
Avrupa yaşayan Kürt gençlerinin kendi kültürlerinden uzaklaştığı, bu bağlamda kuşaklar arası çatışmanın ise derinleştiği sık sık dile getiriliyor. Kürdistani kurumların yakın bir gelecekte daha da kendini hissetireceği tahmin edilen bu gerçekliği görüp, buna göre çalışmalarına ağırlık vermesi, Kürtler arasında birçok defa dile getirilmiştir. Gençlerin sorunları sadece kendi kültüründen uzaklaşmak değil. Özellikle mülteci gençlerin oturum sorunları, onların iş bulmasını zorlaştırdığı gibi, emek sömürüsünü de derinleştiriyor.
Fransa’nın Marsilya kentinde yaşayan Kürt gençleri ile bu konular üzerine görüştük.
QWX Müzik Grubu’ndan Öner Konur, 1978 Amed doğumlu. Ailesi 90’lı yılların yoğun savaş ortamında Yalova’ya yerleşmiş. Yakın akrabalarının Kürt Özgürlük Mücadelesi içinde yer aldığını bundan dolayı devlet baskısıyla karşılaştıklarını dile getiren Konur, “Sadece biz değil bizim gibi birçok Kürt, devletin baskısından dolayı göç etmek zorunda kaldı. Yaklaşık 15 yıl Yalova’da kaldım, ben de her Kürt genci gibi kimliğimden dolayı iş ve sosyal yaşamda çeşitli sıkıntılar yaşadım. Bu konuda çok sayıda örnek var.
Kürt olduğunu söyleyince
Bir gün iş aramaya çıkmıştım, bir işyerinde çırak lazımdı ve ben de hemen işverenin yanına giderek çalışmak istediğimi söyledim. Bana ilk sorduğu soru, nereli olduğumdu. Ben de Amedli olduğumu ve bir Kürt olduğumu söyledim. İşveren de hemen bana elemanın lazım olmadığını söyledi. Batı illerinde birçok Kürt bu sıkıntıları yaşadı. Daha sonra yaşadığımız politik ve ekonomik sıkıntılardan dolayı 2004 yılında Avrupa’ya çıkmak zorunda kaldım. Şu anda ise Marsilya kentinde yaşıyorum” diyor.
‘Müzikle kültürüme bağlandım’
Marsilya’ya geldiğinde Kürt derneğine gidip geldiğini söyleyen Konur, müziğe nasıl başladığını şu sözlerle ifade ediyor: “Aslında daha önce ülkede müzikle uğraşıyordum. Bir gün dernekte baktım duvarda bir elbane duruyordu ve ben de aldım çalmaya başladım. Yurtsuzluğun ve kimliksizliğin verdiği bir acı vardı. Kendi kültürüme daha çok bağlanmaya başladım. Daha sonra Amed’den üç tane elbane ve bir davul getirtim. O günden bu güne kültürel çalışmalarımız devam ediyor.”
Şu anda inşaat ve elektrik ile ilgili bir işte çalıştığını belirten Konur, Kürt gençlerinin inşaatlarda son derece olumsuz koşullarda çalıştığını söylüyor. İnşaat işlerinde çoğunlukla Kürtlerin çalıştığını söyleyen Konur, “Bu sektörde genelde Kürtler çalışıyor. Sabah altıdan akşam altı veya yediye kadar inşaarlarda zor koşullarda çalışmaktadırlar. Fakat emeklerine genel anlamda bir değer verilmiyor” dedi.
‘Gençler kültürel bir boşluk içinde’
Avrupa’da yaşayan Kürt gençlerinin bir kültürel boşluk içinde olduğunu da ifade eden Öner Konur, kendilerinin kurdukları müzik grubuyla bir bakıma gençleri kendi kültürleri ile buluşturmak istediklerini sözlerine ekliyor.
