DEVRİMCİ HAMLE - 1


2012 yılı Kürdistan gerillası açısından olduğu kadar Kürt halkı açısından da tarihi değerde gelişmelerin yaşandığı bir yıl oldu. 19 Temmuz’da Rojava’nın Kobanê bölgesinde başlayan devrimin yankıları sürerken; 23 Temmuz’da Şemzinan’da başlayan gerilla hamlesi ve alan tutmaya dayalı ‘vur-kal’ taktiği, Kürdistan gerillası açısından yeni bir süreci ifade ederken, Kürtler açısından tarihi günlerin başladığını gösteriyordu. Şemzinan ile başlayan Çelê, Bêşebab ile devam eden ve Kürdistan’ın dört bir yanına yayılan ‘devrimci hamle’ ile asker karakollara hapsolacak, birçok alan aylarca gerilla denetiminde kalacaktı. Bugün de sonuçları hala tartışılan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 2013 yılı Newroz’unda “artık silahların değil, fikirlerin konuşmasının zamanı gelmiştir” diye özetlediği yeni bir döneme kapı aralanmasında da önemli bir rol oynayacaktı Şemzinan Devrimci Hamlesi.
Gerillaların ‘sömürgeciliğin gölgesine dahi artık tahammülümüz yok’ cümlesiyle özetlediği ve ‘sömürgeciliği Kürdistan’dan söküp atana kadar mücadelemiz devam edecek’ dediği Devrimci Hamlenin üzerinden tam iki yıl geçti. Peki bu hamleye gerilla nasıl karar verdi, nasıl hazırlandı? Neden Şemzinan? Şemzinan’da gerçekten neler yaşandı? Gerilla bu hamleyle ne amaçlıyordu, bu amaçlarının ne kadarını gerçekleştirebildi? NATO’nun en güçlü ikinci ordusu olduğu iddiasında olan Türk ordusu nasıl işlemez hale geldi? Özel-profesyonel ordu nasıl çaresiz kaldı? Şemzinan kuşatması esnasında Goman’da, Gostê’de, Evliya’da, Nêrkolan’da, Haruna’da, Konserve’de, Bêgirdê-Şkêrê Spi’de ve Geniş tepede neler yaşandı? Şemzinan kuşatması ne tür sonuçlar açığa çıkardı? Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 2013 Newrozunda ilan ettiği “Demokratik kurtuluş, özgür yaşamı inşa hamlesiyle” bu hamlenin bir bağı var mı? PKK, KCK, HPG ve YJA STAR gerillaları Devrimci Halk Savaşı gelişirken neler söylemişti?
Köylerin boşaltıldığı, bölgenin savaş alanı ilan edildiği, en ileri tekniğin kullanıldığı, hava saldırıları ve ağır silahların belki de iki devlet arasında yaşanan bir savaştaki kadar yoğun kullanıldığı bir savaş… Şemzinan’da başlayıp Botan - Amed - Bingöl - Serhat - Dersim - Van - Garzan - Hakkari - Mardin ve Amanoslara, Karadeniz’e yayılan devrimci harekatlar…
İşte bütün bunları bu yazı dizimizde analiz etmeye çalışacağız. Ancak öncelikle Devrimci Halk Savaşına nasıl bir atmosferde gidildi? gerilla, Devrimci Halk Savaşını nasıl tartıştı, bu kararı nasıl aldı? buna bakalım.  
 
4.Stratejik Dönem

KCK, 1 Haziran 2010 tarihinde, ‘stratejik dördüncü dönem’ olarak adlandırdığı bir süreci başlattığını duyurdu. ‘Varlığımızı koruyalım, özgürlüğümüzü sağlayalım’ sloganıyla, aktif savunma pozisyonuna geçtiğini ilan eden Kürt Özgürlük Hareketi; bundan sonra barış için tek muhattabın Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu duyurdu. KCK bir taraftan diyalog, müzakere ve demokratik çözüm konusunda devletle görüşme yollarını açık bırakırken; devletin imha, inkar ve çözümsüzlük siyaseti yürütmesi durumunda ise değişik alternatiflerin gündemlerinde olduğunu açıklıyordu.

