Türkiye’de bir politik parti oligarşisi vardır. Bunlar toplumdan oy isteseler de toplumdan ve toplumun beklentilerinden kopuktur. Sadece kendi yandaşlarına imkan sağlamakta ve Türkiye’nin imkanlarını toplumun ihtiyaçlarını düşünmeden bir parti oligarşisi olarak kullanmak dışında bir zihniyete sahip değildirler. Türkiye’deki siyaset anlayışı budur. Türk devletinin kuruluşundan sonraki tek parti zihniyeti daha sonra çok partili bir siyasal yaşama geçiş yapsa da değişmemiştir. Devlet zihniyeti tamamen partilerin zihniyeti olmuştur. Sistemden bazı yönleriyle dışlanan politik İslam’ın iktidara gelince tamamen diğerlerine benzemesi sistemin yerleşik gücünden kaynaklanmaktadır.
Kuşkusuz Türkiye toplumu demokratik olmayan siyaset anlayışına bir tepki koymaktadır. AKP şahsında Türkiye’deki siyaset anlayışı kabul edilmemektedir. Bu olumlu bir tepkidir ve anlaşılırdır. Anlamayanlar kafalarını kuma gömenlerdir.
Demokratik olmayan siyaset anlayışına AKP şahsında bir tepki ortaya çıkınca hem CHP hem de ulusalcı ve Ergenekoncu denen çevreler halkın bu tepkisinden yararlanmaya çalıştılar. Bunlar Kürt Özgürlük Hareketi AKP ile kıran kırana bir savaş içindeyken ve Kürt toplumu her gün ayaktayken, dünyada görülmemiş bir devlet terörünü yaşarken AKP karşıtlığı üzerinden Kürtlerin yanında yer almadılar. AKP ile Kürt karşıtlığı konusunda yarıştılar.
Gezi Parkı eyleminden AKP karşıtı olanların hepsinin harekete geçmesi anlaşılırdır. Öyle ki, MHP bile Gezi Parkı direnişi üzerinden siyaset yapmaktadır.
CHP; halkın tepkisi gelişince, Gezi Parkı direnişine toplumsal destek artınca Gezi Parkı eylemlerine sahiplenmeye çalıştı. Bu eylemi yönlendirmeye çalıştı. Gezi Parkı’nda ortaya çıkan tepkiyi değerlendirmek yanlış değildir. Ama nasıl değerlendirileceğine bağlıdır. AKP ile aynı zihniyette olunacak, ama Gezi Parkı direnişi yönlendirilmek istenecek! Bu büyük ve yaman bir çelişkidir. Bu eylemle birlikte CHP AKP’nin demokratik olmayan siyaset tarzını köklü eleştirip Türkiye’nin demokratikleşmesini isteseydi, bu temelde başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere baskı altında olan toplumlara temel hakları ve özgürlükleri konusunda bir çıkış yapsaydı o zaman belki Gezi Parkı eylemine doğru sahiplenmiş olurdu. CHP böyle yapmak yerine tersini yapıyor. Demokratik olmayan ve Kürt halkını kültürel soykırıma uğratmak isteyen anayasa maddelerine dokunmam diyor. Devletçi egemenlikçi sistemin toplumu tek tipleştirmek isteyen anlayışını ve uygulamalarını savunuyor. Tayyip Erdoğan gibi Kılıçdaroğlu da tek tek tek diyor. Hem de bir Alevi Kürt olarak!
Türk devleti neden tek tipleştirmek istiyor? Türk devletine göre Türkiye sadece Türk ve Sünnilerden oluşursa bütünlüklü ve güçlü olur. Tek tipleşme az sorun yaşamak ve güçlenmek olarak görülüyor. Faşistlerde temsilini bulan tek tipleşmenin en temel mantığı budur. Türkiye Cumhuriyeti 90 yıldır bu zihniyetle yönetiliyor. Kuşkusuz bunda Osmanlının egemenlikçi ve imparatorlukçu zihniyetinin etkisi vardır. Çünkü Osmanlı’dan farklı topluluklar tek tek kopmuştur. Türkiye Cumhuriyeti tek tipleştirme yaratarak bunun önüne geçmek istemiştir. İşte faşist zihniyet budur.
CHP hala bu faşist zihniyetin etkisindedir. Bu zihniyet Yahudileri yok eden Alman faşizmiyle, Ermenileri yok eden Osmanlı zihniyetiyle aynıdır. Bu zihniyet geçmişini inkar ederek bunun yükünden kurtulmak istese de kendi anlayışı aynıdır.
