Kanun Hükmünde Kararnameyle görevinden ihraç edilen Akademisyen Sinan Ok ile KHK’lilerin durumunu ve hukuk mücadelesini konuştuk

  • Keyfiliğin egemen olduğu kurumlarda KHK tırpanı yaşamları biçti. Gelinen aşamada KHK ile işten atılmış binlerce insanın doğal nedenlerle, kazalar, hastalıklar ve intiharla yaşamının bittiğini biliyoruz. Korkunç olan yaşamını yitirmiş bu kişilerden bazıları hakkında işe iade kararlarının veriliyor olmasıdır.
  • Kişisel olarak KHK’lerin tümünün zaten hukuk dışı olduğunu ifade etmiştim ama bu süreçte böyle bir garabet daha açığa çıkmış durumdadır. Hukuk herkes için işlemelidir. Demokratikleşme ve hukuk ya herkes için vardır ya da iktidarın keyfine göre bir dönem bir kesim için var olur, bir dönem de yok olur. İktidara bu keyfiyet alanı bırakılmamalıdır.
  • KHK’liler de bu sürecin lehlerine olduğunu görmeli, çatışma ikliminden çıkmadıkça hukuk ve demokrasi talebinin önüne kriminal setlerin çekilebileceğini görmelidir. OHAL dönemleri iktidarların hukuku askıya aldıkları ve KHK ahlaksızlıklarına başvurdukları dönemlerdir. Bizler barışı ve çatışmasızlığı savunmalıyız ki bu karanlık dönemden çıkabilelim.

MIHEME PORGEBOL

2016 yılında ilan edilen OHAL ve ardından gelen Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yüz binlerce insan kamudan ihraç edildi. Kaç kişinin ihraç edildiği, etkilerinin maddi ve manevi maliyeti, akıbetlerinin ne olacağı ise bilinmiyor.  İstihdam uzmanı olarak İŞKUR’da çalışırken KHK ile ihraç edilen akademisyen ve yazar Sinan Ok, KHK ile ihraçların baştan sona hukuk dışı olduğunu ve konunun hukuk dışılığının yanı sıra siyasal bir mesele olduğuna dikkat çekerek, “KHK’lerin bürokrasiye en büyük etkisi bence açığa çıkan yozlaşma, yolsuzluk ve niteliksizlik oldu. Büyük teknolojik altyapı gelişmelerine rağmen ülkede işlerin her anlamda kötüye gittiği duygusu sadece KHK’lilere ait bir duygu değil” diyor. Sinan Ok ile KHK’lilerin durumunu ve hukuk mücadelesinin imkanlarını konuştuk.

“İstihdam uzmanlığı” gibi nadir bir pozisyondayken KHK ile ihraç edildiniz. Bize kısaca kişisel KHK sürecinizden ve şu anki mücadelenizden bahseder misiniz?

Belirttiğiniz gibi, 679 Nolu KHK ile ihraç edilene kadar İŞKUR’da 2005-2017 yılları arasında İstihdam Uzmanlığı unvanıyla çalışıyordum. Çalışma alanlarımız işsizlik, işgücüne katılma oranları, açık iş araştırmaları, kayıtdışı istihdam gibi konulardı. 6 Ocak 2017’de KHK ile işsiz bırakılınca işsizlik deneyimimiz teoriden pratiğe geçmiş oldu. O zaman OHAL uygulamaları nedeniyle başka ülkelerde örneği görülmeyen boyutlarda “Nitelikli ve Devlet Destekli İşsizlik” diye bu konuyu yazmıştım. Gerçekten geçen 10 yılı aşkın süreye bakınca OHAL KHK’lerinin etkisiyle bir milyondan fazla insanın iş ve yaşam koşullarının olumsuz etkilendiği bir dönemden geçtik diyebilirim. İhraç edilenlerin yüzde 90’dan fazlası bir üniversite mezunu ve birçoğu da benim gibi master ve doktora mezunu insanlardı.  Günün sonunda bu insanlar eğitim, deneyim, bilgi ve birikimleri hiçleştirilerek sistem dışına itildiler. 10 yıldır suçları hukuken ispatlanamamış ve hiçbir zaman ispatlanamayacak yüz binlerce insan kriminalize edilmiş ve bekleme halinde. Kişisel olarak bu bekleyişe umut bağlamayan ve hiç kamuya dönmeyecekmiş gibi yaşamına ve çalışmalarına devam eden biriyim. Olumlu da olsa 10 yılın sonunda çıkan hiçbir kararın yapılan haksızlığı ortadan kaldırabileceğine, tazmin edebileceğine inanmıyorum. Ayrıca 10 yılda karar veren bir rejimin herhangi bir şeyine de güvenmiyorum. Kişisel olarak istihdam alanında ülke ve dünya verilerini takip ediyor ve güncel tartışmaları kaçırmamaya çalışıyorum. Bianet’e bu konular başta olmak üzere yazılar yazıyorum.

Kaç KHK’li var hakkını almayan? KHK’lilere dair genel tablo nasıl?