İskenderun Deniz Üssü eylemi

Kürt Hareketi blöf yapmadığı göstermişti. Gerilla, yeni mücadele dönemine göre kendisini hazırlamıştı ve açıklamanın yapıldığı gün şok bir gerilla eylemi haberi geldi. Gerillalar 30 Mayıs’ta Türk ordusunun hiç de beklemediğ bir eyleme imza attı. İskenderun’da bulunan deniz üssü gerillalarca vuruldu. 19 gün sonra (19 Haziran) Şemzinan’da bulunan ve Tekeli (Garê) taburunun savunma tepesi olan Gediktepe namı diğer Konserve tepesine gerillaların yaptığı baskın, işlerin ciddiyetini gözler önüne seriyordu. Bu eylemden bir ay sonra (19 Temmuz) gerillalar bu sefer Amed’de Hantepe karakoluna baskın yaptı.
Gerillaların eylemlerinde gözle görülür bir artış yaşanmaya başladı. Karakol eylemleri özellikle de sabotaj eylemleri yoğunlaşırken, gerilla güçleri Karadeniz ve Amanoslar’a kadar birçok alanda eylem gerçekleştirdi. HPG, kırk gün içinde Türkiye’nin gündemini sarsan üç büyük eylem yaptı. 30 Mayıs’ta İskenderun Deniz Üssü eylemi (7 ölü, üçü ağır 11 yaralı) ile birlikte 19 Haziran’da Gedik Tepe (37 ölü, onlarca yaralı) ve 19 Temmuz 2010’da Han Tepe karakol baskınının (35 ölü, 17 yaralı) yanı sıra, birçok yerde TSK’nın (Türk Ordusu) operasyon kollarını vurdu.
Bu tablo, PKK’nin eylem gücünü göstermesi bakımından önemli bir veri sundu. Öyle ki; HPG Ana Karargah Komutanlığı(AKK) tarafından 2010 yılının ilk dört ayı için ilan ettiği savaş bilançosuyla karşılaştırıldığında bu durum daha iyi görülecektir. HPG’ye göre; yılın ilk dört ayında 22 asker öldürüldü; 10 gerilla da yaşamını yitirdi. HPG Anakarargah Komutanlığı’nın (AKK) verdiği bilgilere göre Mayıs ayında yaşanan çatışmalarda 67 Türk askeri öldürüldü, 9 gerilla yaşamını yitirdi.  

TSK iyi ayda 300 kayıp verdi

HPG Basın Irtibat Merkezi’nin (BİM) açıklamasına göre; Haziran ayında 126 asker öldürülürken, 25 gerilla yaşamını yitirdi. Temmuz ayında ise bilanço daha da ağırlaştı. Buna göre; 174 asker ile 9 polis öldürülürken, 38 gerilla da yaşamını yitirdi.
HPG eylemlerinde periyodik bir artış yaşandı. Gerillalar eylemsizlik sürecinde bulundukları dört ay boyunca hiçbir eylem yapmamıştı. Mayıs ayında ise sadece 3 misilleme eylemi gerçekleştirmişlerdi. Temmuz ayında ise gerillalar tam 64 eylem yapmış Türk ordusu ağır kayıplar vermişti. Eylemsizliğin sona erdiğinin duyurulduğu 31 Mayıs’taki Hatay (İskenderun) Deniz Üssü eyleminden 30 Haziran’a kadar geçen iki aylık zaman zarfında 300 asker ve 9 polis öldü, 63 gerilla yaşamını yitirdi. İmha amaçlı operasyonlarda da ciddi bir artış vardı. Türk ordusu gerillalara yönelik Mayıs ayında 22, Haziran’da 37, Temmuz’da ise 45 operasyon gerçekleştirdi.