CHP’nin AKP ile siyaset anlayışı aynı olacak, Türkiye toplumu projesi bazı farklılıklarla aynı olacak, ama demokratik bir hareket içinde etkin olmak isteyecek! Bu, günlük bazı politik yararlar dışında mümkün olmaz. CHP demokratik siyaset ve demokratikleşme anlayışında olmayacak, ama Gezi Parkı konusunda ahkam kesecek! Bu mümkün değildir. Mümkün olmadığı da görülmüştür. Gezi Parkı‘nda esas olarak CHP, ulusalcılar ve Ergenekoncuların zihniyetine tepki vardır. Çünkü AKP’nin demokratik olmayan siyaset anlayışını Türkiye’ye oturtan onlardır. Politik oligarşi denince akla CHP, daha sonra CHP’den ayrışıp yeni siyasi kanat oluşturan DP, AP, DYP ve ANAP gelir. ANAP kısmen farklı olsa da özünde aynı zihniyetle şekillenmiştir. Refah ve ondan çıkan AKP ilk başlarda oligarşik siyaset anlayışına kimi tepkiler yükseltseler de, iktidar olup devlet içine yerleşince aynı siyaset anlayışını sürdürmüştür. Hatta boynuz kulağı geçermiş misali AKP bu siyaset tarzının yeni sembolü haline gelmiştir.
Bu siyaset tarzına karşı çıkmak çok haklı ve doğrudur. Bugün CHP’nin yaptığı gibi bu politik parti oligarşisi sürdürülecek, ama AKP’ye karşı çıkıldığı söylenecek! Buna kimse inanmaz ve inanmıyor. Bu politik parti oligarşileri aslında tümüyle Türkiye’deki sistemi kısmi farklılıklarla koruma anlayışındadırlar. Kuşkusuz farklılıkları var, ama bu farklılık sistemi köklü değiştirip Türkiye’yi demokratikleştirme, yeni bir siyaset anlayışını ortaya çıkarma düzeyinde değildir. Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt Halk Önderi mücadeleleri ve doğru politikalarıyla bu durumu değiştirmek istese de Türkiye’de hala bu oligarşik parti zihniyeti aşılmamıştır. Devletin yerine toplumun çıkarını savunan bir demokratik zihniyet yaratılmamıştır.
CHP Gezi Parkı direnişinin demokratik karakterine sahiplenip devleti değil, toplumu savunan bir parti haline gelse tabii ki durum değişir. Ama böyle olmadığı her fırsatta görülmektedir. CHP Gezi Parkı olayıyla bu karakterini gözden kaçırmak istese ve bir süre kendini kurtarmaya çalışsa da bu gerçeğini gizleyemez. Çünkü politik oligarşinin köklü partisidir. Gezi Parkı’ndaki demokratik duruş CHP’nin de içinde olduğu siyaset anlayışına karşıdır. Bu siyaset anlayışını süpürmek için ayağa kalkmıştır. Türkiye’de bundan sonra politik parti oligarşisi artık eski gücünde kalmayacaktır. Zaten demokratikleşme ilk önce parti oligarşisi geriledikten sonra toplumsal alana yansır. Partiler demokratik zihniyete ulaşmazlarsa demokratik siyaset de yürütemezler; toplumu esas alan bir siyaset anlayışıyla hareket edemezler.
Aslında CHP’nin yönetimiyle tabanı arasında on yıllardır önemli bir farklılık bulunmaktadır. Parti oligarşisi biçiminde örgütlenen parti yönetiminin tabanın önemli bir bölümüyle hiçbir alakası yoktur. Ancak garip bir paradokstur ki CHP yönetimi tabandaki demokratik eğilimleri kendi meşruiyetini ve kendini ayakta tutmak için kullanmaktadır.
CHP statükocu otoriter bürokratik bir partidir. Demokratik karaktere sahip değildir. Devletin gerici karakterini değişmez biçimde savunmasıyla Türkiye’deki gericiliğin kalesi gibidir. Hatta diğer partilerdeki gericiliği de ayakta tutan bir parti konumundadır. Ancak tabanda demokratikleşmeyi isteyen bir toplumsal kesim vardır. Örneğin Aleviler başka bir demokratik partide örgütlenmeyince, demokratikleşme istedikleri halde demokratikleşmemede ısrar eden CHP’de var olmaya devam etmektedirler. Kuşkusuz Aleviler içinde CHP’yi ciddi bir biçimde sorgulayan bir eğilim gelişmiştir. CHP’ye ciddi eleştiriler getirmektedirler. Aleviler dışında da demokratikleşme isteyen, özgürlüklerden yana olan kesimler vardır. CHP’nin en güçlü olduğu 1970’lerde sol kesimlerin destek vermesi söz konusudur. Emekçiler ve ezilenler CHP’ye oy vermiştir. Amed’de bile o zaman en güçlü parti CHP’ydi.