Konur’un bu konudaki düşüncelerini şu şekilde ifade ediyor: “Avrupa’ya gelen Kürt gençlerinin birçoğu kültürel boşluk yaşıyor. Aslında buraya geldikten sonra birçok şey gidiyor. Ben de bu eksikliği yaşadım ama şu anda kültür çalışmasında olan arkadaşlarla bu boşluğu dolduruyorum. Folklör ve erbane çalışmalarımız, aynı zamanda QWX Grubumuz var. Bizim burada yaptığımız kültür çalışmaları, farklı halklardan insanları da etkiliyor. Bugün elbane kurslarında Fransızlar da bulunuyor ve ilgileri yoğun. Gittiğimiz Fransız etkiliklerinde büyük bir ilgi çekiyoruz. Hatta çalışmalarımız Fransız basınında da yer aldı. Müzik ve radyo çalışmalarımız da oldu.”
‘Grubun adı neden QWX?’ sorumuza, Konur, Türkiye’de bu harflerin yasaklı olmasından dolayı gruba bu ismi verdiklerini vurguluyor. Avrupa’da Kürt kültürünü tanıtmak gibi hedeflerinin olduğuna işaret eden Konur, “Dernek bünyesinde erbane, davul, mey ve saz gibi enstrümanlarla halen grup çalışmalarımız devam ediyor. Marsilya’da Fransızlar, bizi QWX müsique de Kürde (Kürt müziği) olarak tanıyor” şeklinde konuşuyor.
‘İki hayat’ın zorluğu var
Gurbet Boztaş, Varto doğumlu. 6 yaşındayken ailesi ile birlikte, devletin baskılarından dolayı Mersin’e göç etmiş. Mersin’de de ekonomik nedenlerden dolayı 3 yıl sonra Boztaş’ın ailesi Fransa’ya yerleşmiş. “Marsilya’ya geldikten sonra benim için daha büyük sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Uyum sorunu, kendi kültürünü yeterince yaşayamama gibi sorunlar vardı. Tabii kadın olarak da yaşadığım sorunlar var. Şu anda Marsilya’da hukuk okuyorum” diyor.
“Göçmen öğrenciler Fransa’da karşılaştığı sorunlar var mıdır? Ya da bu sorunlar nedir” şeklinde sorumuza Boztaş şu karşılığı veriyor: “Bizler dil ve entegrasyon zorluğu çekiyoruz. İki arada kalmak çok zor. Ya da iki kültür şoku yaşamak... Bu benim için bayağı zordu. Kamusal alandaki yaşamını Fransızlara göre oluşturman lazım. Özel hayatında ise kendi kültürüne göre yaşamak zorundasın. Bu iki kültürün şokunu yaşamak oldukça sıkıntılar yaratıyor bireyin hayatında. Fransızlarla aramızdaki seviye sorunu var tabii ki. Kendimi ezik hissetiğim zamanlar oldu. Göçmen olduğumuz için ikinci sınıf insan muamelesi görüyoruz. Benim normal bir Fransıza göre on kat fazla çalışmam lazım. Mücadele etmem lazım. Bu kadar zorluktan dolayı birçoğu okulu bırakmak zorunda kalıyor. Tabii ki zor ve yorucu.”
‘Kadın ev hanımına indirgeniyor’
Avrupa’da kadının statüsünün gelişmiş olduğunun söylendiğini ancak bu söyleme inanmadığını belirten Gurbet Boztaş, kadının gerektiğinde çok daha fazla çaba harcadığını ancak mevcut statüsünün buna denk düşmediğini vurguluyor. Boztaş devamla, “Kadın gerektiğinden fazla emek sarfediyor ama kadına bakış açısı ev işi layık görülüyor. Yine kadının üzerinde dini vecebiler etkili. Kadını ev hanımına indirgeme söz konusu. Fakat ben ‘modern kadının’ bulunduğu yeride benimsemiyorum. Kadın bir meta gibi. Kadının gücü babası, eşi ve kardeşinden geliyor. Gücü onlardan alıyor. Bu kapitalist sistemin istediği bir şeydir. Kürt kadını daha çok restorant, tekstil sektöründe. O da akrabalarının işyerleri varsa onların yanında çalışıyor benim bildiğim” şeklinde düşüncelerini dile getiriyor.
