
Kürdistan halkının artık statüsüz yaşamak istemediğini kaydeden Sarıyıldız, “Kürt halkı sadece öz yönetim değil ayrılma hakkı da dahil hiçbir doğal hakkını kimseyle tartışmak durumunda değildir artık. Türkiye tarafına dönük ince sitem artık yerini kalın bir duygusal kopuşa bırakıyor” dedi.
Sokağa çıkma yasakları başladığı günden İtibaren Cizre’de bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, bölgedeki son durumu bütün detaylarıyla Zete’den Pia Baçaru’ya anlattı. Uzun söyleşide Sarıyıldız, “Devlet bütün gücüyle Kürt halkının öz yönetim talebini boğmak için, yaşam alanlarını insansızlaştırıyor, halkı göçe zorluyor. Yaşam alanlarını terk etmek istemeyenlere ise katliamlarla karşılık veriyor. Devlet operasyonları kolordu komuta düzeyinde bir askeri yığınakla yürütüyor fakat halkın direnişini kırabilmiş değil. Sürecin uzaması, halkın öfkesini her gün biraz daha biliyor. Kürdistan halkının öz yönetim talebinden geri adım atması artık mümkün değil. Kürt halkının tepkisi, iradesini zorla yok etmeye çalışan devlete karşıdır ve bu öfke 30 yıllık çatışmalı sürecin içerisinde politize olmuş bir öfkedir” dedi.
Çıkarsam giriş yapamam
Cizre ve Silopi’de giriş ve çıkışlar asker ve polisler tarafından kapatıldığını; yüz binlerce kişinin olduğu cezaevlerine dönüştürülmüş durumda olduğunu kaydeden Sarıyıldız, bilinçli yerinden etme politikası uygulandığı için çıkmak zorunda kalanlara büyük oranda engel çıkarılmadığını belirtti. “Sokağa çıkma yasağının başladığı ilk günden itibaren Cizre’deyim. Cizre’den ayrıldığım an yeniden giriş yapabilmem mümkün değil” diyen Sayıldız, herhangi bir mahalleden başka bir mahalleye geçerken kelle koltukta gittiklerini, Çünkü her an zırhlı araçlardan açılan bir ateşin, ya da tepelere konumlanan keskin nişancıların ya da mahalleye rastgele atılan bir tank mermisi, havan topunun hedefi olabileceklerini kaydetti.
Vekilini de dikkate almaz
Bu halkın muhatap bulamadığı, iradesi yok sayıldığı için Ankara’ya kırmızı kart gösterdiğini anımsatan Sarıyıldız, “Halkı hiçe sayanlar, tanımayanlar vekilini de dikkate almıyor. Savaş konseptinin devreye girmediği süreçte kısmen mülki amirler ile diyaloğumuz vardı. Bazı sorunları ortak diyalog kanalları kurarak çözebiliyorduk. Ancak, şu an bütün iletişim kanalları kesilmiş durumda” dedi.
Öfkeli gençlerin durumu
Bölgedeki çatışmaların temel müsebbibi olarak “öfkeli gençler”in gösterilmesinin doğru olmadığına işaret eden Sarıyıldız, şunları söyledi: “AKP devletinin başlatmış olduğu çatışmalı sürecin muhatabı öz yönetim talebine sahip çıkan Kürt halkıdır. AKP devleti Kürt halkına savaş açmıştır. Hendeklerde direnen gençlere gelince, unutmayalım ki bu gençler 30 yıllık çatışmalı bir sürecin içine doğmuş, şiddetin içerisinde büyümüş, politikleşmiş ve bilinçleri yaşadıkları nesnel koşullara göre oluşmuştur. Dolayısıyla gençlerin talepleri halkın taleplerinden farklı değildir. Gençler de halkın savunduğu öz yönetim ve özgür bir yaşamı savunuyor. Evet gençler çok öfkeliler çünkü şiddetten, yoksulluktan ve yoksunluktan başka bir şey görmediler. ‘Öfkeli’ olmayıp da ne yapsınlar? Kaldı ki, taşıdıkları öfkeyi bileyen şey sadece ulusal bilinçleri değil, aynı zamanda sınıfsal öfkeleridir. Bence herkesin gençlerin bu öfkesini anlaması ve dikkate alması gerekir.”
Cenaze maliyetini arttırmak
Cizre ve Silopi’de generallerin kumanda ettiği, on binlerce askerin, yüzlerce özel harekat polisi, tanklar ve diğer zırhlı araçlar eşliğinde yapılan saldırıyı başarılı göstermenin yolunun “cenaze maliyetini” arttırmaktan geçtiğini ifade eden Sarıyıldız, şöyle devam etti: “Türk Genelkurmayı’nın açıklamasını dikkate alırsak şu an Cizre ve Silopi’de mezarlıklarda yer kalmazdı. Genelkurmay 8 Ocak’ta yaptığı açıklamada Cizre ve Silopi 316 ‘terörist etkisiz hale getirildi’ iddiasında bulunuyor. Peki sıkı bir ablukanın olduğu, neredeyse uçan kuşun dahi vurulduğu bir ortamda manşetlerden büyük iştahla sunduğunuz bu cenazeler nereye gömüldü? Hangi hastane morgunda bekletilmektedir? Kimlik bilgileri nedir? Eğer 3 aylık Miray bebek, 5 Yaşındaki Hüseyin Selçuk, 11 yaşındaki Mehmet Mete, 74 yaşındaki Ramazan Amca, 57 yaşındaki Taybet Ana, sağlık çalışanı Aziz Yural ve diğer 57 sivil kayıtlara ‘terörist’ geçirilmişse onu bilemem.”
