Gerillanın profesyonel olarak ortaya koyduğu savaş pratiği her hedefi düşürüp, istediği her yerde eylem yapabileceğini herkese göstermektedir. Devletin ve ordunun çok güvendiği teknik donanımları gün geçtikçe boşa çıkıyor, bakalım bundan sonra neye sarılacaklar, kimden medet umacaklar.

Gerilla sürekli arayış içinde olan ve kendini düşman taktiğine göre hızlıca değiştirilebilen bir güçtür.  Hatırlayalım, Türk ordusunun çok güvendiği termal kameralar sadece bir yağmurluk ve şemsiye ile boşa çıkarılmıştır, sonrasında ise askerlerin uykusuzluk ve korku dolu geceleri tavan yapmıştır.

Kürdistan coğrafyası 40 yıldır büyük bir savaşa tanıklık etmekte. Geride bıraktığımız bu yılların izleri hala dağlarda mevcut. İlk kurşunun atıldığı 15 Ağustos 1984’ten beri 39 yıl geçmiş durumda. Yani 40 yıldır devam eden bir direniş ya da 40 yıldır Türk ordusunun bitiremediği bir gerilla gerçeği var ortada.

Hatırlarsak o zamanlar Türk yetkililer 24 saatte hepsini silip süpüreceklerini söyleseler de 40 yıldır derinleşen büyüyen ve daha da güçlenen bir gerilla duruyor karşımızda. Tabi artık her gün çıkıp gerillanın bittiğini söyleyince kimse inanmaz oldu onlara. Burada asıl kimin bitik durumda olduğu çok açık bir şekilde ortada, çok fazla değinmeye gerek yok. Sürekli bitirilen gerillanın aniden dirilip büyümesi biraz ilginç geliyor insanlara ve hani bitmişlerdi diyenler her gün çoğalıyor. Son olarak Hakkâri, Şırnak ve Wan bölgelerinde başlatılan ve kıran adını verdikleri operasyonu yöneten Jandarma Genel Komutanı Arif Çetin bu bölgenin ve dağlarının gerillalardan temizlendiğini söyledi fakat açıklamayı yaptığı aynı gün bitmiş olan gerilla yeniden dirilerek Silopi’de askerleri vurdu ve basının haberine göre 3 asker öldü. Yani gerilla bitik halde bile böyle darbeler vurabiliyorsa ne diyelim artık.

Gerilla tam 40 yılı aşkındır bu dağlarla birlikte yaşıyor. Her vadiyi her zirveyi adımlayan onlar. Bu dağların sıcağını da soğuğunu da kimse onlar kadar iyi bilmiyor. Yazın nerede kışın nerede olacaklarını çok iyi biliyorlar. Hangi mevsim nerede üstleneceklerini ya da hangi koşullarla karşı karşıya kalacaklarını 40 yılın tecrübesinden biliyorlar. Türk ordusu gibi onlarca askerini kar fırtınalarında donduracak hataya düşmeyecek kadar iyi biliyorlar ülkelerinin dağlarını. Enver paşa döneminden bahsetmiyoruz, son 2 ya da 3 yıllık süreçte sadece Çarçela alanında onlarca Türk askeri donarak ya da uçurumlardan düşerek öldüler. Tabi bunlar sürekli kamuoyundan saklandığı için kimse bilmez. Özellikle 24 Temmuz 2015 tarihinden beri gelişen yoğun savaş süreci ve son 1 yıl içindeki yoğunluk bazı konuları daha fazla anlamamız için yeterli veriyi bizlere sunuyor. Bir tarafta çağımızın en gelişkin teknolojisini kullanan fakat insan iradesini ve gücünü hiçleştiren Türk ordusu, diğer tarafta ise insan iradesine, inancına ve gücüne dayanan HPG gerillaları.