Kaç KHK’li var sorusunun kolay bir yanıtı yok aslında! Bunu KHK’lerin altında imzası olan bakanlar ve buna karar veren devlet aklı dahi tam olarak bilmiyor. Defalarca bu konuda soru ve meclis araştırması önergeleri verildi ama ne ilgili bakanlıklar ne de TBMM bu konuda kamuoyuna bir açıklama ve veri sunabiliyor. Çünkü gerçekten onlar da bilmiyor kaç kişiyi işten attıklarını. Bu durumun formel sebepleri var. “15 Temmuz Darbe Girişimi” ve “20 Temmuz OHAL Darbesi”nin hemen sonrasında KHK olmaksızın kurum kararlarıyla ve sonrasında 1 Eylül 2016 KHK’lisine kadar işten sorgusuz sualsiz atılan ve sayısı binlerle ifade edilen KHK’liler var. Ama en kitlesel kıyıma yol açan 1 Eylül 2016 KHK’siyle bir gecede 50 bin 684 kişi işten atılınca durumun vahameti açığa çıktı. Sonrasında 2018’de OHAL formel olarak bitene kadar “Kamudan” “KHK’lerle” işten atılan sayısı 129 bin 349 kişiye yükseldi. OHAL, formel olarak sona erdi ama günümüze kadar devam eden ihraç durumları var. Bu kapsamda toplamda kaç kişinin ihraç edildiğini kimse bilmiyor. Kamuda olmayıp, kapatılan, el konulan ve kayyum atanan kurum ve kuruluşlarda çalışırken işsiz kalan kişi sayısının 252 bin bandında olduğu ifade ediliyor. 

Ama KHK mağduriyeti işini kaybeden kişinin şahsında yaşatılan bir mağduriyetten ibaret değil. Bu konuda birçok kitap ve film ortaya çıktı. Bir röportajda her şeyi ifade etmenin kısıtları da var tabii ki ama kitap okumayı sevenlere Belge Yayınları’ndan çıkan OHAL’de Hayat kitabını ve film severlere ise İlker Çatak’ın Sarı Zarflar filmini önerebilirim.

Keyfiliğin egemen olduğu kurumlarda KHK tırpanı yaşamları biçti. Gelinen aşamada KHK ile işten atılmış binlerce insanın doğal olarak, kaza, hastalıkla ve intiharla yaşamının bittiğini biliyoruz. Korkunç olan yaşamını yitirmiş bu kişilerden bazıları hakkında işe iade kararlarının veriliyor olmasıdır. Mahkeme kararları ölmüş gitmiş insanları geri getirmeye yetmiyor ama KHK’ler hakkında söz kuran çok önemli kurumlar hâlâ KHK’linin kimliğine, yaşam tarzına, siyasi görüşüne göre söz kurabiliyor. Meselenin odağı bu rejimin kendisi olmalıdır. Yani FETÖ’cü, devrimci ve benzeri ayrımları yapmamızı isteyen bir iktidar var bizde bu tuzağa çok hızlı atlıyoruz çoğu zaman. Ortada haksız hukuksuz bir şekilde işten atılmış yüzbinlerce insan ve mağdur edilmiş milyonlarca yurttaş var. Bunu konuşmamız gerekiyor...

KHK’ler o dönemki kamu bürokrasisinin işleyişine nasıl etkide bulundu ve bugünkü bürokrasiye yansımaları nasıl oldu?

KHK’lerin bürokrasiye en büyük etkisi bence açığa çıkan yozlaşma, yolsuzluk ve niteliksizlik oldu. Büyük teknolojik altyapı gelişmelerine rağmen ülkede işler her anlamda kötüye gittiği duygusu sadece KHK’lilere ait bir duygu değil. OHAL karanlığı ve KHK zorbalığı sadece yüzbinlerce insanı işsiz bırakmadı, geride kalanların tepesindeki Demokles’in Kılıcı gibi askıda kaldı. Sesimi çıkarırsam işimden atılırım kaygısı siyasi saiklerle belirlenmiş üst yönetimle birleşince ortaya muhteşem skandallar dönemini çıkardı. Belki büyük bir iddia olacaktır ama “Yeni Doğan Çetesi” “Gülistan Doku Katliamı” ve en son kamuoyuna yansıyan “Fon ve Borsa vurgunları” gibi durumlar kamuda sistematik bir denetimsizlik ve niteliksizliği işaret ediyor. Bu durumları açığa çıkaran yapısal bir nedenin KHK ihraçları olmadığını kimse iddia edemez. Gülistan Doku katliamında adı geçen İŞKUR il müdürünü (Adı geçen İşkur İl Müdürü Özdemir Aktaş, Nisan ayında görevinden alınmıştı.) yakinen bilen birisi olarak şunu ifade edebilirim: O kişi hak etmediği bir koltuğa getirilmişti ve kaybetmemek için ne denildiyse onu yaptı. Bu tipik örneğin mahkeme salonlarından Ankara’daki koridorlara kadar yaşanmadığını iddia edebilen varsa onu vicdanına havale edelim.

KHK’lilerin dönüşü demokratik bir Türkiye iddiasına ne ölçüde katkı sunar? 

