"Hukuk devletinde en etkili denetim gücü özgür ve bağımsız medyadır" der Robert Dahl. Bu yüzdendir ki basın özgürlüğü, tarih boyunca diktatörlüğe giden yollarda hep ilk kısıtlanan alan olmuştur. Sansür genellikle kitle iletişim araçları tarafından üretilip dağıtılan bilgiyi bastırma ve çarpıtma süreci olarak algılanmakla birlikte, bu süreç hem özendirme hem de yasaklama biçiminde gerçekleştirilmektedir. Sansür, yayından önce ve sonra olmak üzere iki süreçte işlerlik kazanmaktadır. Otosansür süreçleri direk olarak iktidardan müdahale gelmeden, siyasal sistemdeki otoriter yapının uyguladığı baskıcı tutumdan dolayı, gazetecilerin korkarak kendilerini sansürlemesiyle başlamaktadır. Bu tutum, gittikçe içselleştirilmiş bir davranış biçimi olarak, gazetecilik pratiklerinde uygulanmakta olduğu karşımıza çıkmaktadır. Eleştirel tavır alan yazar ve gazeteciler terör ile bağlantılı ilan edilip tutuklanmakta ya da işsiz bırakılmaktadır.
***
Dünya devletleri dünya halinin çok daha ileri bir aşamasındaki sorunlarıyla ilgilenirken ne yazık ki Türkiye’de insanlar hala tutuklu gazeteciler, basın özgürlüğü, sansür ve benzeri konularla cebelleşiyor.
Kürt basın kurumlarına yönelik 20 Aralık 2011'de gerçekleşen ve basın özgürlüğüne yönelik en büyük darbelerden biri olarak yorumlanan operasyon 2'nci yılını doldurdu. 46 Kürt basını çalışanının yargılandığı KCK basın davasının 9. duruşmasında avukatların reddi hakim talebi reddedildi. Duruşma sonunda sadece gazeteci Nahide Ermiş tahliye edildi ve duruşma 3 Mart tarihine ertelendi.
"KCK Basın Komitesi" adı altında yapılan operasyonlar, ‘tarihin en büyük gazetecilik davası’ olarak görülüyor. Davada tutuklu bulunan gazeteciler, "Çalışan Gazeteciler Günü"nü de cezaevinde karşıladılar.
Onlar, işkence gören, kurşunlanan, başbakanların emriyle gazete binaları bombalanan, tüm zorluklarına rağmen pes etmeyen, yayın çizgilerinden ödün vermeyen özgür basın geleneğinden geliyorlardı. Bunun bilincinde oldukları için de dik durmasını bildiler.
Bunca yıldır sansürle kapatmalarla boğuştu bu gelenek. Bölge’de yıllarca süren çatışmalar ve özel savaş aygıtları; JİTEM, kontrgerilla, Hizbul-kontra’nın katliamlarını herkesin sustuğu bir dönemde gündeme getiren gazete önemli bir misyon edindi ve devlet şiddetinin hedefi haline geldi.
Yasaklarla, işkencelerle, katletme ve bombalamalarla baş edemediği özgür basın özgürlüğüne yönelik en büyük darbelerden biri olarak yorumlanan 20 Aralık 2011'de gerçekleşen operasyonun bir örneği yok gibidir.
***
Özgür basın, herhangi bir kişi veya kurumun güdümünde olmayan basın demektir. Her tür engellemelere rağmen ayakta durabilen ve söylemek istediğini herşeye rağmen söyleyebilen basındır. Bu durum aynı zamanda düşünceyi açıklama özgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan bir özgürlüktür.
Oysa ne yazık ki Türkiye’de basın özgürlüğü çeşitli yollarla engellenmeye çalışılmaktadır. Gerçekten demokrasi isteniyorsa medyanın çarpıtmaları, yalan-dolanları bırakması gerekiyor. Medya, yalanı meşrulaştıran, olağanlaştıran söylemini terk etmeli, dilini, ahlakını ve değerlerini gözden geçirmeli ve sorumluluk üstlenmelidir.
Gerçekte Israrın Adı: Özgür Basın
Kasıtlı yanlış bilgilendirme ve bazı gerçek bilgileri ve gözlemleri yanlış yorumlar ve yalanlarla karıştırmak veya gerçek bilginin sadece bir kısmını vererek yanlış yorumlarla bilgiyi dağıtmak, yaygın dezenformasyon taktiklerinden oldu hep bu ülkede.