Gerilla her zaman bulunduğu yere göre Newroz’dan iki gün önce gür bir ateş yakmak için hazırlıklarını yapar. Alana hakim olan ve her yerden görünen tepelere günün neredeyse bir öğüne yakın zamanını odun toplar. Newroz’dan sonraki sohbetler genelde en büyük ateşi kimin yaktığı üzerine olduğu için her birlik, her güç daha büyük ateş yakmak ister. 

Çok yüksek yerler yayla olduğundan ağaç da olmaz. Sadece gerillanın guni dediği iğneye benzeyen sivri yapraklı, saman gibi alevi olan ve bir çırpıda yanan; gövdesi ve kökleri tam alev almayan, ama köz de olmadan yanan bir ağaç çeşididir. Çok yüksek yerlerde yetişen iğne yapraklı, bodur ve çalıya benzeyen bu ağaç çeşidi şemsiye gibi açınca bazen korusa da gerillayı, içinde yürüyünce iğneleri bacakları delik deşik eder. Hele guniler içinde yürümeye alışık değilse bir gerilla vay haline. Süzgece dönen bacaklardan guninin batan iğnelerini çıkarmak epey bir zaman alır. 

Yakarken çok duman yapar, ama çay yaparken kullanılır. Zaten yayla yerde çay yapmanın tek yolu guni yakmaktır. Güzel de olur çayı. Belki ta zirvelere çıkarken yorgun düşmekten, belki havasından, belki suyundan ya da hepsinin birlikte ve üst üste girmesinden kaynaklı çayı çok güzel gelir insana. Hele bir de o ta en yükseklerde olma duygusu ve coğrafyanın harika manzarası eklenince üzerine, tiryakisi olmasa bile zevkine bir sigara içirtir insana… 

Gunilerle Newroz ateşi yakılamayacağından en yüksek tepelere bir iki gün önceden gidilir odun toplanır. Tabii odunların da bir toplama biçimi var. Hem demokratik bir dünyanın ekolojik olması gerektiği felsefesi ve ideolojisine sahip olunmasından, hem de kendisini kamufle etmede çok büyük bir kalkan rolü oynamasından dolayı ağaçlara zarar verilmez. Sonbaharları da neredeyse her gerilla en az on palamut tohumu eker. Çok fazla bakım da istemeyen bir familya olduğu için sadece tohumunu bir karışa yakın toprağın altına koymak yetiyor. Sonrasında kendi kendine yeşeriyor, yetişiyor. Zaten yeşil ve korunaklı bir dünya için ağaç kesilmesine kesinlikle izin verilmez. Bırakalım ağacı bir dalına bile dokunulmasına karşı çıkar gerilla. 

Dağların doruklarına, tepelere doğru çıktıkça kar yağışı da artar. Zirvelere doğru yamaçlar çok dik olduğundan kar hafiften de birikti mi kendini tutamaz irkiltici bir sesle çığ olup düşer ve önüne çıkan her şeyi sürükleyip aşağı götürür. Bu çığlar düştüğünde ağaçları ya kökünden kaldırır ya da ağaç kadar kalın dalların üzerine tokmak gibi düşerek kırıp götürür. Gerilla da yakacak odunu bu doğanın kendi devinimini gerçekleştirmesinden sağlar. Bazen de heyelanlar, çökükler sonucu devrilmiş ağaçlardan elde eder yakacağı. Onun için birkaç gün önceden toplamaya başlar odunları. 

