İsviçre ve Avrupa’nın göçmen gençlerinin sorunları her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Avrupa’daki ekonomik kriz ve artan işsizlik en fazla da göçmen gençlerini vuruyor. Benzer durum İsviçre için de geçerli. İsviçreliler işsizlik arttıkça tercihlerini kendi vatandaşları ve Avrupalılar arasında yapmaktadır.
Bu konularda elbete çok yazı yazıldı. Analizler yapıldı, söylenmedik laf da bırakılmadı ama durum değişmeden sürüyor. Üstelik gençlerin sorunları işsizlikle de ilgili değil. Sanki her şeyin orta yerinde yer alıyorlar. Ne o, ne bu herşeyin karışımı. Ne Kürt, Türk ya da başka bir ulus, ne de İsviçreli ve Avrupalı. Duygular da karma karışık, kültürleri de öyle. Biraz bizden biraz onlardan, ya da bedenen bizden kültür olarak tümüyle onlardan. Hani bir sürü karma karışık şey sayabilirsiniz.
Sonradan gelen Mülteci gençler, kültür, kimlik ve şekillenmiş karekterlerini sürdürüyor olsalar da, dışlanmışlık ve ayırımcılık karşısında büyük handikaplar yaşamaktadırlar. Ailenin ekonomik koşullarını zorlayarak gelinen Avrupa’da eli boş dönmek onlar için katlanılır gibi değil. Hani bir de elin adamının senden fazlası neydi, mal aldı ev aldı gibi sorulara da muhatap olmak var işin içinde. Bu gençler kültürel olarak toplumlarına yakındırlar, siyasi eğilimleri de öyle. Kendilerini doğal olarak toplumlarının içinde bulurlar, bağlarını bir şekilde sürdürürler…
Avrupa ya da İsviçre’de doğan çocuklar sorunları en katmerli yaşayanlardır. Ne geldiği ulustan biri olarak hisseder kendisini, ne de bir İsviçreli ve Avrupalı’dır. Onların kültürünü alır, eğitimini alır, alışkanlıklarını alır ama bedenen bizden biri gibidir. Bizimle yaşar, bizimle yer, içer ama bizim gibi düşünmez ve yaşamaz. Elbette bunların hepsi birer sorundur. Ebeveynler için büyük handikaptır. Onu hem kendinden sayar, hem de başkasına ait olduğunu düşünür. İlişkiler zamanla büyük kopuş yaşar. Ebeveyn gencin kendisini anlamadığından, gençler ise anne-baba tarafından anlaşılmamaktan dem vurur. Bütün bunlar içine düşülen çözümsüzlüğün yansımaları olarak karşımıza çıkar. Bu çaresizlikler bazan bir psikologda, bazen bir gençlik evinde buluşur. Bazen de ikisini de dışlayarak iç kapışmalara dönüşür, kopuşlarla buluşur…
Bu dünyanın neresindeyiz? Bu konuda yerden yere vurulacak durumdayız. Kurumlarımız ve gençlik örgütlerimiz gençleri toplumsal olarak kazanmaktan çok uzak. Siyasal kazanımlarımız irdelendiğinde bile, bir çoğunun bize şu veya bu nedenle miras kaldığı ya da kendi duyarlılıklarından kaynaklanan, ya da yaşadıklarıyla hesaplaşmaya elverişli ortamımızın kazanımları olduklarını görürüz.
“Geleceğimiz” dediğimiz sürgündeki gençlerimizin sorunlarına siyasal, toplumsal ve kültürel sorumluluklarımız içinde bir çözüm üretmek zorundayız. Kürt kurumları, gençlik örgütleri ve derneklerin daha önemli hangi görevleri olabilir diye düşünmeden edemiyor insan.
Gençlerin dünyasının neresindeyiz?
İsviçre Gündemi