Cüneyt Alpaslan (Geli Wan), 1988 yılında Wan’ın Qelqelî ilçesine bağlı Pîmeyrem Mahallesi’nde 11 çocuklu ailenin dördüncüsü çocuğu olarak dünyaya geldi. Alpaslan, ailenin Koçerlik geleneğini sürdürmesinden dolayı bütün çocukluğunu zozanlarda gezerek geçirir. İlkokulu bitirdikten sonra köyde hayvan besleyen ailesine yardım eden Alpaslan, biraz daha büyüdükten sonra İstanbul’da çeşitli işlerde çalışır. Etkileyici bir sese sahip olan Alpaslan, müzik tutkusunu hep diri tuttu.

2008 yılında Norşîn Mahallesi’nde yaşayan çocukluk arkadaşı Mevlüt Özbay (Kendal) ile dağların yolunu tutma kararı alan Alpaslan, yıllarca Kürdistan dağlarında mücadele eder. Sonra Rojava’nın kurtuluşu için de yine Özbay ile birlikte mücadele eden Alpaslan, Rojava’da YPG’nin komutanlarından biri olarak verdiği bir röportajında: “Bu yola inanarak çıktık hepimiz, tüm Kürdistan halkı için savaşıyoruz ve halkımızdan tek isteğimiz bizim mücadelemizden onur duymalaradır” der. 

‘Cesaretli yaşar, fedakârca yaklaşırdı’

Çocuklarına duydukları özlemi neredeyse evlerinin her köşesine yansıtan Alpaslan ailesi, misafir odası olarak kullanılan salonun büyük bir bölümünü Geli ve Kendal’ın fotoğraflarıyla süslemiş durumda. Oğluna duyduğu özlemi dile getiren anne Hatun Alpaslan, “Çok güzel bir çocuktu Geli, yürekliydi bütün köy halkı ona hayrandı. Cesaretle yaşayıp arkadaşlarına fedakârlıkla yaklaşırdı. Sesi çok güzeldi; hem söyler hem de flüt çalardı. Daha yaşı küçükken bile bize şakayla takılır ilerde bir gerilla olacağını söylerdi” diyor. 


‘Görmek için her şeyi göze aldım’

Baba Xalis Alpaslan, onu görmek için gösterdiği çabayı, “Geli, yıllarca dağlarda savaştıktan sonra Rojava’ya geçti. O geçtikten sonra ben de bir umutla onu görmek istedim. Irak’a gittiğim zaman bana tek güzergâhın Süleymaniye kenti üzerinden sağlandığını ama bu yolun mayın ve çukurlarla dolu olduğunu söylediler. Ben her şeyi göze alarak yola çıktım ve 40 saatlik bir ölüm kalım yolculuğundan sonra Rojava’ya ulaştım. Geli’nin arkadaşları beni gördüğünde ‘Xalo sen nasıl o yoldan sağ salim çıkabildin, kimse oradan geçemez’ diyorlardı. Şehit Geli hepsine gülerek elini göğsüne atar ‘kimin babası’ derdi. Bunları gördükçe hayranlığımı gizleyemezdim” sözleriyle anlatıyor. 


‘Geli ve Kendal kardeş olarak kaldı’

Geli ve Kendal’ın arkadaşlığını anlatmaya çalışan baba Alpaslan, “Geli komutandı Kobanê’de, beni ilk önce Kendal karşıladı orada onunla biraz sohbet ettikten sonra bana ‘Xalis amca burada herkes bizi Geli ile kardeş biliyor, ilk katılım yaptığımızda arkadaşlara öyle demiştik hala da öyle kaldı. Lütfen sen de kimseye söyleme’ dedi. Tabi ben de onlara söz verip kimseye söylemedim, 6 yıl boyunca herkes onları kardeş bildi. Zaten kardeşten öteydiler birbirine, ben ikisinin mücadelesini insanlık için çabalarını görünce hayran kalıyordum, çünkü inançla savaşıyorlardı” diyor. 


‘Birbirlerini yalnız bırakmadılar’

Newroz ayında oğlunun, bir ay sonra da Kendal’ın şehit düştüğünü aktaran baba Alpaslan, “Geli’nin cenazesini almaya gittiğimde Kendal tabutu başında durup ‘Baba ben biliyorum Geli’den sonra en fazla 1 ay yaşarım’ dediğinde sanki gerçekten sonunu biliyordu. Nitekim öyle de oldu onların birbirine bağlığı ölümde de kendini gösterdi ve Geli’den 1 ay kadar sonra Kendal şehit düştü. Onlar ölünceye kadar onlarını sırrını koruyup yine ikinci oğlumun cenazesini de gidip bu topraklara getirdim. Rojava toprağındaki çocuklar bile şehit Geli’nin kahramanlıklarını bilirdi, ölünceye kadar onların mücadelesini unutmadan yaşayacağım” diye anlatıyor.


 DİHA/VAN