Öcalan’dan taraflara ateşkes çağrısı

Yaşanan orta yoğunluklu savaşta can kayıplarında yaşanan artış halkta ve aydın çevrelerde barış istemini güçlendirirken, birçok çevreden çift taraflı ateşkes çağrısı yükseliyordu. Bu çağrılara ilk cevap Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan geldi. Öcalan, hem devlete hem de KCK’ye eylemsizlik çağrısında bulundu. Bu çağrı gerilla eylemlerinin zirvede olduğu bir dönemde gelmişti. Öcalan sorunun kalıcı çözüme kavuşması için bir yol haritası üzerinde çalışıyordu.
Öcalan’ın çağrısından sonra Kürt tarafı, 7. defa tek taraflı ateşkes kararı aldı: “…Önder Apo bir kez daha çatışma sürecinin geri dönülemez bir noktaya varmadan taraflara çağrıda bulunmuştur. Bu amaçla hareketimizin yönetimine bir mesaj göndermiştir. Hareketimiz Önderliğimizin mesajı üzerinde çok yönlü tartışmalar yürütmüş ve bir karara ulaşmıştır” denilen 13 Ağustos 2010 tarihli KONGRA GEL Başkanlık Divanı-KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı imzalı açıklamada, ateşkes ilanı şu sözlerle duyuruluyordu: “Haziran’dan bu yana aktif savunma pozisyonunda olan güçlerimizi pasif savunma pozisyonuna çektiğimizi kamuoyuna resmen ilan ediyoruz.”

Mart’a kadar yeni süre

Öcalan, 2011 Martına kadar AKP’ye süre tanıyor, atılması gereken adımları sıralıyor ve adım atılmaması durumunda aradan çekileceği uyarısında bulunuyordu: “Önümüzde sekiz ay var. Mekanizma işliyor mu işlemiyor mu göreceğiz. Bu olursa belirttiğim protokoller sürecine geçilir, bu da olursa süreç kalıcı barışa doğru evrilir. Bu şekilde gelişmezse, o dedikleri ‘kapsamlı Devrimci Halk Savaşı’ gündeme gelebilir” diyordu.

PKK: Devrimci Halk Savaşı gelişir

Bir gün sonra (25 Kasım) PKK Yürütme Komitesi bir açıklama yayınlayarak “İlan ettiğimiz bu ateşkese doğru yaklaşılması ve sorunun çözümü için pratik adımların atılması gerekmektedir. Ateşkes koşullarının istismar edilmesi, oyalamacı politikaların geliştirilmesi ve hareketimizi tasfiye etme politikalarında ısrar edilmesi halinde, halkımız ve Özgürlük gerillası Partimiz PKK’nin öncülüğünde, hiçbir gücün kıramayacağı, önüne geçemeyeceği bir devrimci halk direnişini geliştireceğinden ve zafere kadar sürdürme gücünde olacağından hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır” diyordu.
6 Aralık 2010 tarihli avukat görüşünde Öcalan “önümüzdeki Haziran’a kadar bahsettiğim konular üzerinde durulmalı ve sürecin önü açılmalıdır. süreç tıkanırsa Devrimci Halk Savaşı devreye girer” cümleleriyle durumun hassasiyetine dikkat çekiyordu. 

Gerilla halk savaşını tartışıyor
Kürt Özgürlük Hareketi ve gerillası Devrimci Halk Savaşını iyice gündemine almış durumdaydı. Çünkü Kürt tarafının attığı tek taraflı adımlara karşılık Türk devleti Öcalan’ın Yol Haritası’nın kamuoyuyla paylaşılmasını engelliyor, askeri operasyonlarını sürdürüyordu. Öte yandan KCK davaları adı altında siyasi soykırım operasyonlarına hız vermişti. AKP devleti bir taraftan askeri operasyonlarla ve Medya Savunma Alanlarına yönelik hava saldırılarıyla ateşkesi fırsat bilerek gerillayı tasfiye etmeyi amaçlarken; öte yandan serhildanlara vahşice saldırıyor, Bülent Arınç’ın deyimiyle siyasal alanı ‘üç beş kişiyi bir araya getirecek güçleri kalmayacak’ sözleriyle Kürt kurumlarına yöneliyordu.
2011 yılı Martına gelindiğinde devlet atması gereken hiçbir adımı atmamış, ateşkes anlamsız ve karşılıksız kalmıştı. Ancak buna rağmen Kürt tarafı 4 ay daha gerilla güçlerini eylemsizlik pozisyonunda tutacaktı.   

