Başlangıçta bu kavram hikayelere verilen ad iken 17. yüzyıldan sonra, bu hikayeleri inceleyen, araştıran ve yorumlayan bir bilim dalı haline gelmiştir.
Mitoslar (mitolojik söylence) olağanüstü, olağan dışı kişi ve olayları şiirsel ve derin anlamlı cümlelerle ifade eden/anlatan hikayeler, masallar olarak tabir edilir. Aynı zamanda kendi dönemlerinin düşünce biçimidirler. Mitoslar gibi olağan dışı, olağanüstü kişi ve olayları anlatan başka tür hikayeler, halk masalları da vardır. Fakat bu anlatımlar mitos olarak adlandırılamaz. Çünkü mitosları diğer tür masallardan ayıran temel bir özelliği vardır. Bu özellik, mitoslarda anlatılanların gerçekliğine inanılmasıdır. Bu inanç, tarihte toplumsal bir din aşamasına kadar gelmiştir denebilir. Öyle ki “kavramlarını mitolojiden almayan hiçbir din ve edebiyat yoktur.” Bu özelliğin gelişmesindeki temel (mitolojiye inanılması), mitolojinin ortaya çıktığı (bilge) çağlarda insanların zihinsel anlamda henüz hayal gücünü kontrol edememiştir.
Değinmek istediğim konu ise; günümüzde -zihinsel olarak gelişen insanlığın- mitoloji için “söylencedir, akla-mantığa sığmaz, uydurmadır” gibi algının var olmasının yanlışlığıdır. Günümüzde mitoslara “uydurma, gerçek dışı” olarak bakılsa da özünde mitoslar çok gerçekçi öğeler içermektedir. Her mitos ait olduğu tarihsel sürecin özelliklerini ve toplumun yaşam tarzını, düşünce yapısını yansıtır. Mitoslara “akıl-mantık dışı” diyerek yaklaşmazsak ve “mitolojik destanları siyasetin diliyle okuyabilirsek”, bu mitoslardan eski çağlara ait çok önemli bilgileri ve tarihsel gerçekleri öğrenebiliriz.
Bir örnek verirsek; Mesopotamia (Mezopotamya) efsanesi özet itibariyle şöyledir: “Mesopotamia’nın bir Aphrodite rahibinin kızı ve Euphrates (Fırat) ve Tigris (Dicle)’nin kızkardeşi olduğu söylenir. Doğduğunda Tanrıça Aphrodite ona olağanüstü bir güzellik bahşetmişti. Üç delikanlı, Mesopotamia ile evlenmek istediler. Mesopotamia bunlardan birinde karar kılmak için, dürüstlüğü ve hakseverliği ile ünlü Bokharas adında birinin hakemliğine başvurdu. Mesopotamia delikanlılara armağanlar sunmuş; birincisine bir kupa, ikincisine başındaki tacı vermiş, üçüncüsünü de öpmüştür. Bu Bokharas’a en ciddi aşk kanıtı olarak gözüktü ve Bokharas üçüncünün lehine karar verdi. Ama genç rakipleri onun kararını kabul etmediler. Vuruştular ve bu vuruşma sonucunda üçü de öldü. Mesopotamia sonsuza kadar bakire kaldı...”
Bu örnekte Mesopotamia’yı -ki böyle bir coğrafyanın varlığından haberdarız- ülke olarak, onunla evlenmek isteyen ve onun için savaşan erkekleri de devlet (uygarlık güçleri) olarak ele alıp yorumlarsak, bu mitosun ne kadar gerçekçi olduğunu somut olarak görürüz. Mezopotamya’nın uygarlığa karşı on binlerce yıl direndiğini (buradaki kasıt Mezopotamya halklarıdır) ve bu coğrafyanın zenginlikleri için sürekli savaş halinin süregeldiğini bildiğimizden bu mitosun ne kadar gerçeği yansıttığını çözümleyebiliriz.
Aslında birçok örnek verilebilir. Hatta kronolojik sıralamayla mitosları yorumlarsak tarihi aydınlatabiliriz. Sonuç itibariyle mitolojiyi ele alırken, gerçekçi yönünü çözümleyebilmeliyiz.


SALİH SELÇUK / Kırıklar 2 nolu F Tipi Cezaevi