Bilim-Teknik / GÜNDEMİ / HAZIRLAYAN: DOÐAN BARIŞ ABBASOÐLU



Önümüzdeki 30 yıl içinde dünya nüfusu 2.5 milyar daha artacak. Günümüzde 7 milyarı aşan nüfusuyla dünyada gıda üretimi son derece ciddi bir sorunken 10 milyara dayandığımız zaman ne gibi problemlerle karşılaşacağımız konusuna çözüm aranıyor. 

Gıda üretimi metotlarının değiştirilip, teknoloji kullanılarak daha etkin hale getirilmesi geleceğin gıda sorunlarına çözümün ana yolu. Ama bazı bilim insanları çok daha etkin bir yöntemden bahsediyor: Menümüzü değiştirmek!

Dünyada özellikle gelişmiş ülkeler ülkelerde artan alım gücü ile birlikte et tüketiminde ciddi bir artış yaşandı. Et tüketimi için yetiştirilen inek, sığır, koyun, tavuk, hindi gibi canlıların beslenmesi için dünyadaki tarım alanlarının çok büyük bir kısmı tahsis edilmiş durumda. Dünyadaki buzullar dışında bulunan arazilerin yüzde 30’u et üretimi için kullanılan canlıların beslenmesi için ekiliyor. 

Yumurta, süt ve et üretimi dünyadaki gıda üretiminin yüzde 40’ını oluşturuyor. Bu sektör dünyadaki tatlı su tüketiminin yüzde 35’ini gerçekleştirirken atmosfere salınan gazlar neredeyse sanayi sektörü kadar kötü bir etkiye sahip. 

Bilim insanları bu etkinin dünya nüfusunun 10 milyarı vurduğu zaman nasıl bir hal alacağını gördüğü için bugünden geleceğin menüsünü hazırlıyor. Günümüzde 800 milyona yakın insan açlık sınırı ya da altında yaşarken eğer önlem alınmazsa bu rakam 2050 yılında çok daha fazla olabilir. 

Bunun üstüne bir de küresel ısınmanın etkilerini ve ısınan dünyada tarım ürünlerinin yetiştirilmesinin daha zor olacağını hesapladığımız zaman oldukça karamsar bir tablo ortaya çıkıyor. 

Bilim insanlarına göre 10 milyar insanı beslemek için bazı yaratıcı çözümleri gündemimize almamız gerekiyor. Ve bunlar arasında “acı ilaçlar” da bulunuyor. Belki cırcır böceği, çekirge, mısır püskülü, termitlere soframızda yer açıp onları sevmeyi öğrenebiliriz. Peki ya laboratuvarda geliştirilmiş et, sentetik süte ne demeli?


Tarım üretiminin teknolojiye uydurulması

Dünyanın tarıma uygun olan fakat kullanılmayan tarım alanlarının miktarı 4.5 milyon kilometrekareyi aşıyor. 2050 yılında dünyadaki tarım üretiminin yüzde 70 oranında artmasının sağlanması gerekliliği ortadayken bu arazilerinin değerlendirilmesi son derece önemli. 

Dünya Bankası tarafından yayınlanan bir rapora göre 2030 yılında Afrika’nın tarım üretimi 1 trilyon doları bulacak. Teknolojinin de etkin kullanımıyla her sene 3 milyar dolarlık ek bir üretim de sağlanabilecek. 

Dünyadaki tarım alanlarının birçoğunda halen geleneksel üretim yapılıyor. Geleneksel tarım metotlarının yerini modern yöntemlere terk etmesinin bu arazilerdeki üretim miktarını yüzde 300’e varan oranlarda arttırabileceği düşünülüyor.


Çatıda tarımcılık

Gıda üretimindeki artışın tarım arazilerinin de dramatik bir şekilde arttırılmasını gerektirmesi bilim insanlarını farklı çözümlere itiyor. Bunlardan en uygulanabilir olanı çatıda tarımcılık. Yakın gelecekte uygulamaya girecek olan sera sistemleri ile şehirlerde insanların kendi gıdalarını üretmeleri mümkün olacak. 

Günümüzde Kanada’nın Montreal şehrinde 2 bin 900 metrekarelik birçok katlı serada 2 bin insana yetecek gıda üretiliyor. Bu sera normal tarımcılığa göre yüzde 80 daha az alan ve yüzde 95 daha az su istiyor. 

Bu şekilde tarım ürünleri dışarıda üretimin getirdiği belirsizlikten de kurtuluyor. Yaşanan doğal felaketler ya da iklim değişikliği nedenliyle tarım ürünlerinin zarar görmesi çok katlı seralarda yaşanan bir durum değil. 

Bununla birlikte birçok şekilde terk edilen binalar da sera üretimi için kullanılabiliyor. Hatta modern şehir planlarının bazılarında evlerin çatısı sera alanı olarak hesaplanarak tarım üretimi için planlanıyor. Bu seralardaki kullanılan sular o binadaki atık sulardan geliyor. Gübrenin ise nereden sağlandığını söylememize pek gerek yok. 


Menümüzü değiştirebiliriz


Bütün bu önlemlerin yanı sıra çok daha pratik öneriler de var. Bunların en öne çıkan temel besin kaynaklarımızda değişime girmek. 

