Türk, Fars, Arap iktidarlarının akla hayale sığmayan zulümlerine, Avrupa’nın yarattığı ve ısrarla sürdürdüğü ‘Kürt Kapanı’na inat, Kürtlerin Newroz coşkusu hiç sönmedi. Newroz bulaşıcı bir heyecan, taşkın bir coşku, arsız bir damar, özgür bir ruh olarak damarlarımızda akan kan kadar içsel. Newroz ateşleri kadar sıcağız söz konusu özgürlük, barış, sevgi olunca. Binlerce yıl Newroz ateşlerini yaktığımız zirvelerimizdeki kar kadar soğuğuz, mevzu bahis iktidar, savaş ve nefret olunca. Sözümü asil, asi ve asal Kürtler alsın üzerine. Çünkü Newroz aynı zamanda, Kürtlükleri mutasyonla ihanete, nefrete ve savaşa evrilenlerle mücadeledir. 

Hayatımın en renkli, coşkulu, heyecanlı Newrozlarından birini yaşıyorum bu yıl. Hislerimi taşıyacak kelimeleri Türkçe’de bulamıyorum. Milliyetçilik olarak algılanmasını istemem. Öyle bir izlenim yaratırsa ait olduğum kültürel köklerimle bağıma bağışlayın. Bir su yatağında nasıl akıyorsa, bir çiçek dalında nasıl arzı endam ediyorsa, bir sincap ağacında daldan dala nasıl sıçrıyorsa ben de bu Newrozu Kıfri’de-Germiyan’da öyle yaşadım. Bunları hissedişlerim Kurdî. Kürtlüğün binlerce yıllık tarihine dokunurken yaşadıklarım Kurdî. Newroz şehidi Sema Yüce’nin ruhunu yoğuran Leyla Qasım’ın memleketini adımlarken yaşadığım duygular Kurdî. Zamanda yolculukta sezdiklerim, duygu dalgalanmalarım Kurdîvari. İfadeye dökmede Türkçeye lâl kalmam bundan. 

Rêber Apo’nun neden 8-10 yıl önce bizi uyardığını, Kelar-Kıfrî-Xaneqîn-Duzxurmato-Kerkûk hattında Halkların Demokratik Birliğini kurmamızı önerdiğini bu alanları gördükten sonra daha iyi anladım. Kürt gördüğüne inanırmış, keşke bazen böyle olmasaydı. Bu alanda ilk gözüme çarpan halkların, kültürlerin, dillerin iç içeliği. Muazzam renkliliği, insanı şaşırtan zenginliği... Arap, Türkmen, Kürt, Asuri halkları... Kakailik, Şiilik, Sünnilik inançları... Bunların etrafında şekillenen kültürler... Hepsine rengini veren, şekillendiren tarih, coğrafya, iklim, siyasi atmosfer. Bu renklilikten, zenginlikten halkların kardeşliğinin yeterince beslenememesi, insanın içini acıtıyor. Bu bölge hâlâ halkların birbirine düşman kılınmasına, tek renkliliğe ve milliyetçiliğe güçlü bir zemin kılınıyor. Özellikle Türkiye ve İran devletlerinin örgütleyip yönlendirdiği güçlerle bu renkli toplumsal dokuya; milliyetçilik ve dincilik zehri zikrediliyor. Nefret, güvensizlik ve para kullanılarak yapılıyor. İran Şia rengine boyamak istiyor tüm coğrafyayı. Bazı iktidar güçleri Selefîliği hakim kılmak istiyor. Türk devleti Türk milliyetçiliğiyle boğmak istiyor tüm zenginliği. "Kerkük Türktür Türk kalacak’’ sloganı dogmalarla güdük kılınan, kısır bir zihnin ürünü. Oysa Kerkük bire on, bire yüz veren topraklar kadar üretken, rengarenk ve zengin. Kerkük’te tipik etnik özellikleri fiziğine  yansımamışsa, bir insanın hangi halka ait olduğunu anlamanız çok zordur. Herkes Türkmence, Arapça ve Kürtçe bilir, konuşur. Birbirleriyle evlilik, dostluk, iş ortaklığı, komşuluk gibi toplumsal ilişkilenme üzerinden sağlam bağlar kurmuşlar. Bu tüm Germiyan için böyle. 

Dil, kültür birbirinden etkilenmiş. Kerkük ve Germiyan hiçbir zaman tek renk olmadı. Newroz’u Asur zulmüne karşı yaratan halkların renkliliği kadar renkli oldu her zaman. Hem Araptı, hem Kürttü, hem Türkmendi, hem Asuriydi, hem Ermeniydi. Bazen biri azaldı, bazen biri çoğaldı. Bazen bir renk donuklaştı, diğeri canlandı. Bazen biri kanadı, diğeri onun yaralarını sardı. Halklar her zaman renklerini, zenginliklerini sundular birbirine. Arap, Türk ve Fars milliyetçiliğinin toplumsal dokularda yarattığı tahribatlar öncesi nasıl bir yaşam vardıyı hayal etmekte zorlanan varsa Germiyan’ı ziyaret etmeli. Şimdiki dokunun onlarca yıllık zulümle yaralandığını unutmadan, o yöre insanlarıyla yaşamalı bir süre. 

‘Kürtler neden Newroz coşkusunu kaybetmiyor’ sorusunun cevabını da bu topraklarda bir kez daha derinden hissettim. Kürtlüğün asil ve asi damarları her zaman renklilikten ve zenginlikten yana. Doğanın, evrenin çocuğu olduklarını hiç unutmuyorlar. Doğa her baharda canlanmaktan vazgeçebilir mi? Kürtler de Newroz coşkusunu doğaya paralel yaşıyorlar. Can vermeyi, can almaya her zaman tercih ediyorlar. Karakteristik olarak böyleler. Xerabê Bava köyündeki zulmü yaşayan Vetha Aykut’un şu sözleri buna ispat bence: "Bize yaşatılan acıları unutmamız mümkün değil. Bu zulüm ömrümüzün sonuna kadar hafızamızda canlı kalacaktır…Zamanla dünyevi şeyler toparlanır, çaresi bulunur ama ölümün, katletmenin dermanı yoktur. Keşke tek bir kişinin parmağı kanamasaydı da evlerimizin hepsi yerle bir edilseydi. Ben dünyanın bütün servetini tek bir canlının kılına değişmem, değişemem.” 

İşte 1984 Newrozunda Yılmaz Güney’in "Mutlaka Kazanacağız" sözleriyle haykırdığı, Newroz coşkusu bu yaşam felsefesine dayanıyor. Asur zulmünü yenen halkların kardeşliğine inanmak, onurlu barış için savaşmak, mazluma öncülük ve dostluk etmek; bizi zafere götürecek. Bijî Newroz!