Gelecekte objektif düşünebilen bir hukukçu olmak istediğini söyleyen Boztaş, hayatındaki başarı ve zorlukları da şu şekilde özetliyor: “Başarım tabii ki, kendi özümü kaybetmemekti. Kendi kültürümü, bana ait olan değerlere bağlılık... Benim en için büyük zenginlik buydu. Zorluklar kadın olmak, Kürt olmak şeklinde sıralayabilirim.”
‘Fazla bir açılım yapamıyoruz’
Bayram Varsak da QWX müzik grubunun bir üyesi. Amed-Lice doğumlu ve 33 yaşındaki Varsak, halk dansları ile 20 yıldan beri amatörü olarak ilgileniyor. Türk devletinin köy yakmayı adeta günlük rutin bir iş durumuna getirdiği 90’lı yıllarda 18 yaşındayken ailesi ile birlikte Yalova’ya göç etmiş. Türkiye’nin batısında karşılaştığı zorluklar konusunda şunları belirtiyor: “Bütün Kürtler gibi ben de o dönemde sorunlar yaşadım. Birgün okulda sıradayken yanlışla bayrağı yere düşürdüm, en yakın arkadaşım beni dövmeye kalktı.”
10 yıldan bu yana ise Marsilya’da yaşayan Varsak, kendisi açısından burada yaşam şartlarının daha ağır olduğunu söylüyor. Marsilya’daki Kürt gençlerinin durumunu da soruyoruz Varsak’a o da şunları dile getiriyor: “Buradaki gençler ne kendini tanıyor, ne de kültürünü yaşıyor. Öğrenme isteği ve arzusunun bulunmaması sistemin kazandırdığı alışkanlıklardandır.” Aynı zamanda zamanda folklör öğretmeni de olan Varsak devamla “Gençlerin daha çok diskoya yönelmeleri, bizim de çalışmalarımızı etkiliyor. Bundan dolayı çok fazla bir açılım yapamıyoruz. Folklör çalışmalarında hep aynı oyunlar var. Bunları fazla geliştiremiyoruz. Bir bakıma eksik kalıyoruz. Gençler için çekici olmak istiyoruz ama bu istek çabuk bitiyor” diyor.
QWX ile daha çok Fransızların yaptıkları etkinliklere katıldıklarını dile getiren Varsak kendilerine olan ilgiyi de şu şekilde özetliyor: “40 bin kişinin toplandığı konserlere katıldık. Fransızların ilgisi Kürtlerden daha fazla. Maalesef biz kendi kültürümüze sahip çıkamıyoruz. Başka halklar bizlerden daha iyi dinleyicidir. Fransız basını çalışmalarımıza oldukça yer veriyor. La Provance Gazetesi etkinliği, Fete du Panier(musique), Parol de Galer(radyo) gibi çalışmalarımız oldu.”
Varsak sözlerini, çalıştığı müzik grubunda daha önemli çalışmalara imza atacaklarını belirterek tamamlıyor.
‘Resmi kurumlarda Türk görülüyoruz’
Erzurum-Tekman doğumlu 25 yaşındaki Emrah Kara da 5 yıldan beri Fransa’da. 1986 yılında ailesinin Manisa’ya yerleştiğini dile getiren Kara, Avrupa’ya geliş nedenini ise şu şekilde dile getiriyor: “Ekonomik sorunlar ve bunun yanında gençliğin verdiği heyacan vardı. Tabii bir süre sonra kendi dilini, kültürünü tanımaya başlayınca içinde bulunduğun topluma pek uymuyorsun. Okulda veya işte belli sıkıntılar yaşamaya başlıyorsun ve bu da buraya gelmemde etkili oldu. Fransa’’da en fazla dil ve kimlik sorunu ile karşılaştım. Resmi kurumlarda Türk olarak görülüyoruz. Bu tabii ki beni yaralıyor.”