Hama ve Humus’tan farkı yok
Cizre ve Silopi’de hendeklerin olduğu mahallelerin nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturduğunu hatırlatan Sarıyıldız, bu mahallelerin devletin tank ve havan topları eşliğinde yaptığı ağır saldırılar neticesinde bir enkaza dönüştüğünü; Cizre ve Silopi’nin şu an Hama ve Humus’tan hiçbir farkı olmadığını söyledi. Sarıyıldız, “Devlet, Cizre’de hendeklerin olduğu mahallelere bir milim dahi girmiş değil. Sadece hakim tepelerden mahallelere dönük yoğun bir saldırı ve halkı göçertme politikası uygulanıyor” dedi.
İç göç oluyor
Cizre ve Silopi’de yaşanan göçü daha çok bir iç göç olarak tarif eden sarıyıldız, şöyle izah etti: “Saldırılar yoğunluklu olarak, Cudi, Nur, Yafes ve Sur mahallelerine dönük gerçekleşiyor. Bu mahallerde çıkmak zorunda kalan insanlar daha çok kent merkezine ya da saldırıların kısmen daha az olduğu mahallelere gidiyor. Bir kısmı yakınlarının evlerinde bir kısmı da halk tarafından evlerde misafir ediliyor. Cizre’de şu an her evde yaklaşık 20-30 kişi yaşıyor. Sıkı ablukadan ötürü iç göçe dair net bir rakam vermemiz biraz zor gözüküyor. Evini terk edip başka mahallelere ve civar köylere yerleşenlerin tahmini olarak her iki ilçe için 50-60 bin civarında olduğunu söyleyebilirim.
Çocukların sorusu
Bu ablukanın en büyük mağdurunun çocuklar olduğuna dikkat çeken Sarıyıldız, çocukların durumun şöyle anlattı: “Çocuklar sokakta mutlular. Sokağa neşe katan ve can veren çocukların sesidir. Çocukların en çok sevdikleri mekân olan sokak ellerinden alındı. Eğitim hakları gasp edildi. Ağır bombardımanın yarattığı travmadan ötürü bazı çocuklar uzun süredir konuşmuyor. Sokakta karşılaştığım bir çocuk şunu sormuştu: ‘Sokağa çıkmayın diyorlar. Evde kalmamızda rağmen vuruyorlar, sokağa çıkıyoruz yine vuruyorlar. Peki ne yapacağız biz?’ Bu soru Cizreli çocukların içinde bulunduğu durumu gayet iyi anlatıyor.”
Gıda ambargosu uygulanıyor
Özellikle saldırıların yoğun olduğu mahallelerde çok katı bir gıda ambargosu uygulandığının belirten Sarıyıldız, “Mahallelerde kalanlar açlık ve susuzluk ile cezalandırılmak isteniyor. Trafo hatları, su depoları bilinçli olarak devlet güçleri tarafından patlatıldı. Cizre ve Silopi’de insani ve komşuluk ilişkileri çok iyi. En önemlisi de politik aidiyetin getirmiş olduğu güçlü bir kolektif dayanışma söz konusu. İnsanlar sofrasında bulunan her şeyi komşusu ile paylaşıyor. Ancak, özellikle su sıkıntısı giderek artıyor. Bu durum en çok bebekleri ve çocukları etkiliyor. Elektriğin olmamasından dolayı evler çok soğuk. Cizre’de temel ihtiyaçların karşılanması konusunda ciddi bir sıkıntı yaşanıyor yani. Suların kesik olması, çöplerin toplanamaması, saldırılar nedeniyle tahrip olan kanalizasyon şebekelerinden taşan lağım suyu ve temizlik imkanlarından yoksunluk salgın hastalık riskini günden güne büyütüyor. Halk temiz suya ulaşamadığında kuyu sularına yöneliyor. Bu da birçok hastalığı beraberinde getiriyor. Sokaklarda paramparça olmuş hayvanların hastalık saçma riski de giderek artıyor” diye konuştu.