Dünyada besin olarak tüketilebilen 50 bin ayrı tür bitki var. Ancak insanların kalori ihtiyacının yüzde 60’ı buğday, pirinç ve mısırdan karşılanıyor. Oysa yerel olarak yetişen ve insanların çok daha kolay erişim sağlayarak yararlanabilecekleri besin maddeleri birçok avantaj sağlayabilir. Örneğin Afrika’daki bambara fasulyesi ya da protein açısından çok zengin olan ve her yerde yetişebilen marama tabaklarda kendine yaygın tahıllardan daha fazla yer bulabilir. 


Protein zengini yosun

İnsanlar giderek artan bir oranda yosunların besleyici özelliğini keşfediyor. Bazı yosun türleri kurutulduğu zaman neredeyse yüzde 70 oranında proteinden oluşuyor. Aynı zamanda bu türler çok zengin birer demir, çinko, potasyum ve kalsiyum kaynakları. 

Günümüzde sadece 20 kadar yosun türü insanlar tarafından ve oldukça sınırlı bir biçimde tüketiliyor. Dünyada 100 bin yosun türü var ve bunlar tuzlu suyun olduğu her yerde kolaylıkla üretilebiliyor. 


Mısır püskülü ve hatta çimen

Birçok besini yiyemiyoruz, bunun tabii ki biyolojik nedenleri var. Vücudumuz bazı gıdaları sindiremiyor çünkü gerekli enzimlerden yoksun. Bilim insanları genetik olarak modifiye edilmiş olan E. Coli bakterileri kullanılarak mısır püskülleri, bildiğimiz ot, çimen gibi bitkilerdeki selülozu nişastaya çevirebiliyor. Bu teknoloji kullanılarak insanların bu ürünlerle de beslenmeleri sağlanabilir. 


Daha az et daha fazla bitki

Belki bazılarının kulağına oldukça kötü bir durum olarak gelebilir ama 10 milyar insanı beslemek zorundaysak daha az et, daha çok bitki yemek durumundayız. Eğer dünyadaki herkes 2050 yılında bugün ortalama bir ABDlinin tükettiği kadar et tüketse gezegenimiz iflas eder. Hangi teknoloji kullanılırsa kullanılsın dünyada bu tüketimi kaldıracak yeterli arazi yok. 


İnek yerine böcek

Et tüketimi gıda üretimi için çok büyük bir sorun. Bu et boşluğunu doldurmak için dünyadaki 2 milyar insanın yaptığını yapabiliriz: Böcek yemek…

Bugünkü üretim yöntemleriyle 1 kilo biftek elde etmek için 25 kilo yem gerekiyor. Ama aynı miktarda cırcır böceği için ise sadece 2 kilo yem gerekli. Bunun ötesinde böcek yemek kırmızı ete göre çok daha sağlıklı. Solucanlar, çekirgeler, termitler ve bazı böcek türleri kırmızı ete göre çok daha zengin protein kaynakları. 


Laboratuvarlarda yetiştirilen et

Bunun da ötesinde dünyada bugün birçok laboratuvar sentetik et ve süt için çalışmalar yürütüyor. Geçtiğimiz yıl Hollanda’nın Maastricht şehrinde dünyanın sentetik etten yapılan ilk hamburgeri tüketilmişti. Bunun için 330 bin dolar ödeyen adı açıklanmayan bir zengin et ile arasındaki farkı anlamadığını açıklamıştı. 

Henüz çok yeni olan bu sektör gelecekte hayvancılık sektörünün arz sorununa kalıcı bir çözüm olabilir. 

Yakın bir gelecekte bilim insanları laboratuvar üretimi yumurta ve sütün tüketilmeye başlanacağını, etin ise 10 yıl sonra yaygınlaşacağını düşünüyor. 



Hayvancılık sektörü yıllık üretimi


* 586 milyon ton süt

*124 milyon ton tavuk, hindi, ördek vs.

* 91 milyon ton domuz

* 59 milyon ton büyükbaş hayvan

* 11 milyon ton küçükbaş hayvan


Hayvancılık sektörü konusunda çapıcı gerçekler

* Eğer dünyada üretilen tüm et herkese eşit olarak dağıtılsa kişi başına düşen et miktarı 36 kilo. 

* Bir ABDli senede ortalama 122 kilo et tüketirken bir Bangladeşli 1.8 kilo et tüketiyor.

* Dünyada hayvancılık sektörü 1.3 milyar ton yem tüketiyor. Bu yemlerin ağırlığını tahıl ürünleri oluşturuyor. Bu rakama karşın Sahra’nın güneyindeki tüm Afrika kıtası ise yılda sadece 50 milyon ton tahıl ürünü tüketiyor.

* Düşük yem kalitesi nedeniyle Afrika’daki bir büyükbaş hayvan gelişmiş ülkelerdekine göre 10 kat fazla yem tüketiyor. 

* Bir kilo protein için bir büyükbaş hayvan yaklaşık 300 kilo yem tüketiyor.

* Dünyada sera etkisi yapan gazların yüzde 51’i hayvancılık sektörü tarafından atmosfere salınıyor.

* Eğer herkes vejetaryan olsaydı bugün dünyada gıda üretimi için ayrılan arazi miktarı 50’de 1 oranında azalırdı.