
Aldanma ve aldatmanın ölümle eşdeğer olduğu günlerden geçiyoruz. İktidarın bizleri aldatma çabasından değil, kendi kendimizi aldatmaktan söz ediyorum. Bir dönemler AKP’nin yaptıkları için ‘yetmez ama evet’ diyenlerin tutumu bunun en çarpıcı örneğini oluşturuyor. Kuşkusuz bunların ezici bir kesimi iyi niyetliydi. Ama iyi niyetin siyasal mücadelede hiçbir değeri yoktur. Anlamlı bir sözdür: Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir. Gaflet uykusu herhalde bu olsa gerekir. Gaflet bazen ihanetten daha tehlikelidir denilir ya, o ‘bazen’ denilen an şimdidir. Şimdi gafletten uyanmayan, ihanetten daha kötü konuma düşmüş demektir. Masaldaki kurdun midesine indirmek istediği kırmızı başlıklı kızın saflığında diretmek anlamsızdır. Üstelik masal aleminde değil gerçekler dünyasında yaşıyoruz ve bu dünyada sırtlan dişlerini gösteren bir iktidarın imha tehdidiyle yüz yüzeyiz.
AKP iktidar olduğu günden bu yana hep bir darbe tehdidinden söz etti. Oysa bu tam anlamıyla sanal bir tehditti. Kaldı ki, Türk ordusu ABD ve NATO’nun desteğini almadan darbe yapamazdı. AKP’nin kendisi zaten bir ABD ve NATO projesiydi. Bu yüzden ortada darbeye benzer hiçbir girişim yoktu. Ancak bir darbe tehdidinden söz etmesi hem AKP’nin sözde demokratlığının göstergesi olacak, hem de bu tehdidi kullanıp toplumun kendisine sunduğu desteği kalıcılaştırmaya çalışacaktı. Bunda da bir hayli başarılı oldu. Bu çerçevede göz boyamak için Veli Küçük gibi kamuoyunda teşhir olmuş bazı Ergenekoncuları tutukladı. Gerçek Ergenekon’a ise hiç dokunmadı. Çoğu elemanını kendi Yeşil Ergenekon’una kattı. Bu arada kendisini rahatsız edeceğine inandığı birçok demokrat insanı Ergenekoncu olmakla itham edip cezaevine tıktı. Ergenekon AKP’nin elinde tam bir umacı halini aldı.
İlginçtir, AKP Türkiye toplumuna aslında Pavlov’un bilinen ünlü deneyini uyguladı. O ‘Ergenekon’ dediğinde bazıları askeri darbe dönemlerinin korkunç işkencelerini hatırlayıp titremeye başladılar, ‘demokratik açılım’dan söz ettiğinde ise hayal ettikleri cennete kavuşacaklarını sandılar. Demokrasi özlemini çeken bu insanlara göre cennetin anahtarı AKP’nin elindeydi. Darbe karşıtı söylem tutmuştu. AKP, Pavlov’un deneyini bu ikilem temelinde yeniledi. Faşist darbe rejimi altında korkunun esiri haline getirilmiş toplumu adeta bir kobay gibi kullandı. ABD’nin AKP iktidarına ciddi destek sunacağı açıktı ve bu deney de ABD’nin taktiği oluyordu. Dersini iyi ezberleyen AKP bu taktiği uzun süre başarıyla hayata geçirdi. Korku üretimini giderek bir korku yönetimine çevirdi. Kısacası askeri darbe sanal bir tehditti. Asıl darbeyi yapan güç AKP’ydi. Yani bu kez Pentagon’un ‘iyi çocukları’ generaller değil, AKP ve Fethullah Gülen’in ekibiydi. Washington AKP eliyle postmodern bir darbe gerçekleştirmişti.
AKP’nin gerçek karakterini görmek için alim olmaya ve uzun süre beklemeye gerek yoktu. İktidara gelişinin daha ilk birkaç ayında hangi kulvarda koştuğunu belli etmişti. Kürt sorununa yaklaşım demokratlığın turnusol kağıdıydı. Test niteliği taşıyan birkaç pratiği içinde AKP’nin kağıtta görünen rengi Türkçü faşizmin yeşil rengiydi. Ancak liberal aydınlar açığa çıkan bu gerçeği ısrarla görmezlikten geldiler. Kraldan daha kralcı bir tavırla bu partiye kendisinde olmayan özellikler atfettiler. Bu partinin Kürt sorununu çözeceği konusunda toplumu beklentili bir ruh haline soktular. Böylece AKP’nin yaptığı bazı hamlelerle devletleşmesine ciddi katkılarda bulundular. Onlar olmasaydı, AKP Kürt halkına karşı yürüttüğü kirli savaşta bu kadar pervasız davranacak noktaya gelemezdi. AKP faşizminin kurumlaşmasında bu aydınların günahı, 12 Eylül darbesini yapan Kenan Evren ve şürekasına alkış çalan kimi aydınlarınkinden hiç de hafif değildir. Biraz dürüstlükleri varsa bunları bekleyen tutarlı bir özeleştiridir.
AKP ‘demokratik açılım’ söylemiyle Türkiye’nin iki temel demokrasi gücünü etkilemeye, daha doğrusu oyalamaya çalıştı. Bunlardan ilki Kürtler, ikincisi Alevilerdi. Kırk yıla yakın bir süredir kesintisiz bir mücadele içinde olduklarından Kürtler daha deneyimliydi. Devletin özel savaş gerçeğini daha iyi tanıyorlar, “Osmanlı’da oyun çoktur” sözünün kendi anlamını mücadele pratiklerinden daha iyi biliyorlardı. ‘Barış Grubu’ gönderme girişimi, İmralı ve Oslo görüşmeleri Kürt tarafı için AKP’nin test edilmesinden çok, onun gerçek yüzünü topluma göstermeyi öngörüyordu. Nitekim bu girişimler AKP’nin maskesini düşürdü. Özellikle halkın Barış Grubunu görkemli bir biçimde karşılamasına gösterdiği tepki AKP’nin foyasını açığa çıkardı. Davetine uyarak gelen barış elçilerini tutuklaması bile kendi başına AKP’nin özgürlük düşmanı çehresinin görülmesine yetiyordu.
