
Türkiye bu kafayla nereye gider bilinmez. Akıl, mantık bir tarafa bırakılmış duygularla hareket ediliyor. Hamasetle sorunların çözüleceği sanılıyor. Gerçeklerle yüzleşmekten korkuluyor. Kendi söylemlerinin ve hamasetlerinin esiri haline gelmişler. Patolojik vaka! Psikologa mı gidilir, hacıya-hocaya gidilip muska mı yaptırılır, Türkiye’nin siyasetine yön veren iç ve dış güçler akıl mı verir, yoksa bir yere toslayarak şok geçirip aklı başlarına mı gelir? Kim iyileştirir bilemeyiz. Ancak Türkiye’nin sağlıklı düşünmeye ihtiyacı var.
Şemdinli’de gerillalarla halkın ve BDP’lilerin buluşmasından çıkarılın sonuç Türkiye gerçeğinin tam tersi oluyor. Devlet yetkilileri ve siyasetçilerin verdiği tepkiyle bu olayın Kürt halkı tarafından algılanması arasında bir uçurum var. Aklı olan bu farklılığı görüp bunu giderme çabası içine girer. Türkiye’de ise tam tersi yapılıyor. BDP’ye tehdit yağdırılıyor. Açıkça siz de zindanları boylarsınız deniliyor. Anlaşılıyor ki siyasi soykırım operasyonları milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılarak yeni bir aşamaya vardırılmak isteniyor. Zaten savcılar harekete geçmiş, mecliste önüne gelen tezkereleri onaylarsa, 1994’teki darbe tekrarlanmış olacak. Bu gerçekleşir mi gerçekleşmez mi ayrı bir konu; ancak mevcut zihniyetin 1994 yılından farklı olmadığı bir daha görüldü. Duygu ve düşüncede Türkiye’den kopmuş Kürtlerle böyle mi birlik kurulacak? Kürt sorunu bu kafayla mı çözülecek? Bu kafa kopuştan başka bir şey getirmez. Çünkü bu kafa Kürtleri anlama ve iradesini tanımaya yönelik değil. Egemen ulus kompleksiyle aşağılama ve ezme düşüncesiyle hareket ediliyor. Bu ruh haliyle ağızlarına geleni söylüyorlar. Kendilerine göre bu saldırganlıkla, tehditle Kürtlere ve BDP’ye geri adım attıracaklarını sanıyorlar. Sorunu anlama ve çözme yerine, bu tür baskı ve tehditle yaratılacak ortamda geri adım attırma ve teslim alma temel politika haline getirilmiş. Başka bir yol düşünülmüyor. Osmanlının isyanlara yaklaşımı bugün de sürdürülüyor. Böyle gidilirse Kürtler gerçeği bu kafalara çarpacaktır. Çünkü bu politika ve tutum karşısında Kürtlerin direnmekten başka bir seçeneği yoktur. Bu direnişte de kaybeden Kürtler olmayacaktır.
AKP Hükümeti BDP’ye saldırarak savaşı tüm Türkiye’ye yaymaya çalışıyor. Hükümet yetkililerin konuşmaları şovenist güruhlara saldırı emri oluyor. Yakında Kürtlere birçok yerde saldırı gerçekleşirse bunu yaratanların bu yetkililer olduğunu bilelim.
Türk devletinin Kürdistan’da işgalci güç konumunda olduğunu Hakkari’de bir daha gördük. İçişleri bakanı işgalci sömürge valisi gibi Hakkari’ye tankla, topla, zırhlı araçlarla, helikopter korumasıyla gidiyor. Bu yabancılaşma ve işgalci güce Hakkari halkı nasıl yaklaşabilirdi ki! Bir de Hakkari’ye bu biçimde gelen her gün Kürtlere hakaret eden İdris Naim Şahin olunca Kürtlerin öfkesi artmıştır. Çünkü Kürtler bu gelişi kendilerine hakaret olarak görmüşlerdir. Bu nedenle taşlarla kovmuşlardır. Ama adamda yüz yok ki! Sonra da askeri kışlaya gidip pişkin pişkin Türk milletinin nasıl kahraman olduğunu anlatıyor. Bir devşirme kompleksiyle Türk’ün nasıl farklı bir millet olduğunu üstüne basa basa tekrarlıyor. Kürtlerin anavatanında bunu anlatmayı gerekli görüyor. İşte sömürgeci zihniyet budur. Bu, sadece sömürgeci zihniyet de değildir; Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı olarak gören soykırımcı bir zihniyetin kendini Hakkari’de bir daha dışa vurmasıdır.