 

Türk ordusu teknik ile ayakta kalmaya çalışıyor

Savaş gerçeğinde birçok faktör etkileyici olmak durumundadır. Bu faktörlerden bazıları; sayı üstünlüğü, arazi, teknik ya da psikolojik durum olarak sıralanabilir ve onlarca faktör eklenebilir. Fakat unutmamak gerekir ki bunlar etkileyici faktörlerdir. Bir savaşın gidişatını ve sonucunu belirleyecek esas şey o savaşı yürüten insanlar yani savaşçılardır. İnsan gerçeği ve gücü her türlü aleyhteki durumu lehine çevirecek büyüklüktedir. Bunun yanında inanç ve iradesiyle, bağlılığıyla her türlü tekniği, sayı üstünlüğünü ve zor koşulları sorun etmeden zafere yürüyebilecek bir pozisyonu yaratabileceğini günümüzde HPG gerillalarının verdiği mücadeleden görebiliyoruz. Fakat bunun tam tersi bir durum olarak iradeden ve inançtan yoksun olan Türk ordusu askerlerinin en ufak bir zorlanmada savaş performanslarının hangi derecede düştüğünü kendi komutanları dahil herkes bilmekte. Gerillada ise zorluklar mücadelelerinin ve hayatlarının bir parçası.

Gerilla özellikle savaşla ilgili konularda hangi düzeyde engel ve zorluklarla karşılaşırsa karşılaşsın var olan iradeleriyle bunları aşma konusunda oldukça uzmanlaşmış. Elbette ki gerilla kendi imkanları dahilinde tekniği kullanmakta, fakat kullanılan teknik hem kısıtlı hem de esas olarak teknik insan iradesiyle ortaya çıkan taktiğin hizmetindedir, yani ilk sırada tekniğe değil kendi özgüçlerine güvenmekteler.

Savaşlarda teknik kullanımı kuşkusuz bazı konularda yarar sağlasa da bazı konularda ise telafisi çok zor olan yaklaşımları ortaya çıkarabiliyor. Örneğin savaş gücü olan bir birliği hiç savaşa katmayıp sadece teknik ile ilerlemeye çalışmak bir noktaya kadar belli bazı sonuçlar ortaya çıkarsa da bunun sonrası da önemlidir. Unutmamak gerekir ki karşı güçler sürekli tekniğinizi boşa çıkarmak için yeni yöntemler geliştirmektedir ve buna göre yeniden örgütlenip, yapılanmaya gitmektedir. Sürekli tekniğe alışıp savaş gerçeğinden uzaklaşan güç tekniği boşa çıkınca yenilmeye mahkum olacaktır. Günümüzde Türk ordusunun tam olarak böyle bir gerçekliği vardır. Artık savaşabilecek askerleri kalmamıştır ve bundan doğan noksanlıklarını teknik vasıtasıyla kapatmaya çalışmaktalar.

Unutmayalım ki gerilla sürekli arayış içinde olan ve kendini düşman taktiğine göre hızlıca değiştirilebilen bir güçtür.  Hatırlayalım, Türk ordusunun çok güvendiği termal kameralar sadece bir yağmurluk ve şemsiye ile boşa çıkarılmıştır, sonrasında ise askerlerin uykusuzluk ve korku dolu geceleri tavan yapmıştır. Günümüzde ise çok güvendikleri keşif ve savaş uçakları boşa çıkmaya başladı. Kimi zaman bazı gerilla alanlarının üzerinde 10’a yakın keşif uçağı dolaşmaktadır ve gördükleri en ufak bir hareket ile alanı yoğun şekilde bombalamaktalar. Bunu eklemek gerekir ki bütün bu teknik üstünlüğe rağmen gerilla eylemleri devam ediyor. Gerilla bütün zorluğa rağmen mükemmel yaratıcılığı ve cesaretiyle uçakların altında eylem yapmaya devam ediyor. Türk ordusu gerillayı yenmek için kullanmasa bile tepelerdeki askerlerini tepelerde tutmak için tekniğe bağımlı olmak zorundadır. Askerlerde yoğun bir korku ve panik hakimdir ve onları rahatlatmak için her gün bir yerleri bombalamak zorunda kalmaktadırlar. Askerlerin operasyon yapacağı herhangi bir alan saatlerce bombalanmadan imkanı yoktur ki askerler oralara girebilsinler. Zaten askerler bombalama sonucunda hiçbir canlının kalmayacağından emin olduktan sonra operasyona çıkmakta fakat birçok defa gerillanın sürprizi ile karşılaşmaktadır.

