Tunus’ta müze saldırısı ile başlayan dehşet dalgası, Yemen’de 152 kişinin ölümüne yol açan intihara saldırıları ve yine aynı gün Hesekê’de Newroz kutlayan ve büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan onlarca kişinin katledilmesiyle zirve yaptı. Öncelikle bu hunharca saldırılarda hayatını kaybedenlerin yakınlarına baş sağlığı, yaralananlara da acil şifalar diliyorum.

DAİŞ’in 'devlet'leştikleri Irak-Suriye’nin Sünni bölgelerinden uzak coğrafyalardaki eylemleri ilk bakışta terör örgütünün hızla yayılmakta ve etkinliğini arttırmakta olduğu izlenimi verebilir. Ancak gerçekte durum tam tersi, yani örgüt zayıflama ve daralma eğilimine girmiş durumda. Bu tespitimi ve olası gelişmeleri kısaca değerlendirmek istiyorum.


DAİŞ’in El Kaide’den farkı

DAİŞ ile El Kaide ayrışmasının en önemli sebeplerinden biri, El Kaide Batı'yı hedef alan sansasyonel terör eylemleri ve ideolojik propagandayı öne çıkarırken, DAİŞ’in toprak ele geçirerek devlet kurmayı önüne hedef olarak koymasıydı. Dolayısıyla 

DAİŞ’in hızlı yükselişinin sırrı da, Suriye iç savaşının yarattığı otorite boşluğu ve Irak’taki Sünni-Şii gerilimini Sünni kesimde doğru siyasi ortaklıklar yakalayarak 'İslam Devleti' adını verdikleri bir bölgesel yönetime büyük hızla tahvil edebilmesi oldu. Gevşek bir uluslarası terör ağı olan El Kaide’den farklı olarak merkezi bir devlet inşa eden DAİŞ, "Haçlılar" (Batı) ve "Safeviler" (İran ve Şiiler) olarak adlandırdıkları kesimlerin 'baskı'sından bunalmış Sünni kitleleri kendine çekecek ve böylece İslam’ın 'Altın Çağı’nın modern bir tekrarı yaşanacaktı.

DAİŞ bu vizyona dayalı etkili bir propaganda mekanizması kurdu, ardı ardına gelen zaferlerle maddi imkanlarını arttırdı ve askeri güçlerini modern silahlarla donattı. Bu gelişmelerin yarattığı imkanları da daha fazla propaganda ve daha büyük askeri başarılara aktardı. Bu şekilde geçtiğimiz Ekim ayına kadar gelindiğinde, büyük bir momentum kazanmış gözüküyordu. 


DAİŞ’e ivme veren bu tablo şu anda ciddi ölçüde değişmiş durumda

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Kobanê’de yaşadığı şiddetli kayıplar ve takip eden mutlak yenilginin ardından öncelikle genişleme süreci durdu, ardından da toprak kaybı hız kazandı. The Economist’in bu haftaki sayısındaki tahmine göre DAİŞ geçtiğimiz yaz ulaştığı hakimiyet alanın yüzde 25’ini kaybetmiş durumda. Bu kayıpların çoğu Irak’ta yaşanıyor ve Rojava’daki etkili Kürt direnişi de Irak’taki kayıpları Suriye’de telafi etmesinin önüne geçiyor.

DAİŞ’in gerilediği bir başka önemli alan ise paralı askerlerden oluşan ordusuna güç veren petrole dayalı ekonomisi. 2014 yaz aylarında konunun uzmanları, DAİŞ’in Türkiye üzerinden karaborsa pazarlanan petrolden elde ettiği günlük gelirin 3 milyon dolar civarında olduğu tahmin ediyorlardı. Ham petrolün varilinin 100 dolara dayandığı bu dönemde DAİŞ’in karaborsadaki varil başına geliri, 25-60 dolar arasında tahmin ediliyordu. Bu süre içerisinde petrol fiyatları yaklaşık yüzde 50 oranında geriledi. Yani şu anda DAİŞ ham petrolden varil başına ancak 10-30 dolar gibi bir gelir elde edebiliyor. Petrol fiyatlarının düşmesinin yanısıra DAİŞ’in petrol üretim ve dağıtım altyapısı da ciddi hasar aldı. 