Cizre’nin çağlığıydı
“Çatışmaların yaşandığı bu süreç boyunca sizi en fazla etkileyen olay hangisiydi?” sorusuna, hangi hikayeye baksa yüreğine tarifsiz bir dram damgalandığını belirterek yanıt vermeye başlayan Sarıyıldız, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir hafta boyunca benden yardım isteyen Hediye Ana’nın bir tank mermisine kurban gitmesini, 3 aylık Miray bebeğin Ramazan amca ile kanlı bir pusuda yaşamını yitirmesini, yaralı bir kadına derman olmaya giderken tek kurşunla başından vurulan arkadaşım Aziz’in ölümünü, inancını gülüşünde saklayan yoldaşım Sêvê’yi yitirmenin verdiği acıyı nasıl ayırt edebiliriz? Ancak, diğer yandan bir çocuğun tank ve top atışlarına rağmen yüzündeki hafif korku ile birlikte duvara odun kömüründen ‘Berxwedan jîyane, bêdengî mirine’, ‘Yaşamak direnmektir, sessizlik ölümdür’ diye yaptığı yazılıma da beni derinden etkiledi. Çünkü bu Cizre’nin çığlığıydı.”
Umudu taşımalı
HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın “Yüzyıl da savaşsanız dönüp geleceğiniz yer yine masadır” sözlerine hatırlatan Sarıyıldız, Jean Paul Sartre’ın söylediği gibi, “umutsuzluk; insanoğlunun kendine karşı hazırlayabileceği suikastların en korkuncudur. Umutsuzluk manevi bir intihardır” diyerek bu anlamda herkesin umudu taşıması gerektiğini söyledi. Sarıyıldız, şunları ekledi: “Biz karamsar değiliz. Kuşkusuz savaş ortamı acının, öfkenin bir duygu karmaşasının hakim olduğu ortamlardır. Bir duygu karmaşası içinde olduğumuz doğrudur. Çocuklarımız, gençlerimiz, kadınlarımız katlediliyor ve cenazeleri günlerce sokak ortalarında bekletiliyor. Öfkeliyiz, kızgınız, acılıyız ama asla karamsar değiliz. Kürt halkı tarihsel bir an yaşıyor. Tarih, Kürt halkına 100 yıl sonra büyük bir fırsat sunmuştur. Özgürleşen Kürt halkı Türkiye’yi de özgürlük ve demokrasiye kavuşturacak. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.”
Kurtulmuş’a yanıt
Türk Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, sivillerin bu çatışmalardan etkilenmemesi için gayret sarf ettiklerini iddia ettiğinin hatırlatılması üzerine Sarıyıldız, şunları söyledi: “Kürtlerin öz yönetim talebini ezmek için AKP ve özel harp dairesi ittifak kurdu. Çünkü Kürt halkının çözüm projesi olan öz yönetim Türkiye’nin katı, merkeziyetçi idari yapısını zorunlu olarak değişime uğratacak. Bu projeye karşı bir direnç-ezme ittifakı kuruldu. Bu nedenle özel harp dairesinin bütün elemanları Kürdistan’a gönderildi. AKP, ‘Türksen övün değilsen itaat et’ mesajını elçileri aracılığıyla duvarlara yazdırdı. Öyle basit birkaç kendini bilmez özel harekat polisinin işi değil. Numan Kurtulmuş kolluk güçlerinin nasıl bir ‘hassasiyet’ gösterdiğini görmek istiyorsa Cizre, Silopi ve Sur’a gelsin. Katledilen yakınlarını bir aydır morglarda tutan, çürümeye başlayan cenazelerini mahalleden çıkaramayan, bir hafta boyunca cenazelerini sokak ortasından ve kar altından kaldıramayan, evleri tank ve top mermileri ile yıkılan ailelerle bir araya gelsin. Bu aileler anlatsın bakalım kolluk güçleri nasıl ‘hassasiyet’ gösteriyormuş.”
Kürt halkı statü istiyor
Hükümet kanadının, Kürtlerin öz yönetim ilanlarına tepkili olduğu iddianın anımsatılması üzerine Sarıyıldız, şu yanıtı verdi: “Kürt halkı söyledikleri gibi bu kadar tepkili olsaydı bunca operasyona, bunca ablukaya, bunca katliama karşı bu kadar direniş olur muydu? 7 Haziran ve 1 Kasım seçim sonuçları bizim için aynı zamanda Kürdistan’da öz yönetim referandumuydu. Şu bilinmelidir: bu halk artık statüsüz yaşamak istemiyor. Dolayısıyla tepkileri şu anda öz yönetim ilanlarına değil, AKP devletinin ve Saray’ın halka statüsüzlüğü dayatmasına karşıdır. Kürt halkı sadece öz yönetim değil ayrılma hakkı da dahil hiçbir doğal hakkını kimseyle tartışmak durumunda değildir artık.”
Türklerin sessizliği
Kürtlerin gözünden bakınca Türklerde kocaman bir sessizlik göründüğünü kaydeden Sarıyıldız, “Kürtlerde her zaman bir serzeniş oldu. Çünkü buradaki hakikate hep egemenlerin penceresinden bakıldı. Sosyal medyada yaşlı, bebek ve çocukların katledilmesine ‘müstahaksınız’ diyen azımsanmayacak düzeyde bir kitle var. İnsani olarak biraz hassasiyet gösterenler de ‘Ama hendekler’ ile başlayan cümleler kuruyor. Batıya dönük ince sitem artık yerini kalın bir duygusal kopuşa bırakıyor” dedi.
HABER MERKEZİ