   

Gerilla savaşta pişen bir gerçekliğe sahiptir

Kuşkusuz ki gerilla da asker gibi eğitimler görmekte ve kendini eğitmektedir. Fakat pratik sahadaki gerçekler her zaman eğitim alanındakinden çok farklı olmuştur. Pratik savaş alanlarında ki zorluklar birçok zaman eğitimleri kat be kat aşacak düzeydedir. Bu durumda savaşçı güçlerin savaşı ne kadar tanıdığı hayati önem taşımaktadır. Ayrıca savaşçıların gördükleri eğitimleri savaş alanlarına dökebilmeleri için savaş psikolojilerini iyi bilip rahat olmaları gerekmektedir, yani savaş tecrübelerinin olması ve bu psikolojiyi iyi bilmeleri gerekmektedir. Gerillanın her bir ferdi düşmanla yüz yüze gelmiş ve eylemlere katılmıştır, düşman saldırılarına maruz kalmıştır. Yani savaş sahasında kendisini nasıl savunup, nasıl saldıracağını yaşayarak öğrenmiş ve bunu özümsemiştir.

Elbette savaş gerçeği içinde yaşayan gerilla gücü ile gerilla yüzü görmeyen asker gerçekliği arasında dağlar kadar fark olacaktır. Aralarında bu farklar olan iki güç savaş sahasında karşı karşıya geldiğinde sonuç az çok tahmin edilmektedir. Türk ordusu bu gerçekleri bildiğinden teknik ve imkan üstünlüğünü kullanarak arayı kapatmaya çalışmaktadır. Fakat Türk askerlerinin gerçek anlamda bireysel olarak savaşabilecek bir güçte olmadıkları herkes tarafından bilinmektedir. Yapabildikleri en iyi şey saatlerce bombalanan ve boş olan bir alana helikopterlerden inmek ve dur denildiği için orada durmaktır. Tabi orada durmaları için sürekli üzerlerinde keşif uçaklarının dolaşması yani birilerinin onları koruması gerekmektedir.

Gerilla komutanlığı savaşın yarattığı komutanlardır

Savaşma iddiası olan güçlerde yapıyı savaşa katmak ve savaş kazanılmak isteniyorsa o savaşı yönetecek komutanların bu işin ehli olması gerekmektedir. Gerilla içinde söylenen bir söz bunun nasıl olması gerektiğini iyi açıklamaktadır. Gerilla ‘her savaşın komutanını yaratacağını’ söyler. Türk ordusunda komutanlığın savaş pratiğine dayalı olmadığı bilinmektedir. Yani okul öğrencileri gibi sınavlar sonucu atamalar ve düzeyler belli olmaktadır. Hiç savaş yüzü görmemiş bir insan savaşı nasıl yönetebilir acaba? Fakat gerilla yaşamında komutanlığın anlamı çok farklıdır. Gerillada komutan olmak demek belli bir savaş pratiği yaşamak ve defalarca feleğin çemberinden geçmek demektir. Gerilla komutanı kendisini savaşta kanıtlamış ve ideolojik olarak partisinin temsilini yapan öncü kişidir.

Dikkat edersek Türk ordusunda rütbeliler savaşta pek kayıp vermez çünkü onlarda komutan olmak demek arkadan gelmek ve başkalarını ölüme göndermek demektir. Kendisini yaşatmak için her şeyi yapan bir komutanın yanında kim savaşmak ister ya da kim ölüme gidecek kadar güvenebilir. Gerilla komutanları dediğimiz gibi öncülük misyonunu yerine getiren militanlardır. Bir eylem varsa saldırıda onlar yer alır, bir iş varsa onlar önden yürür yani önce kendisi yapan sonra başkasından isteyen bir çizgidedir. Savaşta ve yaşamda öncülük eden bir komutanın yapısı içerisinde oluşturacağı hava kuşkusuz çok farklıdır. Bunların yanında her gerilla komutanlık yapacak, savaşı yönetecek düzeye gelebilir. Gerilla komutanları beraber savaştığı yoldaşlarının iradelerini kırıp ezmez, tam tersine yoldaşlarının özgüçlerini açığa çıkartıp savaşın hizmetine koymaya çalışılır.