‘Kağıtsızlık sömürüyü derinleştiriyor’
Marsilya’da 4 yıl boyunca restorantlarda çalıştığını ve dil konusunda büyük zorluklarla karşılaştığını ifade eden Emrah Kara, iş saatleri ve ücretler konusunda sürekli sıkıntılar çektiğini ifade ediyor. Göçmenlerin, bir sömürü sistemine tabi tutulduğuna işaret eden Kara, çalışan birçok gencin kağıtsız olduğunu, bunun da sömürü sistemini derinleştirdiğini vurguluyor.
Kara’nın Marsilya’da yaşayan Kürt gençlerine ilişkin gözlemleri ise şöyle: “Eğitim alanında yetersizlik var. Bu biraz da ailelerin özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Bizim gençlerimiz o kadar imkan olmasına rağmen bir çoğu liseyi bitirip inşaatlara başlar. Açıkçası ortam gençleri buna hazırlıyor. Kürt kültürü konusunda ise aslında gençlerin tam anlamıyla bizim kültürümüzden uzaklaştığı söylenemez, ama aynı zamanda diğer kültürü de benimsemeye başlıyor. Şöyle bir realite de var, Özgürlük Mücadelesi, Kürt kültürünü ve kimliğinin büyük oranda korunmasını sağladı.”
Kara, Marsilya’da Arapların yoğun olmasından dolayı Kürt gençlerin Arap gençlerinden de etkilendiğini, bunun olumsuz sonuçlarının olduğunu da söylüyor ve ailelerin bu konuya dikkat etmelerini öneriyor.
‘Yaşamın içinde bir eksiklik var’
1988 Erzurum-Tekman doğumlu Erdal Dağ ise, İstanbul’da üniversite eğitimden sonra Fransa’ya gelmiş. Dağ, politik nedenlerden dolayı 3 yıldan beri Fransa’da yaşadığını söylüyor. Öğrencilik durumunu Marsilya’da da sürdüren Dağ, Fransa yaşamını şu şekilde anlatıyor: “Yeni bir ülkeye, yani Fransa’ya gelmem yeni bir hayat başlamak gibi birşey oluyor. Dilini öğreniyorsun yeni toplumla karşılaşıyorsun, aslında tarif edilmesi zor bir durum. Herkesin bildiği fakat birbirine anlatamadığı bir eksiklik var yaşamın içinde. Herkes bunun farkındadır. Düşünen bütün insanlar bunu farkedebiliyor. Burada okula gidiyorum ama aynı zamanda inşaatta çalışıyorum. Yaşamımı sürdürmek ve okula devam etmek için vakit buldukça çalışıyorum.”
‘Ülke dışına çıktıktan sonra...’
Ülke dışında yaşamın ne kadar zor olduğunu ancak Fransa’ya geldikten sonra farkettiğini belirten Erdal Dağ, “Ülkesizliğin ve yurtsuzluğun ne olduğunu veya zorla göçettirilmenin sıkıntısını çok derin hissedebiliyosun aslında. Yaşadığımız sorun Türkiye’de de vardır. Özellikle Türkiye’nin batısında yaşamak da değerlerden kopma, uzaklaşma demekti. En azından benim yaşadığım sorunlardan birisi de kendim olamamaydı. Çünkü batı ve metropollerde seni kabul etmeyen bir durum var. Seni gerçekliğinle dilinle, kültürünle yaşantınla düşüncenle seni kabul etmeyen realitedir. Bundan kaynaklı sıkıntılar yaşıyoruduk. Avrupa’da bunun iki katını yaşıyoruz hatta hiç kendimiz olamıyoruz. Aile ortamında farklı bir birey, örgüt ortamında farklı birey, Fransız toplumunda okulda keza öyledir. Kendisi olamama, hastalıklı bireye yol açıyor. Bana göre benim ve Kürt gençlerinin yaşadığı en büyük sorun budur” şeklinde düşüncelerini açıklıyor.
‘Özentili yaşam ağır basıyor’
Marsilya’da Kürt gençlerinin sorunlarının diğer Avrupa kentlerinde yaşayan gençlerin sorunlarıyla benzer olmasına rağmen yine de özgün yönlerinin de bulunduğunu dile getiren Dağ, “Fransa’nın güneyinde Marsilya’da bazı özgünlükler var. Daha çok, Serhat, Erzurum ve Muş yörelerinden gelen insanlar var. Fransa’da kökleri çok derine dayanmıyor. Aslında buradaki kitleselleşme 2000’lerden sonra başlamış” diyor.
