Gezi direnişinin dördüncü yıl dönümünde bir kez daha görüldü ki, bu direnişle yeni bir çığır açılmıştır. Tıpkı 68 kuşağının direnişi gibi Gezi direnişi de uzun yıllar önemini hissettirecektir. Erdoğan faşizminin hiç bir zulmü Gezi direnişinin izlerini silemez.
Kürdistan’da „taş atan çocuklar“ vardı. Panzerlerle ezildiler, meydanlarda kolları bacakları kırıldı, küçücük bedenleri kuş gibi vuruldu. Yetmedi, zindanlara atıldılar, her türlü işkenceye ve de tecavüze maruz kaldılar.
Erdoğan’ın „Terörle Mücadele Kanunu“ ya da kanunsuzluğu ile „Terör örgütü üyesi olmasa bile üyesiymiş gibi cezalandırılırlar“ denilip bu çocuklara yaşlarının bir kaç katını geçen en ağır cezalar verildi. Sadece bu çocuklar değil, aileleri de cezalandırıldı.
Kömür gözlü Ceylan, 12 yaşında 13 kurşunla öldürülen Uğur, kuş gibi avlanan Nihat gibi Roboskî’de katledilenleri ve diğer çocukları kim unutabilir?
Erdoğan faşizminin zulmüne karşı direnen bu çocuklar kendilerini dağlara vurdu. HPG komutanları bu çocukları yaşlarından dolayı geri göndermek isteyince isyan ettiler:
- Biz katil, işkenceci ve tecavüzcülerin elinden zor kurtulduk. Onlara teslim olmak değil, onlara karşı savaşmak için geldik. Bizi onlara geri mi göndereceksiniz deyip direndiler. Öldürseniz de geri dönmeyiz dediler. Gerilla saflarına katıldılar. Bir çoğu orada direnerek şehit düştü.
„PKK’de çocuk savaşçı var mı“ diye soran BM ve diğer uluslararası kurumlar, öncelikle bu çocuklara niye geldiklerini de sormak ve o çocukların can güvenliğini sağlamak zorundadır. Yoksa yaptıkları halkla, insanlıkla alay etmek demektir.
Hangi çocuk parklarda oynamak, okula gitmek çağındayken dağlara çıkar?
Gezi direnişi süresince de polis her türlü hukuk dışı saldırıyı ve katliamları yaptı. Herkesin gözü önünde, sekiz genç öldürüldü, onlarcası silahlı-palalı saldırganlar tarafından yaralandı. Katilleri hala meçhul ya da bilinse-bulunsa bile serbest bırakıldı.
Erdoğan „Polis destan yazdı, emri ben verdim“ deyip zaferini kutluyordu. Berkin Elvan ve annesine kinle saldırdı. Hala her fırsatta Berkin’e ve Gezi direnişi şehitlerine kinle saldırıyor, hiç utanmadan dil uzatıyor. Erdoğan bu cinayetlerin hesabını vermek zorundadır. Fetöcüler yaptı vb. deyip paçasını kurtaramaz.
Gezi direnişi şehitleri Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Medeni Yıldırım, Hasan Ferit Gedik, Ahmet Atakan ve Berkin Elvan direnişin yıldönümünde halk tarafından saygıyla anılıyor.
Erdoğan diktasının yıkılma korkusu sonucu acımasız ve kanlı katliamları Gezi’den sonra da artarak sürdü.
DAİŞ ile işbirliği içinde Suruç, Amed, Ankara, İstanbul katliamları başta olmak üzere kan dökmeye devam etti.
Gezi direnişiyle ortaya çıkan gençliğin öncüleri faşist diktatörlüğe teslim olmamak ve direnmek için arayışa girdi.
68 kuşağının liderleri Denizler faşist saldırılara karşı direnebilmek için Filistin’e gidip kamp kurmuşlardı.
Gezi kuşağı gençliğinin uzaklara gitmesine gerek kalmadı.
Gözlerinin önünde, kan ve ateş içinde yükselen Rojava devrimi onlara kollarını açmıştı. Rojava halkının direnişini sözle desteklemek, çocuklar ve sivil halk için oyuncak, insani yardım toplayıp götürmek yetmiyordu. Zaten Erdoğan diktası buna da izin vermiyordu.
Erdoğan faşizminin gün gibi ortaya çıkan DAİŞ ile işbirliği içindeki katliamları, Gezi gençliğini de Rojava devrimiyle bütünleşmeye götürdü.
Sayısını bilmediğimiz kadar genç bizzat giderek Rojava devrimine katıldı. Biz sadece şehit düşüp kamuoyuna açıklananları biliyoruz.
Serkanlar, Sevdalar, Paramazlar, Azizler, Muzafferler, Ulaşlar gibi.
Gezi direnişinde medyanın „Kırmızı fularlı kız“ dediği Ayşe Deniz Karacagil ve İbrahim Tufan Eroğluer ise bu uğurda can veren son devrimciler oldu.
Onlar binlerce Rojavalı devrim şehidiyle birlikte özgürlük uğruna aynı topraklara düştü. Hepsini saygıyla uğurluyor ve selamlıyoruz.
Erdoğan diktası onların cenazesini bile vermeyip intikamcı zulmüne devam ediyor. Darbeci Erdoğan diktası gece gündüz Gezi direnişinin kabusuyla yaşıyor. Bu korkuyla da yıkılıp gidecek.
Korkudan DAİŞ’e sarıldılar ama birlikte boğulacaklar.
Bu direniş ülkede ve bölgedeki tüm direnişlerle bütünleşerek zafere ulaşacaktır.
„Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!“