İnanç başarının anahtarıdır

Savaş denilen olgu içinde birçok zorluğu barındıran bir olgudur. Hatta bazen koşullar ve durumlar o kadar zorlaşır ki insan iradesinin sonuna kadar kullanılması ile bu zorlanmalar aşılır ve sonunda verilen direniş ile zafer kazanılır. Savaşın amacına bağlılık kişilerin savaş performansını ve katılım düzeylerini belirleyecek esas etkenlerden biridir. Gerilla ve Türk ordusu arasındaki savaşa baktığımızda inanç ve amaca bağlılığın iki uç noktasını görmekteyiz. Bir yanda bütün zor koşullar ve imkansızlıklara rağmen bir adım bile geri atmayan, tereddüt yaşamayan gerilla, diğer yanda ise her türlü imkana sahip olup da inançtan ve bağlılıktan yoksun askerler durmakta.

Gerillanın yaşadığı maneviyat, ilkeli duruşu ve gönüllü olarak katılım gösterip savaşması karşısında, maneviyattan kopuk kendini kurtarmaya çalışan ve zorunlu olarak ya da para için gelip askerlik yapan insanlardan oluşan TC. ordusu bulunmaktadır. Gerillanın özellikle son süreç içerisinde yoğun teknik altında yaptığı başarılı eylemler, davalarına bağlılığın yarattığı inanç ve iradenin sonucu ve meyveleridir. Düşünelim bir eylem için bile günlerce güneşin altında aç susuz beklemek ya da yoğun zorluklar altında düşmanın içine sızıp eylem yapabilmek büyük bir inancın ve bağlılığın sonucudur kuşkusuz. Bir de yoğun önlemler altında eylem yapılamaz denilen yerleri göze kestirip metre metre ilerleyerek gündüz ortası, uçakların altında sürpriz eylemler yapıp silah kaldırmak bağlılığın, inancın ne derecede olduğunu bizlere net bir şekilde göstermektedir. Gerillanın inandığı noktalar hayatlarını feda edebilecekleri manevi konular olmakta, bunlar; partilerine ve Önderliklerine olan inanç, yine şehit yoldaşlarına olan bağlılıkları ve kendilerine, başarıya olan inançları esas inanç kaynakları olmakta. Askerler ise yine tekniğe inanmakta, insan iradesini ve gücünü hiçe sayarak en büyük hatayı yapmakta. Unutmayalım inanç insana her türlü zorluğu aşacak gücü vermektedir.

Yaratıcılık kendini sorumlu görmekle başlar

Savaşan güçlerde düşman saldırılarını boşa çıkarmak ve kendi yaptıkları saldırıların başarıya ulaşmasında yaratıcılık esas rol oynar. Bunlar için düşünmek ve yoğunlaşmak gereklidir, sonuç olarak savaşın başarısı saldırıların boşa çıkarılması ve yapılan saldırıların başarıya ulaşmasına bağlıdır. Örneğin Türkiye devleti keşif uçaklarına karşı gerillanın tedbir alamayacağını ve hepsinin ölüme mahkum olacağını çok vurguluyordu. Fakat gerilla bunlara karşı yaratıcı ve az maliyetli birçok çözüm yolu buldu. Yoksa onlarca keşif uçağı altında bırakalım eylem yapmayı, erzak temin etmek bile başlı başına bir sorundur. Fakat kendine ait görme, kendini sorumlu görme ile sorunlara karşı çözüm arayışı başlar. Bildiğimiz gibi Türk ordusunun özel mühendisleri ve onlarca kurumu bulunmakta. Bu kurumlar savaş ile ilgili sorunları çözmek için binlerce personel ile çalışmakta. Yani askerlerin yaratıcı olma gibi bir sorumlulukları bulunmamakta. Bunun kendisiyle getirdiği bir olumsuz yan ise herhangi acil bir savaş durumunda yaratıcı olamamak ve hep bilindik yöntemleri kullanmak oluyor.

Savaş içerisinde bir taktiği 2. defa kullanmak çoğu zaman ölümle eş anlamlıdır. Fakat gerillada sonsuz bir yaratıcılık gerçekliği mevcut. Gerillanın ne özel kurumları ne de onlar için düşünen binlerce mühendisi var. Bu durumda her gerilla bir mühendis aynı zamanda bir taktisyen rolünü oynamak zorundadır ve oynuyor da. Gerillanın kendi yaptığı silahlar bu yaratıcılığa verilecek örneklerdendir. Yine gerillanın çıkardığı onlarca yaratıcı eylem taktik ve savaş konusundaki yaratıcılığının en somut göstergesidir.

