Kürdistan’da yürüyen savaş süreci içerisinde Türk devlet ordusu ve polisinin sicili bu konuda oldukça kabarıktır. Kürdistan’da "faili meçhul” cinayetlere kurban giden sayısız yurtsever insanın cenazesi, suçu gizlemek adına insanlık dışı muamelelere maruz bırakıldı. Birçok cenaze, insanın aklına gelmeyecek ve ulaşılamayacak kuyuların dibine atılarak deliller karartılmak istendi. Bu gün Kürdistan topraklarının her karışından "faili meçhul” cinayet kurbanlarının kemikleri çıkıyor. Bu büyük bir vahşet örneğidir. Hiçbir toplumsal bilim, hiçbir toplumsal kültür bunu kabul etmez.
Bu günkü AKP Hükümeti "faili meçhul” cinayetleri ve ona benzer bazı karanlık uygulamaları, savaş yanlısı eski hükümetlerin kirli uygulamaları olarak ele alıp güya açığa çıkarmak istiyor. Aynı AKP Hükümetinin denetiminde ise mezarlıklarına sahip çıkıyor diye, ölülerinin kemiklerine sahip çıkıyor diye insanlar katlediliyor.
Tamam, eski savaş yanlısı hükümetler, insanlar Kürdistan’daki mücadeleyi destekliyor diye kaçırıp infaz edip cenazesini kuyulara atıyordu ama şimdiki AKP Hükümetinin denetiminde ise ölülerinin kemiklerine sahip çıkıyor diye açık açık, göz göre göre, gündüz ortası, her kesin içinde insanlar öldürtülüyor.
Bir süreden beridir, özellikle de Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın Newroz’da başlattığı demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa sürecinden beridir gerilla mezarlıkları, şehitlikleri tahrip ediliyor. Halk bunu kabul etmeyip karşı çıkıyor, şehitlikleri tekrar tamir ediyor aynı devlet ve hükümetin polisi gidip tekrar tahrip ediyor.
Newroz’da başlayan yeni süreçle beraber demokratik çözüme umutlanan Kürt Halkı, yıllardır bir mezar taşı bile olmayan kahraman evlatlarının cenazelerini dağların, tepelerin doruklarından toplayarak Kürdistan’ın çeşitli yerlerinde şehitlikler yaptı. Önce Bitlis’te dağları karış karış dolaşarak bulduğu cenazelerin kemiklerini toplayarak bir şehitlik oluşturdu. Onur duyduğu mezarsız kahramanlarının her birine bir mezar taşı yaptırdı. Bu şehitliğin yapılması halk için büyük bir onur ve değer kaynağıydı. Ancak kısa bir süre sonra Bitlis Şehitliği, AKP Hükümetinin polisi tarafından tahrip edildi. Halk haklı olarak buna tepki gösterdi.
Bagok’ta da halk kendi çabalarıyla dağlara çıkıp çocuklarının kaybolmuş kemiklerini toplayarak kendine yakın alanlarda bir şehitlik yaptı. Bagok Şehitliğini de AKP Hükümetinin polisi tahrip etti. Kürt Halkı, hükümetin denetiminde gelişen bu insanlık dışı polis uygulamasına karşı büyük bir tepki duydu. Sürecin hatırına vererek biriken tepkisini çeşitli demokratik eylem ve etkinliklerle ortaya koydu. Halk genç yaşlı demeden sırtında taş taşıyarak Bagok Şehitliğini yeniden düzeltti.
Van ise daha önce türk ordusuyla gerilla güçleri arasında yaşanan bir çatışmada şehit düşen Alman asıllı PKK gerillası Ronahi kod isimli Andrea Wolf’un isminin verildiği bir şehitlik inşa edildi. Halkın Van’da yaptığı bu Ş. Ronahi Şehitliğinin yıkılması için birkaç gün içerisinde, karar çıkarıldığı söylendi. Kürt halkı AKP Hükümetine bağlı mercilerin aldığı bu karara tepkilerini, gidip Şehitlikte çadır açıp nöbet tutarak ortaya koydu.
Geçen hafta Colamerg’in Gever İlçesinde de halk kendi çocukları olan, birer yürek parçası olan gerilla cenazelerini yerleştirdiği Şehitliklerine karşı AKP polisinin saygısızca yaptığı bu insanlık dışı uygulamalarına karşı bir protesto yürüyüşü gerçekleştirdi. Bu yürüyüşte polis, halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açtı ve yok yere iki sivil insan yaşamını yitirdi.
Gerilla Şehitliklerinin tahribi, kendi başına tahrik ve provakasyon içeren bir uygulama iken, bunun karşısında geliştirilen demokratik halk eylemlerine müdahalede, hükümetin polisi eliyle kan dökülmüş olması, sürecin gidişatı üzerinde olumsuz etki yapacak düzeyde bir durum yaratmıştır. Bundan dolayı AKP Hükümeti, Gever’de demokratik bir gösteride polisin açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bu iki sivil insan için doyurucu bir açıklama yapmak zorundadır. Bu durum soruşturulup aydınlatılmalıdır.
Gever’in haklı gerilimi
Halkların ve toplumların kültürlerinde mezarlıkların tahrip edilmesi büyük bir saygısızlık, büyük bir hürmetsizlik sayılıyor. Mevcut maddi dünyadaki savaş, çatışma, ölme ve öldürme meseleleri yetmiyormuş gibi ölen insanı mezarında da rahat bırakmayan bu zihniyet ve yaklaşımlar hemen hemen tüm toplumlarda kabul görmeyen, red edilen insanlık dışı bir eylem oluyor. Halkların ve toplumların inançlarını ve değer yargılarını böyle tanımazlıktan gelen, hiçe sayan, saldıran yaklaşımlar düşmanca tutumlar kapsamında ele alınıyor. Dünyanın neresinde olunursa olunsun tüm kültürel toplumlarda mezara ve mezarlıklara yaklaşım biraz böyle oluyor.