi ve onun diktacı iktidarını da sallayacaktır! 1965’te TİP’in yüzde 3 barajıyla kazandığı 15 milletvekilinin Demirel diktasına direnişi bunun örneğidir. Zamanın yalakaları tarafından kırılmamış kaburgası kalmayan Çetin Altanların küçük ama sorgulayıcı/inançlı grubuyla çoğunluğa sahip Demirel iktidarını ne hale soktuklarının tanığıyız!
Demokrasiyi ve özgürlükleri sokaklarda ve alanlarda da koruma gücüne sahip bir HDP sadece mecliste değil yaşamın her alanında AKP diktatörlüğüne aşılmaz barikat olacaktır! Kobanê’yi taçlandıracak bir seçim zaferi Öcalan’ın barış çabalarına güç katacak, AKP’yi müzakere masasına çekecektir! Bir daha utanmamak dileğiyle!