Hakkari’de Türk devletinin işbirlikçisi bile kalmamıştır. Özel savaş, psikolojik savaş, siyasi sömürgecilik Hakkari’de bitmiştir. Hakkari’de kala kala kendilerini zorbela koruyan karakollar kalmıştır. Bu karakoldaki askerlerin de savaşma isteği kalmamıştır. Çünkü subayı da, askeri de bu savaşın vatan savunması olmadığını biliyor. Siyasi olarak çözülecek bir sorunun kendilerine havale edildiğini görüyor. Kendi sırtlarından iktidar mücadelesi yürütüldüğünü anlıyor. Bu nedenle bu savaşı anlamsız buluyor. Kendini koruma dışında hareket edemiyorlar. İdris Naim Şahin Hakkari’ye giderek bu gerçeği gizlemeye çalışmıştır. Ancak halk tüm kamuoyuna Türk devleti sadece burada karakollar ve zırhlı araçlarıyla vardır, Türk devletinin burada bir siyasi varlığı kalmamıştır mesajını vermiştir. Böylece emekli general Osman Pamukoğlu’nun “Hakkari kaybedilmiştir” sözü bir kez daha doğrulanmıştır. Hakkari’de BDP’nin aldığı oy yüzde 85 civarındadır. Nüsuf oranına göre en çok asker ve polisin olduğu şehirlerin başında Hakkari geliyor. Başka devlet memurları da vardır. Yine en çok korucu da burada bulunmaktadır. Devlet güçleri dışında herkesin Hakkari’de BDP’ye oy vermesi sömürgeciliğin çökmesi değil midir? Aslında birçok Kürt şehri burası gibidir.
Bülent Arınç BDP’nin en yüksek oy aldığı, Kürtlüğün en yoğun yaşandığı Botan ve Zagros alanlarındaki halkı Kürtlerden saymıyor. BDP’yi Kürt saymayarak nasıl bir Kürt arzuladığını ortaya koyuyor. Demagojiyle Ehmedê Xanî’den söz ediyor. Ehmedê Xanî’nin memleketi Cizre’de de BDP yüzde 80 oy alıyor. Ehmedê Xanî’nin mezarının olduğu Doğu Beyazıt’ta da BDP’nin oyu yüzde 80’e yakındır. Arınç’a göre işbirlikçi Kürt dışında kalanlar Kürt değildir. BDP’nin gerilla ile karşılaşmasına da kıyamet koparılıyor. BDP’lilerle bu gerillalar tabii ki kardeştirler. Zaten birçok BDP’linin kardeşi, yeğeni gerilladır. Ya da bu savaşta yaşamını yitirmiştir. BDP’liler tabii ki en başta da insani davranış göstereceklerdi. Zaten başka türlü davranış göstermeleri de şaşırtıcı olurdu. Bunu anlamamak, bu durum karşısında BDP’ye saldırmak aslında BDP’nin varlığına saldırmaktır. Zaten BDP hazmedilmediği için şimdiye kadar sürekli saldırıya ve hakarete maruz kalıyor. Son saldırı kampanyası da öncekilerin devamıdır. Sadece bu saldırıyı yeni argümanlarla yapıyorlar.
Geçen günler barış anaları da o alana gittiler. Böyle bir karşılaşma o zaman da olabilirdi. Böyle bir karşılaşma daha da duygusal olurdu. Öyle ki romanlar ve sinemalara konu olan bir duygu yoğunluğu ve görüntüler ortaya çıkardı. Kim bu analara böyle sarılmayın, böyle konuşmayın, böyle görüntü vermeyin diyebilirdi? Dolayısıyla bu toprakların milletvekillerine de neden gerillalara sarıldınız denilemez. Bunu demek, bu halkın iradesi olan milletvekillerine saygısızlıktır. Bu milletvekillerinin kendisini inkar etmesini istemektir. Tabii ki BDP’liler ve bu heyette bulunan diğer sol parti temsilcileri bu kucaklaşmadan memnun olduklarını söyleyeceklerdir.
AKP Hükümeti demagoji yapıp gündem saptıracağına, Hakkari’de İdris Naim’in kovulması; Şemdinli, Çukurca ve Yüksekova kırsalındaki gerilla hakimiyetinden sonuçlar çıkarıp Kürt sorununun çözümünde ciddi adımlar atmalıdır.