
Milyonlarca emekçi ve özgürlüksever Erdoğan faşizmine karşı ayağa kalktı. Bir haftayı aşan süre boyunca diktatörü alaşağı etmek ve özgürlükleri kazanmak için canla başla mücadele etti. Türk halkımızın tarihinde kitlesel açıdan en büyük ayaklanmaydı. Devrimci bir durum yarattı. Devrim adeta göz kırptı.
Kürt Özgürlük Hareketi demokratik barış politikasıyla Türk emekçileri üzerindeki şovenizm dumanıyla doldurulmuş odanın kapısını açtı. Şovenist alıklaştırmadan bir an için aklını kurtaran Türk halkı dönüp kendi sorunları için düşünüp mücadele etmeye başladı.
Gezi/Haziran, istediğimiz mükemmel koşullarda değil bulduğu koşullarda gerçekleşti.
Ayağa kalkan kitle ezici çoğunluğuyla Alevi ve laik halktan oluşuyordu. Erdoğan'ın soykırımcı ve yokedici bugünkü diktatörlüğünü önceden sezdi ve ayaklandı. Devireceğini umdu .
Halkın saf, dürüst, temiz duyguları ayaklanmaya yansıdı. Dayanışma inceliğinin zirvesi yaşandı. Komün duygusunu sınırlı olsa da hayata geçirmeye çalıştı. Hiçbir sivil insana dokunmadı bile. Devletin sömürgeci katliamlarını yaşamış Kürt halkımızla empati yaparak dayanışma içine girdi. "Türk bayraklı” ile "Öcalan bayraklı” insanların yanyana gelmesi anlık ve istisnai değildi. Bütün direniş boyunca yaşandı. "Diren Lice Taksim seninle” sloganını içtenlikle yükseltti. Kürtlerle mücadele yoldaşı olmak gerektiği bilincini mücadele deneyi içinde edinmeye başladı.
Mücadeleye katılan halk, antikapitalist müslümanlara da samimi temiz duyguyla yaklaştı. Erdoğan tetikçilerinin olası saldırısına karşı onlarla omuz omuza oldu.
Erdoğan diktatörünün katil polislerinin öldürücü saldırılarına karşı başlangıçta devrimciler sert çatışmalara girdi. Sonra kitlenin genç ögeleri kitle militanlığına katıldı. Taksim, Gazi mahallesi, Antakya, Ankara bunun sayısız örneğini yaşadı.
Fakat tabii ki silahsızı değil ama silahlı ayaklanma bir sanattır. Örgütsüz kitle ne buna hazırdı ne de bunu denedi. Bu nedenle devrimcilerin katil polisin üssüne hücum etmesini kimi zaman alkışladı kimi zaman geri çekilerek karşıladı. Fakat yine de liberal barışçıllık naifliğinin zararını gördükçe hayıflandı. Taksim tekrar Erdoğan faşizminin güçleri tarafından ele geçirildiği gece Gazi'den E-5'e çıkan kitleye güvenini yansıtırken, "Gazi'liler zırhlıları ortadan ikiye bölüyormuş” sözü ve umudu bu hayıflanmanın zirvesiydi.
Halk mücadele içinde eğitilir ve bilinç değişimini hızlandırır. Mücadeleye katılan kitle önceleyen onyıllarda az deneyimli ve örgütsüz kitleydi. Şovenizmin, liberal bireyselliğin/örgütsüzlükçülüğün bilinç bulandıran etkisini taşıyordu. Gezi ayaklanmasında bilincini de ileri doğru sıçrattı. Fakat ne ölçüde sıçratsa da tek bir ayaklanmayla bilinç bulanıklığından, geri ve gerici bilinçten tümden kurtulamaz. Bunun için tekil, yerel, genel sayısız mücadeleden geçmesi gerekir. Burjuva devletten henüz kopuşamamış, şovenizmin etkisinde ve örgütsüz Türk işçisi ve ezileni için bu çok çok zorunludur. Marks'ın 'devrim emekçilerin kendi eseri olacaktır, bu hem karşı devrimi devirmek için gereklidir, hem de kitlelerin değişmesi için' içeriğindeki sözü en çok Türk halkı için geçerlidir.
Gezi'den sonra, neden kitlelerin örgütlenmeye ve devrimci partilere akmadıklarına dair karamsar bir hava yeniden oluştu. Ya da "Haziran” adını alınca ve Kürt hareketinden uzak durunca kitlenin çabucak etrafında toplanacağı kolaycılığı gelişti.
Devrim, ezilen kitlelerin inişli-çıkışlı, barışçı-sert, her anı değişik, yavaş-hızlı mücadele maratonu olarak hazırlanır ve sonuçta zafere ulaşır. Ezilen kitlelerin yeniden yeniden denediği devrim girişimleri, koşulların, örgütlülüğün ve karşı devrimin zayıflığının uygun olduğu defasında zafere ulaşabilir. Gezi de tekrarlanacak devrim girişimlerinin biri oldu.
Güç ve örgütsüzlük yetersizliğinde zafer kazanamasa bile kitleler için eşsiz deneyim olur. Siyasal etkisi geleceğe doğru mutlaka kalır. Hele Türk halkının geniş kitleleri açısından bu etkiyi küçümseme lüksümüz hiç yok.
Şimdi Türk halk kitlelerini örgütleme ve seferber etmenin zorluğundan kolaycılığa sapmanın kazandıracağı hiçbir şey yok. Israrla, kararlılıkla, küçük-büyük, tekil-yerel-genel, ekonomik-politik, her mücadele imkanını değerlendirerek ezilen kitleleri mücadeleye seferber etmek ve onları örgütlemenin zor yolunu açmak ve bu yolda ilerlemek, birleşik devrimin bize yüklediği ve Gezi ayaklanmasının şevklendirdiği onurlu görevdir. Başardığımız oranda yeni Gezi'ler doğacaktır.
Erdoğan-generaller faşizmi, soykırımcı ve yokedici saldırısıyla sonuç almak ve İslamcı-Türkçü-Ulusalcı kitle tabanı pekiştirmek istiyor. Direnişimiz daha çok kitle militanlığı ve silahlı mücadeleleri zorunlu kılıyor. Bunları yaparken Türk halkının ezilen kitlelerini mücadeleye çekip örgütlemenin her imkanını değerlendirecek, faşizmin kanlı hesabını bozacağız. Gezi ayaklanması, Suruç, 10 Ekim ve Cizre -Sur'un devrim gülüşlü şehitlerine layık olmaya çalışacağız.
Ziya Ulusoy