Savaş yeniden başlıyor
2011 Temmuzunda yeni bir konsept devreye girdi. İran ordu güçleri Temmuz ortalarında Kandil’i işgal etmeye yönelik girişim başlatırken; Silvan’da 14 Temmuz’da operasyona çıkan ordu güçlerine yönelik gelişen gerilla eylemini fırsat bilen Türk ordusu, kuzey Kürdistan dağlarına bomba yağdırmaya başladı. 17 Ağustos’ta ise Türk devleti gerilla alanlarına yönelik son yılların en kapsamlı hava saldırılarına başladı. Aynı zamanda Başbakan Erdoğan’ın daha sonra itiraf edeceği gibi, 27 Temmuz’dan günümüze kadar sürecek olan Kürt Halk Önder Abdullah Öcalan’ın avukat görüşüne getirilen yasak, başbakanın bizzat talimatıyla gelişmişti.
Böylece AKP’nin hiçbir adım atmayarak anlamsızlaştırdığı tek taraflı ateşkes, fiili olarak da ortadan kalktı. 

Antı Kürt ittifakı Kandil’de bitti

Kürdistan gerillası aynı anda bölgenin iki önemli siyasi ve askeri gücü olan İran ve Türk devletiyle bir savaşa tutuşmuştu. Beklentiler gerillanın böylesi bir savaştan ağır darbe alacağı şeklindeydi. Ancak Kürdistan gerillası bu hesapları bozmuş, bu saldırıları geri püskürtmüştü. Iran ordusuna karşı verilen destansı direniş Kürdistan’ın dört parçasında özellikle de Güney ve Doğu Kürdistan’da gerillanın prestijini ve gücünü arttırırken; arabulucular PJAK ile İran devletini ateşkes yapmaya çağırıyordu. İlan edilen ateşkes gerillanın başarısını ifade ederken, Türkiye-İran-Suriye anti Kürt ittifakı çatırdamaya başlamıştı. Gerilla büyük bir sınavdan geçmiş ve bu sınavdan daha da güçlenerek çıkmıştı.

2012: Gerilla başarıya kilitlendi

2011 yılının savaş pratiğini değerlendiren KCK, yeni yıla ‘Final’ havasıyla giriyordu. 2011 yılı pratiğini ve 2012 yılı hedeflerini değerlendiren dönemin KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, silah arayışı dahil modern gerillalığı geliştirme temelinde gerillayı hazırladıklarını ifade ediyordu. Yaşanan savaşın kritiğini yapan HPG yeni savaş taktikleri üzerine çalışıyordu. Gerilla “eskisi gibi savaşmayacağız” diyordu. Peki nasıl savaşacaklardı? Şehir savaşı, kırsalda alan hakimiyeti, Sovyetik tarz, gerillanın da içerisinde olduğu Devrimci Halk Savaşı… bütün seçenekler masaya yatırılıyordu. Eskisini kat be kat aşan, başarıya şartlanan bir gerilla gerçeği şekilleniyordu.

Erdal: Kolay lokma sandılar
Ortadoğu’da süren çatışmalı durum ve mevcut sistemin yıkılış sürecinin 2012’de derinleşerek devam edeceğini, Türkiye ve Kürdistan’da buna paralel olarak çatışmaların tırmanacağını öngördüklerini ifade eden Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanlığı üyesi Bahoz Erdal, “Orduyu, yargıyı, medyayı ve sermayeyi ele geçiren ve 12 Haziran 2011 seçimlerinde de yüzde elli oy alan AKP’nin, Türkiye’de Erdoğan hegemonyasını tam olarak sağlaması için önündeki tek engel olarark Kürt halkını ve yürüttüğü mücadeleyi görüyorlardı.”
Erdal, askeri durumu ise “AKP, Gerillanın savaş kapasitesinin ancak bu kadar olduğu, bundan ötesini yapamayacağı yanılgısına düşerek elde ettiği gelişkin savaş teknolojisi ve on binlerce özel harekat ve paralı asker ordusuyla sonuç alacağını hesaplamıştı. Ancak Türk ordusunun vahşi saldırılarına karşın kış aylarında Garzan’da, Erzurum’da, Cudi’de sergilenen eşsiz fedai ruh ve direniş Kürdistan gerillasının kolay bir lokma olmadığını ve gerillanın 2012’de nasıl bir cevap vereceğinin habercisiydi” şeklinde değerlendiriyordu.