AKP Kürtlerle birlikte Alevilere el atmak istedi. Bunun için Alevi Çalıştayları düzenledi. Kuşkusuz Kürtler arasında kabarık bir işbirlikçi tabaka olduğu gibi, Aleviler içinde de ‘keklik soyu’ diye tabir edilen bir kesim vardı. Bunlar öteden beri Alevileri Ergenekon yapılanmasının etki alanı içinde tutmaya çalışıyorlardı. Bunların yeni dönemin ‘yükselen yıldızı’ olan AKP’ye yanaşmaları da fazla zor olmayacaktı. Yine de genelde Alevilerin insiyaki olarak AKP’nin sözde açılımına kuşkulu baktıklarını belirtmek gerekir. Genel Alevi kitlesinin istemi Diyanet’in lağvedilmesi, Alevi kimliğinin tanınması, Alevilerin örgütlenmeleri önündeki engellerin kaldırılması ve Cemevleri’nin ibadet mekanları olarak kabul edilmesiydi. AKP iktidarı bu taleplerin hiçbirini dikkate almadı. Tersine Diyanet’i görülmemiş düzeyde güçlendirdi, bütçesini dört katına katladı, kalabalık Diyanet ordusunu binlerce yeni kadroyla takviye etti. Bu gelişme AKP’nin Alevileri oyalamak istediğinin en somut kanıtıydı.
Başbakan Erdoğan’ın son olarak dillendirdiği “Dindar nesiller yetiştireceğiz” cümlesi en çok da Aleviler açısından büyük bir tehlikeye işaret ediyor. Herhalde bu ‘dindar nesil’ içinde herhalde Alevilerin bir dindar nesli olmayacak. Türk ve erkek sistemin Sünni karakteri her zamankinden daha fazla galebe çalacak. Yeni nesil bir bütün olarak Sünni Türkçülük ruhuyla, daha doğrusu AKP zihniyetiyle eğitilecek. Aleviler kendi öz kimliklerini yine gizlemeye zorlanacaklar. Bunun nedeni açıktır: Kendi doğasıyla uyum içindeki Alevilik farklı etnik ve dinsel kimliklere oldukça saygılı yapısıyla gerçek demokrasinin yıkılmaz kalesi gibidir. Alevilikteki “Özünü inkar eden haramzadedir” deyişi özünde demokrasiyi anlatır. Çünkü bu deyişte devletin inkar siyasetinin tersine farklılıkların özgürlüğüne dayalı birlik vardır. Aleviliğin yüzyıllarca devletten ve iktidardan uzak durması bu demokratik içeriğiyle bağlantılıdır. AKP bu gerçeği iyi biliyor ve kendisi için büyük bir tehdit kaynağı olarak gördüğü Aleviliği bastırma yoluna gidiyor. Alevilerin asla unutmaması gerekir: Açıktan söylemese bile Erdoğan’ın sıraladığı ‘tek’lerden biri de ‘tek mezhep’tir.
AKP, Türk devletin geleneksel olarak düşman saydığı ve ezmeye çalıştığı ‘Üç K’ya bir dördüncüsünü eklemiştir. Kuşkusuz önceden de bu böyleydi. Ancak AKP iktidarı ile birlikte bu tutum iyice belirginlik kazandı. ‘Dört K’ Kürtler, Komünistler, Kızılbaşlar ve Kadınlardır. Erdoğan liderliğindeki Yeni Osmanlıcı AKP Hanedanlığı, kadını kendi saltanatının idamesi için asker ve amele üreten bir kuluçka makinesi olarak gördüğünü inkar etmiyor. Lideri verdiği fetvayla her kadının en az üç çocuk doğurmasını emrediyor. Onun için kadın, ürünü en az üç çocuk olan erkeklerin sürdüğü ‘tarla’ demektir. Toplumu var eden ve özgürlüğü ulusların özgürlüğünden çok daha önce gelmesi gereken kadına bu yaklaşım AKP’nin gerçek karakterini yansıtan en iyi aynadır.
Çıplak gerçeğin kendisi olan bu durum karşısında yapılması gereken de aynı çıplaklık ölçüsünde nettir. Madem Yeşil Türkçü AKP faşizmi bu güçleri düşman sayıp etkisizleştirmeye ve demokrasi güçlerinin sesiğini soluğunu kesmeye çalışıyor, o zaman bu dört demokrasi gücü kendi güçlerini birleştirmeli ve faşizme karşı onurlu bir direniş sergilemelidir. Adamlar açık konuşuyorlar: Özgürlüğün olmamasından şikayet ediyorsanız, cezaevi ile dışarısı arasında fark kalmadığını söylüyorsanız, o zaman buyrun cezaevine diyorlar. İçişleri Bakanı BDP’ye “Seni konuşturanı da, seni de yok edeceğiz” diyor. Kenan Evren bile bu tür tehditler savurmadı. Bu tehditleri sadece PKK ile sınırlı görmek gaflettir. Her dört kesim de namlunun ucundadır. İlk hedefin Kürt Özgürlük Hareketi olması bu gerçeği değiştirmez. Kürtlerin, Sol-Sosyalist Hareketin, Kızılbaşların ve Kadınların birleşik direnişinin Türkiye’ye özgürlük, demokrasi ve barışı getireceğine kuşku yoktur.