1970’li yıllarda CHP baskıya ve zulme karşı çıktığını söyleyen bir parti konumundaydı. O zaman ordu bile CHP’den rahatsızdı. CHP’den çok Süleyman Demirel’in Adalet Partisi’nin politikalarını destekliyordu. Belki de CHP yönetimi o zaman ilk defa halka ve demokratikleşmeye yakın bir eğilim içindeydi. Aslında bugün CHP içindeki demokratikleşmeden yana olan eğilimin kökleri o zamana dayanır. Çünkü ezilen toplumun alt kesimleri ve demokrasiden yana olanlar CHP’ye oy veriyordu. CHP yönetimi parti oligarşisi olarak varlığını sürdürse de, tabandan gelen bir baskıyı hissediyordu. Belki de Türkiye’de bir parti ilk defa tabandan gelen böyle bir baskıyı yaşıyordu.
12 Eylül darbesi CHP’deki bu dinamizmi ortadan kaldırdı. Zaten darbenin amacı toplumdaki demokrasi dinamiklerini ezmekti. Bu dinamik önemli oranda ezilince CHP yine aslına rücu etti. Tabanda demokratikleşme eğilimleri var olmaya devam etse de devletin bir numaralı savunucusu haline geldi. Özellikle Kürt halkının Özgürlük Mücadelesine karşı bu gerici karakterini ortaya koydu. Deniz Baykal ve Önder Sav şahsında bu gerçekliği çok açık ortaya koydular. Deniz Baykal, devlet ve ordu adına CHP içindeki demokrasi eğilimlerini tasfiye etme ve gerici zihniyete yamalama rolünü üstlendi. Bu rolünü hala da sürdürmektedir. Aslında halen Kılıçdaroğlu’nu yönlendiren Deniz Baykal ve Önder Sav zihniyetidir.
Kılıçdaroğlu’na bazı çevreler farklı bir rol vermek isteseler de CHP içinde bunun olmayacağı kanıtlanmıştır. Egemen güçler ve Batı AKP’nin alternatifini yaratmak istemişlerdir, ama başaramamışlardır. Çünkü CHP soğuk savaş döneminde oluşmuş ve Türkiye’yi tek tipleştirme politikasından vazgeçmiyor. Egemen güçlerin temsilcisi olarak sistemin fazla değişmeden sürmesini istiyor. Aslında CHP zihniyetinde olan asker ve sivil bürokrasi, mevcut siyasal konjonktürde CHP gibi bir partinin Kürt Özgürlük Hareketi’ni etkisizleştirme rolünü üstlenemeyeceğini gördükleri için 11 yıldır AKP iktidarına icazet vermişlerdir. AKP’nin uzlaştığı asker-sivil bürokratlar da ulusalcıdır. Bu ulusalcılar emellerine AKP ile daha iyi ulaşacaklarını düşündükleri için AKP’nin iktidarda olmasını uygun görmüşlerdir.
AKP iktidarda diye CHP’nin farklı bir çizgide olduğu düşünülmemelidir. CHP hala demokratikleşme önünde engel oluyor. Demokrasi güçlerinin bir kesimini oyalayarak, demokrasi mücadelesinden uzak tutarak sisteme hizmet yapmaktadır. AKP iktidarı döneminde CHP de kendine düşen rolünü oynamayı sürdürmüştür. AKP döneminde demokrasi güçlerini demokratik mücadeleden uzak tutarak, özellikle de Kürtlerden uzak durmasını sağlayarak devletin AKP eliyle yürüttüğü politikaların kendi cephesinden tamamlayıcı olmuştur.
CHP, antidemokratik ve gerici bir partidir. Kılıçdaroğlu ise mevcut duruşuyla tam bir ucube. Kılıçdaroğlu’yla ilgili bir tanım yapmak zor. Belki de Kılıçdaroğlu’na böyle bir rol verilmiş. Ne Kürtlüğünü ne de Aleviliğini kabul ediyor. Kılıçdaroğlu şahsında Kürtlere ve Alevilere bir model sunuluyor; Kürtlüğünüzü inkar edin, Aleviliğinizi de öne çıkarmayın. Devletin istediği Kürt ve Alevi Kılıçdaroğlu şahsında somutlaşan Kürt ve Alevidir. Kılıdaroğlu devletin istediği Kürt ve devletin istediği Alevi konumundadır.
CHP yeri geldiğinde demokratik olduğunu, özgürlüklerden yana olduğunu söylüyor. Özellikle içindeki bir kanatla bunları dillendiriyor. Bu kanatla gerçek yüzünü saklamaya çalışıyor. Bugün başka bir değerlendirme yapmak zor. Eğer CHP böyle olmadığını söylüyorsa o zaman başta Kürtlerin ve Alevilerin sorunları olmak üzere Türkiye’nin demokratikleşmesinden ve özgürlüğünden yana olduğunu göstermelidir.
Gezi Parkı direnişi CHP zihniyetine de karşıdır
Gezi Parkı eylemi esas olarak Türkiye’deki demokratik olmayan siyaset anlayışına bir tepki olarak gelişmiştir. Çok iyi de olmuştur. Çünkü Türkiye’deki tüm sorunların kaynağı bu siyaset anlayışıdır. Bu siyaset anlayışı aşılmadan sorunlara doğru dürüst çözüm bulmak mümkün değildir.