Avrupa’nın pek çok yerine göçün 70’li ve 80’li yıllarda yapıldığı göz önüne getirildiğinde Marsilya ve Fransa’nın Güney bölgesine olan bu göçün çok yeni olduğuna işaret eden Dağ, gençlerin en önemli sıkıntısının ekonomiyle ilgili olduğunu sözlerine ekliyor. Dağ, Marsilya’da yaşayan gençlerin daha çok ülkedeki ailelerine ekonomik yardımda bulunduğunu dile getiriyor. Dağ şöyle devam ediyor: “Birçok arkadaşın burada Özgürlük Mücadelesini tanıdığını söyleyebilirim. Burada bir rahatlık da var. Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne olan sempatini duygularını daha rahat dile getirebiliyorsun. Fakat burada gençler mücadeleyi daha çok yüzeysel bir boyutla tanıyor. Aslında acıyı yaşamadan acının doğurduğu sonuçlarla ilgileniyor. Bu da sağlam bir bağlılık oluşturmuyor. Fakat bir bütünüyle karamsar olmak tabii ki doğru değil. Gençlik, buradaki toplumsal gerçekliği gördükten sonra ülkesine müthiş bir sevgi besliyor. Yine kimsenin durumundan memnun olmadığını görebiliyorsun. Ekonomik sorunlar var ve çalışma koşulları kötü, yine kağıtsızlık durumu gençlerin çok önemli bir sorundur.”
Dağ, Marsilya’da yaşayan Kürt gençlerinin, kahve kültürü ve Arap gençlerden etkilendiğini de belirtiyor, bunu ise farklı kişiliklere bürünme ve yitik kişilik olarak değerlendiriyor.
Sosyal paylaşım ağı konusunda Kürt gençlerinin farklı halkların gençlerine göre daha da geri kaldığını düşünen Dağ, “Kendisi olamama ve özentili bir yaşam ağır basıyor. Bundan dolayı da kendisini geliştirmiyor” diyor.
Erdal Dağ mesleki olarak hedefleri konusunda da şu ifadeleri kullanıyor: “Belki de klasik olacak ama, Kürdistan’da eskiden herkes doktor olmak isterdi. Bu istek, sağlık koşullarının çok kötü olmasından kaynaklanıyordu. Ancak Kürt Özgürlük Mücadelesi ile devletten kaynaklı hukuksuzluk o kadar gelişti ki, ben de bununla bağlantılı olarak hukukçu olmak isterim.”
‘Çalışma saatleri uzun’
Görüşlerine başvurduğumuz gençlerden biri de 1984 İzmir doğumlu İsmail Küçük. Elbistanlı İsmail Küçük’ün çocukluğu İzmir varoşlarında geçmiş. İlkokuldan üniversiteye kadar İzmir’de okumuş.
İzmir’de hem Kürt, hem de Alevi olmalarından kaynaklı olarak baskılarla karşılaştığını dile getiren Küçük, “Bu baskıları her alanda yaşadım ve hissettim. Daha sonra ise hayallerle tamamlamış olduğum eğitimimin arkasında yaşadığım politik ve ekonomik sorunlar dolayısıyla kendimi Fransa’da buldum” diyor.
Bir restorantta çalıştığını söyleyen Küçük, “Çalışma saatleri uzun. Bu nedenle sosyal alanda çalışmalarımın oldukça kısıtlı olduğunu söyleyebilirim. Avrupa’da emekçilerin yaşadığı koşullar ve ruh halleri, sisteme paralel olarak hergün biraz daha kötüleşiyor. Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde mülteciseniz işiniz daha da zor. Hayat daha çok katlanılmaz bir hale geliyor. Örneğin yasal durumunuz uygun olmadığı için iş bulamıyorsunuz. İş bulsanız bile bu acımasız sistem tarafından sömürülüyorsunuz. Söz konusu emekçiler ise hiçbir şey olmuyor, hiçbir şey yapılmıyor” ifadeleri ile çalışma hayatına ilişkin gözlemlerini aktarıyor.