Her şeyden önce bu hukuk ve insan hakları kırımı geç de olsa son bulursa memlekete dair kitlesel bir umutsuzluk son bulmuş olur. KHK meselesi baştan sona hukuk dışı ama bir o kadar da siyasal bir meseledir. Bireysel olarak bu haksızlık rejiminin altında sadece iktidarın imzalarını görmüyorum. Aynı zamanda başta ana muhalefet olmak üzere tüm muhalefetin konu hakkında ikircikli, “ama şu oldu, bu oldu, şucu-bucu” değerlendirmelerini de görmek lazım. Başta Özgür Özel olmak üzere hiçbir muhalif lider KHK meselesinin ne kadar kitlesel ve toplumsal bir sorun olduğunun ve nasıl bir toplumsal yıkıma yol açtığının farkında değil. KHK’liler konusunda iktidarla aynı şekilde düşündükleri dönemler çok uzakta değil. Ancak bu kırılgan keyfi hukuksuzluğun meclisi, anayasayı ve tüm olağan hukuku askıya aldığını, son zamanlarda yaşadığımız rejimin adının “KHK” olduğunu fark ettiler diye düşünüyorum. Hukuk devleti olan ve demokratik olan bir ülkede KHK ile düzenlenen tek bir alan olamaz. Buna KHK ile işten atmalar da dahil. KHK’lerin haksız hukuksuz olduğu, milyonların yaşamında olumsuz kalıcı ve toplumsal sorunlara yol açtığı ve sadece mahkeme kararlarına bırakılamayacak bir konu olduğu bilinmelidir. KHK ile ihraç edilmiş bir akademisyenin (Betül Havva Yılmaz) Berlin’e göç edip oradan milletvekili seçilmesi gibi sıra dışı binlerce sonucu olan bir toplumsal durumdan söz ediyoruz. Ülke bir gün hukuk ve demokrasiye dönerse o zaman bu yıkımın tam bilançosuna dair değerlendirmelere ve raporlara dair çalışabileceğiz. 

 

KHK’ler mevcut Barış ve Demokratik Toplum Süreci bağlamında devletten ne talep ediyorlar? Ayrıca sürece destekleri doğrultusunda ne şekilde katkı sunabilirler?

Barış ve Demokratik Toplum süreci Kürt meselesinde çözümsüzlük/çatışma politikalarının tıkanması ve bu bağlamda siyasal ve hukuksal bir mücadele alanının açılması umuduyla başlamış ve devam eden bir süreç. 200 yıllık Kürt meselesi ve 50 yılı aşkın çatışmalı sürecin geldiğimiz aşamada çok önemli bir durağı. Bir Kürt ve siyaset bilimi doktora öğrencisi olarak yaptığım okuma şudur; devlet kendi tarihinde ilk defa ateşkese uyuyor. Bu olumlu bir şey olarak görülmeli ve tüm yurttaşlarca destek görmelidir. Kürt meselesi özelinde KHK’ler meselesi hem bağlantısı olan hem de olmayan bir konu olarak ele alınabilir. Somut olarak şunu ifade edebiliriz. Binlerce insan Kürt olduğu ve PKK ile iltisaklı olduğu iddiası nedeniyle ihraç edilmiş durumdadır. Bu durum iddianamelere bu şekilde işlenmiş durumdadır. Dolayısıyla PKK ile yürütülen bir süreçte doğrudan PKK’li olmayıp -ki bu durumda yargı ve mahkeme kararları hukuk dışı olan “iltisak” kavramına değil, doğrudan yargılamaya başvururdu- PKK ile iltisaklı olduğu iddia edilen insanlara yönelik 10 yıldır ispatlanamayan iddialar tamamen temelsiz duruma düşecektir. Kişisel olarak KHK’lerin tümünün zaten hukuk dışı olduğunu ifade etmiştim ama bu süreçte böyle bir garabet daha açığa çıkmış durumdadır. Hukuk herkes için işlemelidir. Açıkça şunu savunmak zorundayız. Demokratikleşme ve hukuk ya herkes için vardır ya da iktidarın keyfine göre bir dönem bir kesim için var olur bir dönem de yok olur. İktidara bu keyfiyet alanı bırakılmamalıdır. Hem bir bütün olarak muhalefetin hem DEM Parti ve PKK temsilcilerinin topyekun bir hukuk ve demokrasi altyapısı için süreci yürütmesi ve desteklemesi gerekmektedir. Aksi takdirde DEM belediyelerine kayyum atamaya ara veren iktidarın sürprizli CHP/Yeni Parti atamaları, kendilerine sunulan bu teklifi kabul etmeyenlerin ise tutuklanmalarını izlemeye devam edeceğiz. KHK’liler de bu sürecin lehlerine olduğunu görmeli, çatışma ikliminden çıkmadıkça hukuk ve demokrasi talebinin önüne kriminal setlerin çekilebileceğini görmelidir. Çatışma, savaş ve OHAL dönemleri, iktidarların hukuku askıya aldıkları ve KHK ahlaksızlıklarına başvurdukları dönemlerdir. Bizler barışı ve çatışmasızlığı savunmalıyız ki bu karanlık dönemden çıkabilelim.