ABD merkez komutanlığının geçtiğimiz gün yaptığı açıklamaya göre koalisyon güçlerinin hava saldırıları sonucu şu ana kadar 151 petrol rafinerisi ve toplama noktası imha ya da tahrip edilmiş durumda. Economist dergisine görüş bildiren Iraklı analist Hişan el Haşimi'ye göre petrol fiyatlarındaki düşüş ve hava saldırıları sonucu kaynaklarının tahribatı, DAİŞ'in petrol gelirini yüzde 75 oranında düşürmüş durumda.

Petrol dışındaki gelirleri Irak hükümetinin yatırmaya devam ettiği memur maaşları, soygun, ve fidyeyle sınırlı olan DAİŞ, Musul merkez bankasından çaldıkları 500 milyon dolardan sonra petrol kayıplarını telafi edecek yeni bir büyük gelir kaynağına da henüz ulaşabilmiş değil. 

Toprak ve gelir kaybının yanısıra idari sorunların da DAİŞ’in belini bükmeye başladığı söyleniyor. Yönettikleri yerlerde hizmetlerin aksadığı, iç infazların arttığı, yerli-yabancı çelişkilerinin belirginleştiği, maaş ödemelerinde güçlük yaşandığı farklı kaynaklarca öne sürülüyor. Bu iddiaları kesin olarak doğrulamak güç. Ancak şiddetli bir izolasyon ve kesintisiz savaş haline ekonomik gerileme ve askeri yenilgiler de eklendiğinde DAİŞ’in 'domestik' çalışmalarında zorluklar yaşıyor olması son derece akla yatkın. 


Bu gelişmelerin ışığında Tunus ve Hesekê saldırılarına nasıl bakmak lazım?

Tüm bu arka plan göz önüne alındığında, DAİŞ’in ardı ardına gelen Libya, Tunus, Yemen ve Rojava saldırılarını bir güç gösterisinden ziyade zayıflama ve esas hedeflerden uzaklaşmanın bir göstergesi olarak görmek gerekiyor. Ard arda gelen politik ve askeri yenilgilerinin ardından gelen bu ‘serseri’ saldırılar, DAİŞ’in toprak kazanan, devlet ve düzen kuran imajına hizmet etmiyor. Tam tersi, El Kaide ve benzerleri ile olan ayrımlarını silikleştirerek, örgütü orjinal çıkış noktası olan El Kaide’ye benzer coğrafi olarak dağınık, kör bir terör şebekesi olmaya doğru geriletiyor. 

Elbette, kontrolündeki topraklarda 8 milyon nüfus yaşayan DAİŞ’in kısa sürede mum gibi eriyip yok olmasını beklemek gerçekçi değil. Tikrit’te bocalayan Irak ordusu ve artık kimsenin ciddiye almadığı ‘ılımlı Suriye muhalefeti’ni eğitme projeleri DAİŞ’in kısa sürede imhasının ne kadar güç olduğunun ispatları olarak önümüzde duruyor. Herşeyden önce, Irak ve Suriye’de DAİŞ marjinalleştirildiğinde, kontrol ettikleri ağırlıklı Sünni nüfusun üzerindeki otorite boşluğunu kimin dolduracağı belli değil. 

Barack Obama Ağustos ayında DAİŞ’e yönelik stratejisini zayıflatma ve yok etme olarak iki aşamalı olarak tanımlamıştı. Şu ana kadar Amerikan yönetiminin önceliği birinci merhalenin başarıyla sonuçlandırılmasıydı ve bu yönde ciddi mesafe katedilmiş durumda. Planın ikinci ayağı, yani ‘imha planı’nın içinin nasıl doldurulacağı tartışmaları önümüzdeki dönemde hız kazanacak. Bu süreçte DAİŞ’in Kuzey Afrika’dan Pakistan’a kadar cephe genişletme çabalarının artması ve kanlı, sansasyonel terör eylemleri ne yazık ki son derece olası.


BARIŞ ŞARER