Gerilla fedai bir ruha sahiptir

Gerilla demek sızma ve saldırı demektir. Özellikle son yıllarda Gerilla TV’nin yayınladığı eylem görüntülerinden gerillanın hedefinin üzerine nasıl gittiğini görüyoruz. Bir ya da iki timlik saldırı gücüyle bir tepenin fethedilmesi gerilla için sıradan bir eylem. Fakat askerler için aynı şeyleri söylemek pek mümkün değil. Gerilladaki fedai saldırı ruhu her hedefin fethedilmesinde en büyük etken. Gerilla böyle eğitim görüp böyle öğreniyor. Bunların olmaması halinde bile yaşadığı ortam ve çizgi bu gerçeklikte. Örneğin Lelikan Tepesine gerillanın yaptığı eylemde bir görüntü ön plana çıkmıştı. Bir gerilla mevzilere 20 metre kadar yakında üzerine mermi yağarken elindeki mayını mevzilerin içine kadar götürüp bırakabiliyor. Fakat bırakalım bu ruhu, bir asker herhangi bir çatışmada başını bile kaldırmıyor.

Gerilladaki ruh bedel ne olursa olsun kazanma arzusudur. Zaten gerilla için kendisinden çok yanındaki arkadaşları ve halkı önemlidir. Başarıya ulaşılacaksa bu uğurda kendini feda edebilir. Asker yaşamında ise bir an önce kendini kurtarma arzusu vardır. Herhangi bir eylem esnasında mevziiyi bırakıp kaçmak onursuzluk değil ilk olması gereken şeydir onlar için.

Gerillada her şehadet intikam gerekçesidir

Savaş gerçekliğinden uzak askerlerin yanında herhangi bir asker öldüğü zaman psikolojilerin tahmin etmek çok zor değil. Korku ve kendini geri çekme en çok yaşanan durum. Hatta silahının tetiğine basmadan tarama yaptığını zanneder derecede şok geçirmeler yaşanabiliyor. Fakat gerilla ölüme çok uzak yaşamadığı için gayet sakin bir şekilde savaşmaya devam eder. Şehit düşmekte olan her gerilla iyi bilir ki yoldaşları savaşmaya devam edecek, er ya da geç intikamını alacaklardır. 2015 yılında sayıları 100’ü bulmayan Kürt savaşçılar Nusaybin’deki binlerce askere korku sendromu yaşatmayı başardılar. Gerillada her şehadet daha güçlü savaşma ve katılma gerekçesi olurken askerlerde ise daha fazla korku ve panik gerekçesi olmakta.

Özel savaş ile gerçekleri saptırmak

Yıllardır süren savaş içerisinde hiçbir zaman gerçekler kamuoyuna yansıtılmamış, sürekli algı operasyonları yapılarak gerillanın savaşamadığı ve yok olduğu lanse edilmektedir. Belki de günümüzde bu durum tavan yapmaktadır. Fakat bütün tekniğe rağmen gerilla bunları boşa çıkarıp kaliteli eylemler yapmaktadır. Yapılan gerilla eylemlerinde onlarca asker öldürülürken sayı hiç verilmemekte ve gerillanın bütün eylemlerinin sonuçsuz olduğu algısı yaratılmaya çalışılmakta. Sürekli olarak bitirdik, aç kaldılar, kaçıyorlar denilerek halkı kandırmakta ve kayıplarını böyle saklamaktalar. Yaptıkları operasyonların görüntüleri diye oyun videolarını basına servis etmekteler ya da kendi alanlarında yaptıkları tatbikatları operasyon ve çatışma diye insanlara sunmaktalar. Halbuki savaşanlar ve savaşı yakından takip edenler, savaşı bilenler kesinlikle bu yalanlara inanmamakta. Çok güvendikleri tekniği sürekli ön plana çıkarıp halkta yenilgi ve her şeyin bittiği havası yaratmaya çalışsalar da gerilla yaptığı eylemlerle gerçeği bir kere daha gözler önüne getirmekte.

Gerillanın profesyonel olarak ortaya koyduğu savaş pratiği her hedefi düşürüp, istediği her yerde eylem yapabileceğini herkese göstermektedir. Devletin ve ordunun çok güvendiği teknik donanımları gün geçtikçe boşa çıkıyor, bakalım bundan sonra neye sarılacaklar, kimden medet umacaklar.