KANDİL NOTLARI - I -



Güney Kürdistan’da sonbahar. Günlerdir kesintisiz yağan yağmur devam ediyordu. Süleymaniye’nin üzerindeki bulutlar, tepelerle çevrili kentin iklimini ele verirken, kentin sokaklarındaki sohbetler, duvarlara asılı afişler, radyo ve televizyondaki haberler ise Kürdistan’ın temel gündemi Kobanê’ye işaret ediyordu.
Kürdistan’ın en küçük parçası Rojava’nın en küçük kantonu Kobanê’nin direnişi dünyanın gündeminde yerini alırken tabii ki Süleymaniye’nin de gündemi. Bunu nereden bakarsanız bakın görebiliyorsunuz. Süleymaniye’de birkaç gün önce YNK öncülüğünde yapılan ve on binlerin katıldığı büyük yürüyüş ve mitingin etkisi de hala kendisini gösteriyor.
Taksilerde Kobanê direniş şarkıları, radyolarda sanki belirli aralıklara çalınıyor. Kobanê için duyguları ortaklaştıran bu şarkılar gibi yapılan afişler de resmi dairelerin kapılarında bile yer buluyor. Şengal ve Kobanê için yardımlar da toplanmaya devam ediyor.
Süleymaniye sokaklarında kentin günlük hayatı devam etse de kasvetli bir hava da var. Çünkü kentin çevresinde, yalnızca onlarca kilometre ötesinde DAİŞ çetesinin saldırıları söz konusu. Sıcak çatışma haberleri Güney Kürdistan’da Şengal hattından, Mexmûr çevresinden, Kerkük sınırlarından, Celawla, Xaneqîn ve Karatepe bölgelerinden belirli aralıklarla gelmeye devam ediyor.
Sıcak çatışma bölgelerinden gelenlerle konuştuğumda çok dikkat çekici bilgiler veriyorlar. Gerillanın Güney Kürdistan’da herkesin gönlünde taht kurduğunu hemen herkes söylüyor. Eğer PKK’nin gerilla gücü HPG ve YJA Star birlikleri gelmeseydi; DAİŞ çetelerinin Hewlêr’e gireceğini, Duhok ve Zaxo’nun düşeceğini; Kerkük’ün Kürtlerin elinden alınacağını, Süleymaniye’nin de tehlikeye gireceğini vurguluyorlar.
Yani bir bütün olarak DAİŞ çeteleri işgalci devletlerin tetikçiliğini yaparak Güney Kürdistan’daki kazanımları yok edecekti. Ancak bu tehlikeyi gerillanın Şengal ve Mexmûr’daki direnişi çok büyük ölçüde bertaraf etmiş durumda. Kerkük çevresinde ise DAİŞ çetesinin saldırılarını durdurmuş. Gerilla güçleri, Güney Kürdistan halkına büyük güven sağlarken, Peşmerge güçlerine de savaşma kabiliyeti kazandırmış; Güneyli siyasi güçlere de özgüven getirmiş. Bunun öylesine çarpıcı örnekleri var ki!
Örneğin önceki dönemlerde gerillanın bırakalım kentlerin içinde çevresinde bile görülmesini istemeyen Güneyli siyasi güçler, gerillanın kent içinde özel olarak dolaşmasını istiyor. “Eğer halk gerillayı görürse kendisini güvende hisseder” diyor. Gerilla sadece Güney Kürdistan’ın değil, Irak ordusunun da ilgisini çekiyor. Bazı Irak ordusu komutanları, “Beş gerilla gelip bizim askeri birlikler içinde kalsa” diye öneriler geliştiriyormuş. Bunu gerilla komutanlarına ilettiklerini bile söylüyorlar. Çünkü gerillanın bulunduğu bölgelerde hem DAİŞ çetelerinin geçişlerine, ilerlemelerine izin verilmiyor hem de çeteler ağır darbeler yiyor.
Yine Kerkük çevresinden bir örnek: Küçük bir gerilla birliği Kerkük çevresindeki bir Arap köyünün güvenliğini sağlıyor. Gerilla birliklerinin buradaki görev süresi dolunca da gerilla ayrılmak istiyor. Bir de bakıyorlar ki bütün Arap köyü eşyalarını topluyor. “Eğer gerilla giderse biz de buradan göç ederiz” diyorlar. Sonra gerillalar köylüleri ikna ediyor. Yani sadece Güney Kürtleri için değil Arap ve Türkmenler için de gerilla bir umut, büyük bir güven kaynağı. Tabii ki DAİŞ çeteleri için de büyük bir korku kaynağı, gerillanın varlığı...