‘Ahlaki çöküntü var’
Avrupa’ya geldikten sonra daha yakında ve daha yakıcı bir biçimde dışlanmışlık ve itilmişlik durumuyla karşılaştığın vurgulayan Küçük, “Birey ne kadar eğitimli olursa olsun, dili ve kültürüne yabancısı olduğun bir ülkede bilmem kaçıncı sınıf insan muamelesiyle karşılaşıyorsan bu insanda, bir ruhsal parçalanmayı da birlikte getirir” diyor.
Türkiye ve Kürdistanlı kıyaslandığında, Avrupa’daki Kürt gençliğinin büyük bir kültürel ve ahlaki çöküntü içinde olduğunu vurgulayan İsmail Küçük devamla şunları belirtiyor: “Kendi kültürel değerler ve inançlarımızla kıyasladığımızda bu yaşadığımız, tamamen bir ahlaki çöküntüdür. İnsanların büyük bir çöküntü içinde olduğunu görüyoruz. Evet insanlar yabancı bir ülkede yaşıyor ise bazı şartlarını sağlayabilmesi gerekiyor. Lakin bu şartları yaratalım derken insanlar ruhen korkunç bir kayba uğruyorlar bence. Düşünsenize dil öğrenmek bile bambaşka bir mesele. Ayrıca, topluma ayak uydurma gibi zorunluluklada ortaya çıkınca insanlar bambaşka bir bocalama yaşıyorlar. Çünkü en büyük örneği kendimden verebilirim.
Şu ana kadar dil sorununu bile hal edebilmiş değilim. Bu da beni derinden yaralıyor. Doğamızda paylaşmak gibi kutsal bir şey mevcut. Oysa yabancı olduğun ve gerçek manada duygularını ve düşüncelerini ifade edemediğin bir dili kullanıp, kişi nasıl bir iletişim içerisinde olabilirki? Bence asıl mesele kapitalist bir düzen ve sistem içerisinde yaşıyor olmaktır. Çünkü kapitalist sistem insana dair herşeyi yok etmeye hazır bir sürekliliği olan makine gibi işlemektedir. Sosyal ve ekonomik bunalım yaşıyan Avrupa çok büyük erezyon yaşayarak gerek ahlaki gerek sosyo-ekonomik bazında büyük çöküntüler yaşayarak çeteleşmenin ızdrabını çekiyor ve çekmektedirler.”
‘Esas alınan iki şey var’
Türkiye’den Avrupa’ya, Avrupa’dan ise Türkiye’ye bakmanın çoğu zaman yanıltıcı sonuçları ortaya çıkardığını vurgulayan Küçük, şu ifadelerle konuşmasını noktalıyor: “Türkiye’den Avrupa’ya, Avrupa’dan Türkiye’ye bakış açısı yanıltıcı olabilir. Kaldı ki kişinin, Kürt, Türk, Ermeni ya da herhangi bir farklı milleten olması, ondan feodal yapıdaki kültürü esas bir yaşamı ya da bir felsefi algıyı beklemek de zor. Avrupa’daki gençliğin temel olarak esas aldığı iki şey vardır onlarla iki konuda sohbet edilebilinir. Biri para bir diğeride seks. Maalesef geriye kalan pek az konu Avrupa gençliğini ilgilendirir. Kültürel miras memleket yaşamı ve politik bakış, inanç… Bunlar Avrupa gençliği için tamamamen birer renktir. Doğrusu bir Fransızı ya da bir Almanı anlamak kolaydır. Ama asıl sorun biz Kürtlerin veya herhangi bir yabancı ülkenin insanlarının bu durumda farklı bir yaşam biçimi sergileyip, sergilemediğimizdir. Bence bir Kürtler, PKK’nin haklı ve onurlu mücadelesine her platforma sahip çıkmalıyız.”
DOÐAN BOZTAŞ / MARSİLYA