Bu ülke, yıllarca faşizmi hücrelerinde hissederek yaşadı. Onu normal bir şeymişçesine kanıksadı. Türkiye’nin yakın tarihi; katliamlar, kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan cinayetler mezarlığı gibidir.
Türkiye’de tekçi paradigma ve buna dayalı zihniyet; gerçekleştirdiği katliamları, vahşetleri kendi kahramanlık söylemleriyle kimi zaman kutsallaştırdı ya da en olmaz olayları sıradanlaştırdı, sıradan bir olaymış gibi yansıttı. Toplumda da böyle bir algının oluşmasını büyük ölçüde başardı ne yazık ki. Bu sayede geçmişiyle yüzleşmeyi, hesaplaşmayı değil, unutmayı, unutturmayı tercih etti.
İktidarlar ve devlet erki bu topraklarda yaşananları inkar etti çarpıttı. Kimi olay ve olgular tabu sayıldı. Konuyu gündeme getirmeye çalışanlar baskı gördü, cezalandırıldı. Buna rağmen bundan vazgeçmeyen insanlar oldu. Şairin dediği gibi unutmayı kendini inkar gibi gördü;
‘Unutmak / Dikenli tellerle sarıvermek bedenimi / Yok etmek göz bebeğimdeki cennetimi / Öyle bir şey ki, unutmak / Ellerimle dikip kefenimi / Yaşarken ölmek gibi.’
***
Unutmanın arkeolojik kazısını yapan bilim; hatırda tutmanın, unutmamanın insan evladına pek cazip gelmediğini söyler. Unutuş bir virüs gibi insanlığın hafızasındaki tüm bilgi-işlem merkezlerini bozmaktaymış. Bu durum daha çok yaşanan acılar için geçerli sanki.
Unutturmak hükmedenin tuzağıdır bir bakıma... Zalim, hafızayı körelterek uzun zaman zulüm edebilir ancak. O halde zulme uğrayan unutmamalı... Daima hatırlamalı... Bu da yetmez  belki... Unutmaya başlayana hatırlatmalı.
„Geçmişi öldürmek, iktidarda olan bazılarının iddia ettikleri kadar kolay değildir. Bu dünyada hala onları hatırlamak ve diri tutmak isteyen tek bir insan varken bunu yapmak mümkün değildir. Bu yeter; ahlaki çölde haykıran bir insan, önce biri, sonra biri daha, adalet kıvılcımının sönmesine engel olmak için bu yeter. Tarih bizi dinliyor olabilir. Tarih bize cevap verebilir“ der Ariel Dorfman.
Evet. Tarih, bir bakıma insanlığın hafızasını elinde tutar. İyi ki tarih var, tarihin hafızası var.
„Hafıza-ı beşer nisyan ile malûldür” derler. Yani insan hafızası unutmaya meyillidir. Oysa tarihin hafızası hiçbir şeyi unutmaz. Yeter ki tarafsız bir hafıza olsun bu tarih.
Dün gibi bugün yaşananlar da insanlığın hafızası olan tarihe kaydediliyor. Bugün de tarih olunca bugünün kısır döngülerinden, at gözlüklerinden arınarak yaşananlar daha net değerlendirilebilecek. Her şey bu günden daha net, daha berrak, daha sağlıklı olacak.
Çünkü tarih var, hafıza var. Her şey kayda geçiyor orada.
***
Geçmiş inkar edilemez. Geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir devlet ve toplum oluşturmak imkansızdır. Gerçek bir demokrasi ve onun iradesi, geçmişle yüzleşme ve sorumluları yargı önüne çıkarma iradesidir aynı zamanda.
Elbette affedilmesi gereken olaylar, kusurlar vardır. İnsan salt kendine yapılmış bir haksızlığı affedebilir, ama öyle suçlar vardır ki özünde tüm insanlığa yapılmıştır.
Devlet kendine karşı yapılan bir fiili affedebilir ama  başkasına karşı işlenen –hele de devletin bizzat kendisi tarafından işlenen- bir insanlık suçuysa hiç kimse, hiçbir kurum bunu affetme lüksüne sahip değildir. Geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir devlet ve toplum oluşturmak imkansızdır. Gerçek bir demokrasi ve onun iradesi, geçmişle yüzleşmek zorundadır.
Geçmişle hesaplaşma, geçmişin eteğindeki taşları bir bir dökmesine tanık olma sürecidir. Bu süreç içtenlik ve ahlaki bir duruş gerektirir.