Sömürgeciler acımasız, kana doymaz, kardeşlik bilmez, halden anlamaz; BM ve uluslararası güçlerin de çıkarlarına tekabül etmeyen, Kürt halkının özgürlüğü henüz ipotek altındadır; bundan ötürü Kürt halkının tek umudu dağlardır, o dağlar ki bir dile gelse... Gerilla insanca yaşam hakkı için, Ortadoğu’nun en barbar, en militarist donanımlı, en hilekar sömürgecilerine karşı savaşıyor. Dürüstlüğün ve mertliğin kıt olduğu bu zamanlarda, canını vermekten daha önemli ne olabilir ki? Esaretin reva görüldüğü, onurun ayaklar altında alındığı, anadilde eğitimin bile yasak olduğu, zindanların birer cehenmeme çevrildiği yetmiyormuş gibi, yeni zindanlar kuruluyor,'çözüm' adı altında soykırım planları geliştiriliyor ve bundan dolayı Kürt halkına direnmekten, gerillalarını sahiplenmekten başka bir yol bırakmadılar...
Kadim uygarlıkların beşiği Kürdistan, barbarların cirit attığı sahipsizler ülkesiydi. Bir zamanlar yabancı tarihçilerin “Avukatsız halk” dediği Kürtler, özgürlük savaşçıları sayesinde artık “sahipsiz ve avukatsız” değildir.
Bir ülkenin ruhu, sahib olduğu halkın ruhudur, yüzyılların ilmiğinden süzülüp gelen kültürü o halkın kültürü olduğu kadar insanlığında kültürüdür. Yasaklı kadim dilimiz geçmiş uygarlıkların ürünüdür, dili olmayanın tarihi de olmaz ve bir  halk tarihten silinirse insanlık onun şahsında orada ölür. Ve bunun içindir ki özgürlük savaşçıları umuttur, gelecektir, özgür ve onurlu Kürdistan'dır.
Kürt ulusal hareketi çağdaş ve devrimci bir harekettir; iliklerine kadar sömürülmüş, hücrelerine kadar parçalanmış bu halkın en yiğit evlatlarını bilinçle, onurla donattı. Sömürgecilerin çizdiği sınırları tanımadı, lehçe ve mezhep farklılıklarına eşitlik olgusundan baktı.
Gelinen bu aşamada Kürt halkı ve önderliği NATO’nun müttefiği ve dünyanın en güçlü askeri ordularından birine sahip Türk ordusunu bozguna uğratmıştır. Direniş insanın en doğal varolma refleksidir; bu anlamda tarihin sayfaları zaferler, başkaldırılar ve yeniden doğuşlarla dolu olduğu kadar, yıkımlar ve yenilgilerle de doludur. Özgürlük uğruna ölümü göze alan, inanç ile bilgiyi bütünleştiren özgürlük savaşçılarıdır. Özgürlük savaşçıları halkların tarihlerinde efsanelerin, sanat eserlerinin, özgür ve onurlu yaşamın moral kaynağıdır da.
Son otuz yıldır süren mucadele tarihinde bedel ödemeyen, şehit vermeyen, köy, belde mezra nerdeyse kalmadı. Her Kürt köyü gibi Varto’nun Kers Köyü'nden de şehitler var. Kers, antik bir köydür. Eski çağların derin izlerini taşıyan arkeolojik dokusunda binlerce yıllık tarih saklı. Daha düne kadar üretim ilişkileri Sümerler dönemi kadar ilkel olan ve dünyayı köyünden ibaret sanan bu köy halkı Kürtçe’nin dışında dil konuşamazken, ülkesinin adını dahi bilmez ve tarihinden bihaberken, 15 Ağustos’la birlikte derin uykularından uyandılar. Yüzlerce yıllık bu zulüm gençleri dağlara zorunlu kıldı. Kolonyalizm ovaları ve insanları teslim alırken dağ kurtulmanın ve özgürleşmenin yurdu oldu.
Hukuku olmayan kolonyalizm terör estirir, tutunduğu tek şey şiddettir ve oda zamanla döner bumerang gibi kendisini vurur. Sömürge koşullarında hayat can pazarıdır, ölüm kol gezer. Köylere baskınlar geceden yapılır, geceler korku dolu... En sessiz gecenin sabahında acı bir haber gelir ve serseri bir bomba gibi düşer yoksul ailelerinin ocağına. Ve o lacivert gecelerin koynunda saklı tarihimiz, yarım kalmış uykularımız ve rüyalarımız... Dağlar, ormanlar alev alev yanar ve mahşeri uğultular ülkesine dönüşür. Sesler, sisler, çığlıklar ve acılar içinde kaybolan kılam çağlayanında yasaklı ağıtlar uzayıp gider. Özgürlüğe koşan bu gençlerden Kersli Kutbettin Gündüz, Nihat Dere ve Özgür Dere bir zamanların “Sahipsiz ve avukatsız” halkın özgürlüğü için mucadeleye katıldı. Her biri farklı tarihlerde farklı yerlerde şahadete ulaştı. Kürt halkı özgürleşen diğer halklar gibi en değerli, en dürüst ve en onurlu evlatlarını yüreklerine gömdü. Üçü de gencecik birer fidandı ve şüphesiz pırıl pırıl insanlardı, üçüde kişisel ve ailesel çıkarlarını bir yana bırakarak gerilla saflarında yer aldı. Anıları yaşatılmalı, çünkü onlar halkımızın geleceği ve onurudur.

AYDIN DERE