DAİŞ’e karşı savaş ‘Çep Rast!’ ile kazanılmaz

Süleymaniye’den Kandil’e doğru yol alacağız. Yol kontrolleri devam ediyor. “Hevallerin yanına gideceğiz” cümlesinin Kürtçesi, yolculuğunuzu kolaylaştırıyor. Ama yine de güvenlik tedbirleri üst düzeyde Güney Kürdistan’da...
Ranya çevresinden bir köylü ile yolculuğumuz Süleymaniye içinde başlıyor. Selamlaşmadan hemen sonra Kobanê’deki durumu soruyor. Haberlerden dinlediğim kadarı ve bildiğim Kürtçe ile aktarıyorum. Sonra her yarım saatte bir radyodan Kobanê ile ilgili verilen haberleri dinliyoruz. Önümüzdeki yol otoban olmaktan çıkıp iki şeritli bir yola sonra da köylerin içinden dağlara doğru uzanıyor.
Dışarıda sonbahar yağmurunun yeşerrtiği çimenler, sararmak üzere olan meşe ağaçları, yaprakları dökülmüş ya da dökülmek üzere olan üzüm bağları... Arabanın camından dağın sonbahar rüzgarının taşıdığı serin havayı soluyorum. Kalbim titriyor... Gerillayı ilk gördüğüm günlerin heyecanı var içimde. Öylesine dalmışım.
Araba ile uzun bir dağ yolunu tırmanıyoruz. Beni götüren şoförün telefonu çalıyor. Soranca konuşuyorlar. “Karatepe, DAİŞ, şer, Peşmerge, Braye İbrahim, şehîd” kelimelerine odaklanıyorum. Şöför duygulanıyor. Sonra başka bir telefon, sonra bir başka telefon. Telefon konuşmasına ara vermesini bekliyorum.
Ara verince ne olduğunu soruyorum. Bir genç Peşmerge “Akrabam” diyor ve devam ediyor: “Karatepe’de DAİŞ tarafından şehit edildi.”
Baş sağlığı diliyorum. “Bela bu DAİŞ” diyor. Arabasına bindiğimden bu yana dilinden dua ve Allah’ın adı eksilmeyen bu Kürt köylüsünün DAİŞ’e beddualarına şahit oluyorum.
“Bunlar Müslüman değil kafir” diyor. Müslümanların en mazlum halkı olan Kürtlere neden düşmanlık ettiğini söylenip duruyor, Kürt köylüsü.
Sonra biraz ilerleyince bir kasabanın dışında yolun kenarında yağmurun altında biri yaşlı biri orta yaşlı ve Müslüman kadınların çarşaflı örtüsü ile bekleyen iki kadının işareti ile duruyor şöför.
Kadınların yağmurun altında kalmaması için arabaya almak istediğini söylüyor, bana soruyor. “Evet” diyorum. Kadınlar hayır duaları ile arabaya biniyor. İki kadın da Müslüman. Onların dilinden de dualar eksilmiyor. Gelen yeni bir telefon. Şoförün Peşmerge akrabasının DAİŞ tarafından katledildiğini öğrenince onlar da öfkelerini dile getiriyor.
Bir süre sonra kadınlar iniyor, biz yolumuza devam ediyoruz. Dağların eteklerine vardığımızda güneş batmak üzere. Gökyüzünde kara bulutlar karanlığı erken getiriyor, dağların eteklerine ve vadilerine...
Küçük derelerin birleşmesi ile çamur renginde ırmak büyüklüğündeki sel, dağları aşarak, ovanın içinden kıvrılarak akıyor. Sonra bir kontrol noktasına varıyoruz. Kısa bir selamlaşma sonrasında bir genç Peşmerge arabamıza biniyor. Bu genç Peşmerge de beni götüren şoförün akrabası.
Karatepe’deki DAİŞ saldırılarından söz ediyor. DAİŞ çetelerinin gizli yollardan Ranya’ya bile girmek istediklerini söylüyor. DAİŞ’in katlettiği Peşmerge’nin üzerine konuşurken; Peşmerge’nin savaşa göre kendisini eğitmediğini hayıflanarak anlatıyor genç Peşmerge. Tam beş yıldır sadece, “Çep rast! Çep Rast!” komutu ile tören kıtası gibi eğitildiklerini söylüyor.
 Güney Kürdistan hükümetini ve siyasi partilerini eleştiriyor genç Peşmerge. Siyasilerin parlamento oluşunca Kürdistan kuruldu diye rehavete kapıldıklarını hayıflanarak anlatıyor. Bunun “gaflet” olduğunu söylüyor. Yine arada bir Peşmerge’nin aldığı eğitimin “çep rast, çep rast!” komutu ile yürümek olduğunu söylüyor.
“Oysa,” diyor, “Hevaller öyle değil.” Gittikleri yerde gerillanın yarattığı etkiyi imrenerek anlatıyor.  Genç Peşmerge gerillayı anlatırken arabamız, Kandil dağının eteklerinden kıvrılarak yukarıya doğru yol alıyor.
Gece çökmek üzereyken Kandil’deki gerilla alanlarına girdiğimizi dalgalanan HPG bayrağını görünce anladım.
Ve yolun kıyısında Türk savaş uçaklarının katlettiği Solin bebek ve ailesi için yapılan anıta gözlerim takıldı. Sonra Türk savaş uçaklarının sayısız bombardımanına rağmen sizi Kandil’e girerken gülümseten Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterini... Ve İlk gerilla asayiş noktasındaki genç gerillaları gördüm.
Arabayı durdurdum, hepsi ile tek tek selamlaştım. Yanaklarından öptüm gerillaları.
Benim şaşkın ve heyecanlı halime gülümsedi gerillalar. Gece çökmek üzereydi. Kandil’e varmıştık.
Gerilla alanlarında müthiş bir huzurla gerilla komutanları ile gece boyu sohbet ettim.

Sohbet, Kobanê, Şengal, Güney ve bütün Kürdistan ile AKP üzerineydi.


BAKİ GÜL / SÜLEYMANİYE


PAZARTESİ:
* Faşist DAİŞ’e karşı savaşı kim kazanır?
* AKP’nin Kobanê oyunu:
Askeri olmadı siyaseten düşürelim!
* Kobanê, Kürt birliği, kazanımları...