Hükümet ve devlet ne yaptı? Akil İnsanlar heyetini istenilen ölçüde olmasa da kurdu. Meclis’te “Çözüm komisyonu” zayıf ve AKP merkezli olarak kuruldu. Ancak, yasal ve anayasal düzenlemeler konusunda işler o kadar yavaş ve işlevsiz ki, bu sürecin ilermesini zorlayacak niteliğe kavuşmuş durumda. AKP’nin işi iki temel noktada gerçekten zor. Birincisi kendi içinde zihniyetini “Kürt sorununu demokratik çözüme açmayanlar”ın hal ve hareketleri, ikincisi ise Cemaat, CHP ve MHP siyasal güçlerinin süreci sabote etme çabaları. Bu iki durum siyasette sentezlenince de ortaya “pata bir durum” olarak ortaya çıkıyor. Ayrıca AKP’nin yürüyüşünde “çözüm sürecinin tarihi ve siyasi sorumluluğunu” sanki biraz yüzeysel ele alma durumu da sözkonusu.
AKP; Cemaatin, CHP’nin ve MHP’nin ortaklaşan söylemleri karşısında kendisini “savunmasız” mı hissediyor yoksa bu pozisyonlar devletin “rol dağılımı” gereği mi ortaya çıktı, bu da pek kestirilemiyor. Çünkü AKP, Kürt sorununun çözümü konusunda kendisine yapılan muhalefete “Bu sorunu çözüm konusunda ısrar yerine, “tekçi söylemleri tekrar ederek” çözümsüzlüğü savunan muhalefetin değirmenine su taşıyor. Oysa Kılıçdaroğlu’nun CHP’si zihniyet olarak o kadar gerilemiş durumda ki MHP’nin bile gerisine düşmüş durumda. Ayrıca AKP, çözüm süreci ile birlikte ortaya çıkacak yeni siyasi haritada CHP ve MHP gibi statükocu siyasetlerin gerileyebileceğini görmek durumundadır. Ayrıca iktidara “ortaklık” yaparak hegemon oluşturmak isteyen farklı yapılanmaların da siyaset tarzını değiştirmesi artık zorunlu bir durum almak durumundadır. Tabii ki bu eğer gerçekten Kürt sorununu tarihsel sorumluluk ve hassasiyetle çözüleceğine inanılıyorsa… Yok eğer bu da şu an moda gündem olan seçim sandıklarına endeksli bir tartışmalarla götürülecekse o zaman “bu hamur daha çok su alır” sözünü etmek durumunda kalacağız.
Yani gelinen durumu şöyle özetleyebiliriz. Kürt tarafı birinci aşamanın bütün süreçlerinde üzerine düşeni samimi, içten ve kalıcı olarak yerine getirdi. Ancak devlet tarafı ağır-aksak ve zaman zaman “dil ve siyaset” alanında “arızalı“ durumlar yaratarak çözümü zamana yayma gibi bir durum yaşıyor ve yaşatıyor. Oysa devlet ve hükümet ayağının daha güçlü ve dürüst bir şekilde bu süreci götürmesi gerekiyordu. Ama pek öyle görünmüyor. KCK davalarındaki ertelemeler, verilen cezalar, yeni gözaltılar, tutuklanan öğrenciler, cezaevinde ölen hasta tutsaklar, karakol ve baraj inşaatlarına hız verilmesi bu konuda gerilimi arttırıcı bir faktör olarak gelişiyor.
Bir başka nokta ise, AKP’nin seçim tartışmaları ile sürecin asal eksenden kaydırılarak, pragmatik ve yüzeysel siyasal taktiklere alet edilme durumu sözkonusu. Bu da yine muhalefetin belirlediği argümanlara AKP tarafından verilen yanıtlarla ortaya çıkıyor. Yeni Anayasa, Başkanlık sistemi, yerel seçimler vb durumların Çözüm sürecinin ana karakteri ortaya çıkmadan, yasal ve anayasal düzenlemeler yapılmadan çatışmacı/inkarcı sistemi meşrulaştıran düzenlemelerle seçimlere gitmek de yine gerilimi artırıcı bir faktör olarak gelişiyor.
Sonuç olarak, bölgesel ve küresel şartları belirleyen bir adımla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarihi bir çıkış yaptı. Bu sürecin gelişmesi, ortaya çıkan bütün kriz durumlarını sınırlı imkanlarına rağmen Öcalan mükemmel yönetti. E peki bu sürecin en önemli aktörü Abdullah Öcalan ise gelinen bu süreci ilişkin düşüncesi nedir? Bu sürecin daha iyi ilerleyebilmesi için Öcalan ne önerir? Toplum bütün bunları bilmek istiyor. Öcalan’ın çözüm sürecine tarihi sıçrama yaptıracak projeleri kesinlike olacaktır. Dolayısıyla Öcalan’ın koşulları değişmeli ve bu sürecin daha sağlıklı gelişmesi için Öcalan daha fazla konuşmalıdır. Yoksa süreci tarihi barış ve çözüme kavuşturmak yerine güncel siyasi hesaplara alet etme handikapları yaşanacaktır.
Gelinen süreci Öcalan nasıl yorumluyor?
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 2013 Newroz’daki tarihi açıklaması, heyetlerin İmralı-Kandil-Avrupa-Ankara hattındaki görüşmeleri, 23 Mart’ta ateşkes ilanı, 25 Nisan’da gerillanın Medya Savunma Alanlarına çekilme açıklaması, 8 Mayıs’ta başlayan gerilla yürüyüşü, ilk grup gerillaların kendi karargahlarına ulaşması… Kürt tarafı üzerine düşeni birinci aşamada bütünüyle yerine getirdi. Öte yandan süreci halka anlatarak, sürecin toplumsal meşruiyet ve kitle desteğini de diri tuttu. Konferans hazırlıkları, sivil toplum örgütleri ve aydınlar ile süreci ilerletmek için kesintisiz çalışmalar yürüten de yine Kürt tarafı…