İlk devrimci operasyon: Ştazin

Devrimci Halk Savaşının ilk hamlesi Ştazin operasyonu oldu. Halk Savunma Güçleri (HPG) Basın İrtibat Merkezi (BİM) 20 Haziran sabahı gerilla operasyonunu bir açıklamayla duyurdu: “…Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı olan ve sınırdan 20 kilometre içeride bulunan Ştazin karakolu ve çevresinde yaklaşık bir aydır yoğunlaşan asker ve askeri malzeme yığınağını takip eden gerillalarımız, operasyonu başlatmak üzere olan düşman gücüne yönelik devrimci bir operasyon düzenlemiştir. Ştazin karakolunun büyük bir bölümü imha edilmiş, çevresinde bulunan 2 askeri üs gerillalarımızca ele geçirilmiştir…” denilen açıklamada ilk defa gerilla eylemi için “Devrimci operasyon” kavramı kullanılıyordu.  

4 Skorsky düşürüldü

Gerillalar Hakkari’nin Şemzinan (Şemdinli) İlçesine bağlı Rubarok ve Gever (Yüksekova) ilçesine bağlı Oramar askeri üslerinden müdahale teşebbüsünde bulunan ordu güçlerini de geri püskürtürken, çatışmaya müdahale etmek isteyen Skorsky tipi 4 helikopter gerillalar tarafından düşürüldü. Çok sayıda Skorsky tipi helikopter ve kobra tipi taarruz helikopteri gerillalarca darbelendi. Kapsamlı gerilla eyleminde BİM’e göre; 109 asker öldürüldü, yüzden fazla asker de yaralandı. Devrimci operasyonda 15 HPG gerillası yaşamını yitirdi.

Ordu gerillanın çekileceğini düşündü

Gerilla eyleminin sadece ismi değildi yeni olan, Ştazin operasyonu sonrası her zaman olduğu gibi geri çekilmesi beklenen gerillalar bu sefer vur- kaç yapmadı. Bölgede kalarak günlerce ordu güçleriyle çatışan gerillalar yolları ve köyleri de kontrollerinde bulundurmaya devam etti. Gerilla operasyonunu değerlendiren HPG Askeri Konsey üyesi Reşit Serdar’ın, “düşmanın tekniğini mükemmelleştirdiğini düşündüğü bir kalesine saldırarak Türk ordusunu şaşkına çevirdik” sözleri daha sonra olacakların habercisi gibiydi. Gerilla komutanı Serdar’a göre asker karakollarda dahi artık güvende değildi. 

Ştazin eylemi güven verdi

Geliyê Dostki alanında günlerce ordu güçlerinin operasyona çıkmasına izin vermeyen, operasyona çıkan ordu kollarını vuran gerillalar bu sefer bir başka alanda yoğun hazırlık içindeydiler. Daha sonra Şemzinan’da yaşanacak olanlar bize Ştazin ile başlayan ve Geliyê Dostki denetimiyle devam eden gerilla operasyonunun bir deneme olduğunu gösterecekti. ‘Kürdistan gerillası ilk taktik denemesini yapmış ve başarılı olmuştu. Bu taktik neden Şemzinan’da, Çelê’de, Bêşebab’ta başarılı olmasın ki?’ Evet, gerillalar böyle düşünüyordu ve düşündüklerini gerçekleştirmekte bir an bile tereddüt etmeyeceklerdi.
Gerillanın hazırlık düzeyinin ve konsantrasyonunun en yüksek olduğu alanlardan birisi de Medya Savunma Alanlarının Xakurkê alanıyla sınır olan Şemzinan alanıydı.
Peki neden Şemzinan? Bu soruyu Şemzinan birliklerinin Komutanı HPG Askeri Konsey üyesi Kemal Garzan savaş alanından şöyle yanıtlıyordu: “Şemzinan, 15 Ağustos hamlesinin başladığı bir yer. Düşmanın kendisini askeri varlık olarak en fazla yoğunlaştırdığı yerlerden birisi. Doğu, güney ve Kuzey Kürdistan’ın birleştiği üçgen. Üçgen bizim denetimimizde ve Kürdistan’ın üç parçasını da kullanıyor olmamız bize büyük avantaj sağlıyor.”   DEVAM EDECEK

CİHAN ÖZGÜR