Tarihin ruhu anda yaşıyor, desek belki abartılı olmaz. İnsanlar güç getirmediği varlığa önce tanrısallık sıfatları atfetti. Tanrı olarak belirlediği cisme ulaştıktan sonra onun yerine yenisini koydu. Bu gidişat insanlardaki düşünsel gelişmelerle birlikte tanrı fikriyatını göklere çıkartmayı gerekli kıldı. Göklere çıkartılan tanrının yeryüzündeki temsiliyetini devlet merkezli iktidarlar aldı. Nasılki göklere çıkartılan tanrıya ulaşılmaz sıfatlar eklendiyse onun yer yüzündeki temsilcisi olan devlet ve egemenlerde kendisini dokunulmaz kılmak için farklı yasa ve kanunlarla garantiye almaya çalıştı.

Bu konuda toplumların geçmişinde oldukça fazla örnekler var. Bunlardan bir tanesi “Gılgamış” destanıdır. M.Ö 2500 ile 2800 yılları arasında yazılmış olduğundan bahsedilen, işgalcilerin ve egemenlerin kendisine alternatif olana tahammülsüzlük serüveninin bir nüshası. Bu trajediler öyle çok tekrarlandı ki hayatın her döneminde kendisine benzer çok sayıda hikaye bıraktı. Kendi döneminin ilk ve belkide tek yazılı belgesine bir bakın. Ogün güzel şehri kıskanıp tufan kaldıran tanrılar Şurippak’ı yerle bir eder. Tabletlerdeki hikayeye göre Kral Gılgamış ölümden kurtulma çabasıyla dünyanın öbür ucuna kaçar. Orada tufandan sağ kurtulmuş Utnapiştim’le karşılaşır.

Utnapiştim Gılgamış’a “Gılgamış, sana gizli bir şey açayım. Tanrıların gizini söyleyeyim: Şurippak, senin bildiğin bir kent, Fırat’ın kıyısındadır. Bu kent çok eskiden varken, tanrılar bu kentin yanındaydılar. Tanrıların aklına bir tufan yapmak geldi. Bunların babaları soylu Anu, hükümdarları yiğit Enlil, büyük vezirleri Ninurta, su yolcuları Ennagi ve Bilge Ea da onların toplantısında yer aldı.” (Gılgamış Destanı)

Bu hikayenin bir benzeri 9 Ekim 1998’te aynı bölgede büyük bir yaşamın arayışçısı olan PKK lideri Abdullah Öcalan’a karşı gerçekleşti. Bu seferki şehir Beka Vadisi’ydi. Kendi yaşamını örgütlü, direnişçi ve hakikat arayışına adayan Bilge insan oradaki halklar için bir çıkış yoluydu. Bir umuttu. Bunun günlük mücadelesini veriyordu. Gılgamış Destanı’ndaki tanrıların temsilcileri 20. yüzyılın sonunda gene bir araya gelmişlerdi ve hakikat arayışçısının peşine düştü. Çıplak krallar ve maskesiz tanrıların hepsi birleşti. Bilge insanda tıpkı Gılgamış gibi kendi halkının barışı ve özgürlüğü için yollara düştü. Asya ve Avrupa’da halkların ortak yaşamı için bir çıkış aradı. Fakat bu dönemin egemenleride Gılgamış döneminin tanrılarından farklı değildi ve hepsi büyük planı başarıya ulaştırmanın hedefine kilitlenmişti. Maskesiz tanrılar ant içmişlerdi. Tufan kalkmalıydı ve Bilge insanla birlikte yaratıcısı olduğu hareketi ve değerleri yok etmeliydi. Bununda tek yolu onu esaret altına almaktı.

Bilge insan “Atina Savunması”nda Maskesiz tanrılar için “Süreç, çarmıh veya tabutun hazırlanmasıydı. Moskova’dakiler ilk çivileri sıkı vuruyorlardı. İlk defa, suratlarında dostluğa hiç yer vermeyen görüntülerle tanışıyordum. Belli ki karar, üst düzeyden ve kesindi” diye ifade etmişti. Kürt Halk Önderi Öcalan 20 yıldır İmralı adasında tecrit altında tutuluyor. Hakikat arayışından vazgeçmeyen Bilge insanın bu tecridini kırmak için yıllardır büyük mücadeleler verildi ve bugün altı ayı bulan büyük bir direniş gelişti. ‘Tecridi kıralım faşizmi yıkalım’ şiarıyla başlayan bu direniş her geçen gün büyümektedir. Büyüyen bu direnişe büyüyecek olan insanlığın habercisidir.