Newroz ateşinin her yerden görülmesini istiyorsanız en yüksek tepeyi seçmeniz gerekecek. İşte o zaman daha da çok emek verilmeli. Uzaktan, çok uzaktan ve bazen tepelere dik vurarak kocaman kocaman odunları sırtlayıp götürmek ve daha da çok odun toplamak gerekecek. Ateşin zaten gerilla için farklı bir anlamı var. Isıtan ve aydınlatan soylu yanıyla birlikte; günahlardan arındıran kutsal bir şey olarak da görülür.  Yani ateş sadece ateş değil; öte bir anlam taşır gerilla için. Ateşin etrafında oturunca, takılır gözleri bir köz parçasına ve alıp götürür gerillayı iç yolculuklara, hüzne, sevince… 

Newroz ateşini yakmak için her gerilla saatlerce odunu sırtında taşıma pahasına da olsa seve seve ve ne gerekiyorsa yapılmasına dünden hazır. Kışın donukluğuyla içinde bulunduğu durgunluktan ve yerinde durmuşluktan bir an önce kurtulmak, doğaya açılmak, bahara merhaba, hoş geldin demek ister. İnsanın özgür olduğunu gördüğü, hissettiği, bildiği dağların doruklarına, zirvesine koşmak ister. Hele Newroz ateşi, yani özgürlük ateşi oldu mu durum bambaşka olur. Kimse Kürtler kadar Newroz ateşinin ne anlama geldiğini bilmez. Onlarca defa tanık oldum, gerilla komutanları Newroz ateşini yakmak için tercih edilen yerin çok uzak olduğunu ve odun taşımanın zahmetli olduğunu söylemiş, ama her zaman öneride bulunan gerilladan şu cevabı almıştır: “Heval sen izin ver ben tek başıma bile olsam bütün odunları toplarım.” Sonunda en zorlusu da olsa seçilen yere odunlar toplanmış ve kocaman ateş yakılmıştır…

20 Mart 2016. Gerillalar hazırlıklarını yapmış, Newroz ateşi yakmak için akşamı bekliyorlar. Kimi kurumuş odun toplamış, kimi araba lastikleri, kimi de yakacak başka şeyler…

Bu yıl Newroz için odun toplamak bize kısmet olmadı. Ama Newroz ateşini yakma onuruna eriştik. 

İki saatlik yürüyüşten sonra arkadaşların seçtiği ve odun yerine araba lastiği getirmeyi tercih ettiği yere ulaşıyoruz. Vakit alacakaranlığı da geçiyor artık. Karanlık baskın hale gelmiş. Hafif denmeyecek düzeyde bir yağmur yağıyor. Onlarca gerilla, halktan insanlar toplanmış. Ateşi bekliyorlar. Ama bir şey için daha hazırlık yapmışlar. Dağın yamacına kocaman harflerle yanlamasına “APO”, ortasındaki P harfinden başlayarak aşağı doğru da “PKK” diye yazı yazılmış. Bu yazının yazılması için onlarca salça kutusu toplanmış. Bu salça kutularının içine gaz doldurulmuş ve fitil rolü oynaması için de eski battaniyeler kesilip konulmuş. Gaz çekmiş battaniyeler bir kere yakıldı mı artık ne kadar rüzgar olsa da saatler boyu sürecek bir ateşten yazı ortaya çıkar. Vardığımızda bütün salça kutuları yakılmak üzereydi. Kocaman harflerle ve ateşten APO ve PKK yazıyordu yamaçta. Birkaç metre aşağısında da toplanmış bir sürü tekerleği yaktık. 

Neredeyse her tepede yakılan ateş artık görünür hale geliyor. Sonra kleşler, BKC’ler, Doçkalar patlıyor. Telsizlerden, “Bijî Serok Apo” diye anonslar yapılıyor, herkesin Newroz’u kutlanıyor. Kimi gerillalar silahları patlatıyor, kimi slogan atıyor, kimi de halaya tutmuş Newroz ateşinin etrafında. 

Yağmur giderek dozajını arttırıp sağanağa dönüşüyor. 

Dağda yakılan Newroz ateşinin bu bahar Kürdistan'da daha gürleşeceği ümidiyle halaylarla bitirdik kutlamamızı. 

Amed halkı AKP’ye kim olduğunu ve hiçbir şeyin kendisini durduramayacağını gösterdi. Dünyadaki en güzel ve en onurlu şey başı dik olabilmektir. Evlatların her zaman olduğu gibi yine gurur duydu seninle.